1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Çocuklarımız İlimden Uzak Yetişiyor
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuklarımız İlimden Uzak Yetişiyor

A+A-
Asrımızda göze çarpan ciddi yeni algılar var. İnsanlar teknoloji ile haşır neşir olduğu zaman içinde bulundukları ortamında etkisiyle biraz bilgisayar kullanmayı da biliyorsa kendisini allame zannetmeye başlıyor. Bunu maddi olanakları da destekleyince işte karşınıza dev bir kibir abidesi çıkıyor. Allah muhafaza buyursun.
Son günlerin en göze çarpan gerçeklerinden biri olan bu yeni duruşla alakalı uzun zamandır bir şeyler karalamayı istiyordum. Ama her defasında bir şekilde fikrimden cayıyor, başka bir yazı konusuyla devam ediyordum. Her şeyden önce insanlara anlatılması gereken gerçek olgunun insanın ilimle kaynaştıkça acziyetini anlaması ve haddini bilmesi olmalıdır. Elektronik ortamda büyüyen yeni neslin elinde cep telefonu karşısında televizyon ile bazı gerçeklerden gittikçe uzaklaşarak kendinde hafazanallah farklılık hissetmesi gibi yeni bir hüviyet belirmesi günümüz tehditlerini başlarında yerini alır. Kimse kendisinin ilmen yetersiz olduğunu ya da ilme aç olduğunu bilmiyor. İlim denildiği zaman teknolojik aletlerin kullanımı akla geliyor. Hâlbuki ilimden kasıt hiçbir zaman alet edevata dayalı ortaya çıkan bir hakikat unsuru olmamıştır. İlim beyne Yüce yaratanımıza ve ona yani hak yola götüren hakikatlere yönelik gelişim sürecidir. Geçmiş zamanlarda kendini ilim ve irfana adamış atalarımız sayesinde bugünkü noktalara ulaştığımızı aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.
İlimle alakalı okuduğum okuldan kalan bilgiler ışığında birkaç hususu sizlerle elim altında ki notlardan yararlanarak paylaşmayı istiyorum. Lütfen yazdıklarım sizi sıkmasın. Mümkün mertebe anlatılmak istenen gerçeği anlamaya çalışalım. Bende aynı şeyi yapıyorum. Çocuklarımıza ilim anlamında gelişen gerçekleri bihakkın iletmediğimiz takdirde gelecek nesiller olarak beklenti altına girmek oldukça saçma bir düşünce olur. Sulamadan, fidandan sebze beklemek gibi bir anlam ihtiva eder ki bu da oldukça zavallı bir duruma işaret eder.
Bir medeniyeti, o medeniyetin kurucu aklı üretir. Medeniyetleri birbirinden ayıran gerçek, kurucu aklın bilgiyi nasıl tanımladığıdır. Peki, İslam medeniyeti bilgiyi nasıl tanımlamaktadır? Bu konuya bir eğilelim. Gençliğimizin de bu ışık altında yolunu çizmesi için elimizden gelen gayreti sarf edelim. Televizyonlarda zaman yiyen magazin programları veya son zamanların en zararlı oldukça sıradan, insana hiçbir maddi ve manevi gerçek kazandırmayan, aksine günahlar içinde yüzdüren insanımızın zihnini köreltmeye yönelik Survivor gibi saçmalıklardan oldukça uzak tutmalıyız.
Yukarıda ki sualin İslam düşüncesinde ki üç bilgi sistemine nazaran üç ayrı cevabı vardır. Bu sistemler Beyan, Burhan ve İrfan bilgi sistemleridir. Önce Beyan bilgi sistemine göre yapılan tarife bakalım.
Bir tarife göre ilim temyiz ve tercih, yani gerçeği seçip ayırmaktır. Bilgi doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, adaleti zulümden, ıslahı ifsattan ayırmamıza yarayan zihin faaliyetidir. İnsan olmanın en önemli ayrıcalıklarından biri de budur. O halde bugünkü insanlığa baktığımızı zaman ayırt edebilme yeteneği noktasında insanoğlu genel anlamda sınıfta kalmaktadır.
Burhan ilmine gelelim. Farabi, Fususu’l-Hikem’inde, “ne” sorusuyla değil “nasıl” sorusuyla alakalıdır: “Bilinebilir şeyler ilahi tecelli sayesinde ruhta yansır. Ruhu bu bilinebilir şeylerin geçmesine elverişli hale getiren aklın bu bilgiyi edinmede kaynaklık rolü yoktur, sadece ayna görevi görür. İdrak bir intibadır. Balmumu, üzerine basılana kadar mühre yabancıdır. İmajı idrak ettiği anda insan onunla ilgili bilgi elde etmiş olur.” İbn-i Sina, buna bir ilave yapar ve der ki: “İlim kesin delile dayanırsa hikmet olur.” Zan ve yakin ayrımı İbn-i Sina’da ilim ve hikmetle karşılık bulmaktadır.
Bu duruma göre Burhan ilmine yaklaşımda da aklın sadece ayna görevi gördüğüne işaret eder ki bu da bir diğer bakış açısıdır. Yani gerçekler karşısında insanoğlunu gerçekle önceden yerleşik bilgiler ilahi tecelli sonrasında ruhumuza yansıyor. İlim yerleşik olduğu noktadan günü gelince zahir olarak kendini ortaya çıkarıyor ki bu da diğer önemli bir bakış açısıdır.
İrfan bilgi sistemine bakınca da bunun temsilcilerinden Hâkim Tirmizi, kendisinden beklendiği gibi ilim ile keşif arasında bağ kurar: “İlim rüyet ile birleşince gayb sahibi için ayan açık olur.” Ebu Ali Sekafi “İlim, cehaletten kalbi dirilten hayattır” der. Sofi Gazali “İlim ağaç, amel meyvedir. İlim meleke haline gelirse insanda zanaat ve meslek olur” der.
Bu meslek erbabından kimileri ilme sembolik izahlar da getirmişlerdir. Mesela ‘ilm kelimesini oluşturan ‘ayn-lam-mim harfleri şu üç şeyin sembolüdür: İlliyyin-Lütuf-Mülk. Zira bilgi sahici krallıktır, sahibini halk üzerinde melik kılar. Bir başka sembolik yorum denemesinde bu üç harfin karşılığı, izzet-letafet-muhabbet olarak kodlanmıştır.
Görüldüğü gibi her üç bilgi sistemi mensupları da, kendi durdukları yerden ilmi tarif etmektedirler. Şu halde bu tariflerin tümünün de ilim hakkında, hakikatin tümünü değil bir parçasını ifade ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İlim bunların hepsi, hatta daha fazlasıdır.
İşte değerli kardeşlerim, ifadeler biraz ağır olsa da oldukça sadeleştirmeye çalıştım. Buna göre yeni neslin ilmi faaliyetlerinde kendilerine önderlik edecek gerçekliklerden uzakta olması ebeveynler üzerinde ki sorumluluğu bir kat daha artırmaktadır. Çocuklarımızı günümüzün görsel oyuncaklarından ziyade gerçek yaşama dair ilmi konulara sevk etmeliyiz.
NOT: Değerli okurlarım hafta sonu anacığımı hastaneye kaldırdık. Açık kalp ameliyatı olacak. Lütfen dualarınızı esirgemeyin. 
Bu yazı toplam 106 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.