1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Coni Atilla Savaşı 
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Coni Atilla Savaşı 

A+A-

Zerab davasına bu ismi takan bizler değil ABD’ lilerdir. Varsa bir suç varsa hukuka aykırı bir durum bunun yeri Türkiye bu yargılamaları yapacakta Türkiye mahkemeleridir. Şimdi, bazı yeminli, Erdoğan düşmanları şöyle diyorlar içlerinden. “…ama Türkiye’de hukuk çalışmıyor, hukuk baskı altında…” Bu mantığa göre Türkiye’de şimdiye kadar işlenmiş ve bazılarımızca gerçek mahkemesi yapılmamış tüm adli olayları ABD ye sevk etmek gerekir. Bu mantığın ne ülkeye, ne millete, ne devlete ne bağımsızlığa ne de özgürlüğe bir faydası yoktur. Üstelik ABD dediğin devlet dünyada adaletten en uzak devlettir. ABD,  hep katliam yapmış, zulmetmiş  ve de katliam yapmaya zulmetmeye devam eden bir ülke bir devlettir.  
Bitmeyen Haç Hilal savaşının yeni bir sürümü  ile karşı karşıyayız. Millet olarak bizler ne kadar unutmaya çalışsak da, tarih kitaplarımızdan zihin denizlerimizden silmek istesek de onlar, yani Haçlılar, yani Batılılar bir türlü unutmuyorlar tarihi, maziyi, eski zamanları. Unutmuyorlar Malazgirt’i, unutamıyorlar İstanbul’un fethini, Mohaç’ı, Kosova’yı, Çanakkale’yi, 1453’ü, 1526’ yı, 1071’i. Onlar, savaşı, kargaşayı, öldürmeyi, kan dökmeyi sadece tarihi intikam duygularından da almazlar üstelik.                                                    
Batılıların kültürel kodları, huylarının kökenleri iyi incelendiğinde görülür ki tıpkı akrep gibidirler. Vefa nedir bilmezler, insanlıkmış, ahde vefaymış, merhametmiş, adaletmiş, iyilikmiş bunların hepsi onlar için sadece kulağa hoş gelen etrafındakileri tuzağa düşürmek için söylenmiş birkaç kelimedir. İsteseler de barışçı olamazlar,  arzu etseler de merhametli vicdanlı davranamazlar. Nasıl huylu huyundan vazgeçmez öyle de batı insanı da, batılı devletlerde kıtalden, savaştan, sömürüden, ikiyüzlülükten, zulümden asla ve kata vazgeçmezler.
Ne Yapayım, Huyum Bu
Akrebin hikâyesini bilirsiniz, Zamanın birinde bir dere kıyısında bir kurbağa yaşarmış. Bu kurbağa, merhametli, iyiliksever bir komşu imiş. Nehrin diğer kıyısına hayvanları geçirir, ayırt etmeksizin tüm hayvanlara iyilik edermiş. Bir gün Akrep gelmiş, "Kurbağa kardeş beni de karşı kıyıya geçir" demiş. Kurbağa iyiniyetli ama o kadarda saf değilmiş. "Olurmu öyle şey, sen Akrepsin ben seni nasıl karşı kıyıya geçiririm. Sen bana zarar verirsin" demiş. Akrep, muhatabını iyi biliyor "Sen beni yine de karşı kıyıya geçir, ben sana bir şey yapmam, suyun içinde ikimizde varız, sokarsam ikimizde birden boğuluruz".  Kurbağanın aklına yatmış, “doğruya böyle bir şey olursa ikisine de zarar gelecek.” Sırtına almış Akrep’i başlamış yüzmeye. Tam yolun ortasında iken Akrep Kurbağayı sokmuş, tam birlikte boğulurlarken Kurbağa sormuş, "Neden?" Akrep çaresizce ve pişmanlıkla,  "Ne yapayım, huyum bu"
Özelde Türkiye, genelde İslam Dünyası bu gün yine  tıpkı tarihte olduğu gibi, bu akreplerle karşı karşıya. Akrep huylu batılı,  haçlı seferlerinde olduğu gibi, Çanakkale savaşında olduğu gibi, 1. Dünya savaşında olduğu gibi yine kan, yine kıtal, yine harp peşinde. İşin kötü tarafı tıpkı tarihte olduğu gibi İslam Dünyası da yine maalesef kendi içinde paramparça. Mezhep olarak, (şia, vehhabi, sünni) etnik yapı olarak(Türk, Arap, Acem, Kürt)  ayrışmış durumda. Bununla da yetinmeyen akrep huylular yılan soylular, Arapları kendi aralarında birkaç parçaya ayırdılar. Diğer Müslüman kavimlerde bu bölünmeden nasiplerini aldılar. Her ülkede kendilerine yandaş bulmada zorlanmayan bu yılan huylular Müslümanların kavmiyetçilik mezhepçilik damarlarını kabartarak ayrışma da büyük yol aldılar. Batılılar İslam Dünyasında bolca bulunan  köle ruhluları yanlarına çekmede pek zorluk çekmediler.(Bu hükümleri verirken elbette bu ayrışmada gerçek suçun bizde olduğunu biliyorum. Kurtuluşunda yine bizim ellerimizde olduğunu unutmuyorum) 
Bu akreplerin en iyi bildiği iş yalan, düzen, kumpas, acımasızlık, hırs, doymazlık, hakkı güçte görme marazlığıdır. Yani güçlüysen haklısın ve kuvvetliysen her istediğini yaparsın. “İnsan insanın kurdudur.”  “Bu hayatın temel kanunu tabii seleksiyondur. Dünyada bu gün gereğinden fazla insan var.  Bu nedenle orman kanunu işletilmeli, güçlüler zayıfları öldürmeli. Hayatın kanunu bu,  Güçlü olan yaşar zayıf olan ölür…” Bu batıl, bu haksız, bu gayri insani düşüncelerle beyinleri zehirlenen, ruhları kararan batılılar maalesef yine sahnedeler.  Bundan dolayı İslam Dünyasının yapması gereken ilk iş, bilmesi gereken ilk gerçek, batılı dün neyse bu günde odur gerçeğidir. “Batı cephesinde değişen bir şey yoktur.” Bu nedenle de İslam Dünyası aklını başına almaz, bu akreplere karşı gerekli hazırlıkları yapmazsa yarınımız bu günden çok daha kötü, geleceğimiz bu günden çok daha zilletli olacaktır(maazallah). Dün   Osmanlıdan ayrılıp güya zengin, güya güçlü, güya özgür olacağına inanan devletlerin hali ortada. Şimdi de Türkiye’den, İran’dan, Suud’dan, Suriye’den…  Ayrılarak yeni, mini, zayıf devletler! Kuracak grup ve örgütler bu gerçeği asla unutmamalılar. 
Çare, olaylara, zamana, insana, batılıya, doğuluya, tarihe, coğrafyaya,  Kuranın gözü ile, sünnetin rehberliği ile bakmaktır.
 

Bu yazı toplam 208 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.