1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. CÖMERTLİK
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

CÖMERTLİK

A+A-

Çok zengin ve cömert olan Abdullah bin Câfer-i Tayyar "rahmetullahi aleyh" hazretleri bir hurma bahçesinin yanından geçiyordu. Siyah bir köle bahçede çalışırken ona üç öğünlük yemek getirdiler. O anda bir köpek kölenin yanına vardı. Bir öğünlük yemeğini ona verince, köpek hemen yedi. İkincisini, daha sonra üçüncüsünü de verdi. Hazret-i Abdullah köleye yaklaşarak seslendi:

- Ey arkadaş, niçin üç öğün yiyeceğinin hepsini kendin muhtaçken ona verdin?

- Efendim, bu köpek uzak diyardan gelmiştir. Açtır ve nasibini arıyor.

- Peki, sen ne yiyeceksin? - Aç durup sabredeceğim. Hazret-i Abdullah görüp işittiklerinin tesiri altında kalarak; "Halk beni cömert bilir. Hâlbuki bu siyah köle benden daha cömerttir." dedi. Hurma bahçesini ve köleyi sahibinden satın aldı. Köleyi azat etti. (Serbest bıraktı.) Hurma bahçesini de içindekilerle birlikte ona hediye etti.

Hazret-i Abdullah'a dediler ki: - Sen şimdi ondan daha cömert oldun. - Ne yazık ki öyle değil. Onun verdiği, sahip olduğu mülkünün hepsi idi. Benimki ise, sahip olduklarımın çok azıdır.

BU HALDE OLMAM RABBİMİN MURÂDIDIR

İbrâhim-i Havvâs "rahmetullahi aleyh" Hazretleri anlatır: Bir gün Şam'a giderken yolda nar ağaçları gördüm. Tatlı nar yemek arzu ediyordum. Lâkin gördüğüm narlar ekşi olduğu için, yemeyip sabrettim. Tatlı nar bulduğum zaman yerim deyip, yoluma devam ettim. Bir yere varınca, yerde yatan, eli ayağı kesik, zayıf, hâlsiz, yaralı bir kimse gördüm. Yaralarına kurt düşmüş, hattâ birçok eşek arısı yaralarına hücum etmiş, zavallıya ızdırab veriyorlardı. Onun bu çaresiz ve muzdarib hâline acıyarak, yanına varıp; "Bu halden kurtulmak ister misin?" dedim. "Hayır." dedi.

Ben hayretle "Niçin?" dedim. "Sağ sâlim olmak nefsimin arzusudur. Bu halde olmam ise Rabbimin murâdıdır. O'nun murâdının aksi bir şeyi O'ndan istemek, kulluğuma yakışmaz, takdirine râzı olmak, elbette benim için hayırlıdır." dedi.

"Müsâade et de hiç olmazsa arıları senden uzaklaştırayım, sana çok ızdırap veriyorlar." dedim.

"Onlar bana ızdırap verdikçe, benim hâlim daha hoş oluyor. Ey Havvâs! Sen benim çektiğim sıkıntıları, eşek arılarını boş ver, sen tatlı nar yemek arzusunu kendinden uzaklaştırmaya bak." dedi.

 "Bütün bunları nereden biliyorsun?" dedim. "Allahü teâlâ bildiriyor." dedi. Sonra izin isteyip yoluma devam ettim.

YALNIZ YÜRÜR, YALNIZ ÖLÜR

Eshâb-ı kirâmdan, Ebû Zer-i Gıfârî "radıyallahü anh" hazretleri anlatır:

"Resûlullah Tebük seferine çıktığı sırada, benim gayet zayıf ve yürümez bir devem vardı. "Birkaç gün devemi besleyeyim de, sonra gidip Resûlullaha yetişirim." dedim. Devemi birkaç gün yemle besledim. Sonra yola çıktım. Bir yere kadar varınca devem çöktü kaldı ve yerinden kalkamadı. Bunun üzerine eşyalarımı sırtıma alıp, şiddetli sıcak altında Tebük yolunu tuttum. Benim karaltım uzaktan görününce, Eshâb-ı kirâm, "Yâ Resûlallah! Tek başına yaya bir şahıs geliyor." demişler. Resûlullah da, "Umarım ki, o gelen Ebû Zer-i Gıfârî'dir" buyurmuş. Ben yanlarına yaklaşınca, Eshâb-ı kirâm, "Vallahi Ebû Zer-i Gıfârî'dir." dediler. Resûlullahın huzuruna vardım. Yerinden doğrulup, "Merhaba yâ Ebâ Zer! Rahatlık ve sevinç Ebû Zer'in olsun ki, yalnız yürür, yalnız ölür ve yalnız diriltilir." buyurdu."

Nitekim Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri ıssız bir yer olan Rebze'de yerleşti. Resûlullahın buyurduğu gibi, orada yalnız yaşadı ve yalnız vefât etti.

İbni Mesûd hazretleri şöyle buyurmuştur:

Ebû Zer-i Gıfârî'yi Rebze'de yalnız bir hâlde, vefât etmiş buldum. "Resûlullahın söylediği gerçekleşti." dedim.

Müstaksa Hazretleri de şöyle buyurmuştur:

"Rebze'de Ebû Zer-i Gıfârî'nin kabrini ziyaret ettim. Onun kabrinde diğer sahabenin kabrinde bulamadığım bir tesir buldum. Kabrinin yanında namaz kıldım. Başımı secdeye koyunca, kabrinin toprağından burnuma misk kokuları geliyordu."

Bu yazı toplam 414 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar