1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Cumhuriyet Ve 19 Mayıs-1
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Cumhuriyet Ve 19 Mayıs-1

A+A-

Aşağıdaki  gönderiyi ve yazı Türkiye’nin Chicago Baş konsolosluğu tarafıma göndermiş.Uzun bir yazı ama,sanırım bir çoğunuzun ilgisini çekeceğini düşünerek ve  sizi sıkmamak üzere yazıyı bölerek sizlerle paylaşıyorum. Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlatan canlı bir tarih…

T.C Chicago Başkonsolosluğu

19 Mayıs 2019

19 Mayıs 1919’un 100. yılı münasebetiyle düzenlediğimiz programın açılış konuşmasını, halen Indiana Bloomington’da yaşayan ve hayattaki en büyük halk bilimci olarak kabul edilen Cumhuriyetimizle yaşıt Prof.Dr. İlhan Başgöz yapacaktı.

Kurtuluşa giden yolun hikâyesini Cumhuriyetimizle yaşıt asırlık bir çınardan daha iyi kim anlatabilirdi ki? Lakin ilerlemiş yaşının getirdiği sağlık sorunları sebebiyle İlhan hoca çok arzu etmesine rağmen aramızda olamadı.

Hazırladığı konuşmayı Başkonsolos Umut Acar okudu.

“Değerli Konuklar

Ben Cumhuriyetle yaşıtım, size anlatacaklarım yalnız duyup işittiklerim, okuyup öğrendiklerim değil, aynı zamanda kendi hayat hikâyem olacaktır.

Cumhuriyet yedi büyük savaşın ardından kurulmuştur. 1856 Kırım,

1877 Osmanlı Rus,

1892 Yunan,

1911 Trablus,

1912 Balkan,

1914-18 Birinci Dünya Savaşı,

Nihayet 1920-22 Kurtuluş Savaşı...

Bu savaşlardan yalnız sonuncusu zaferle bitmiştir.

Ama bu zafer vatandaştan yalnız canını ve kanını istememiştir. Vatandaştan atını, arabasını, çorabını, kağnısını, keten bezini, pencere demirini alarak bu savaş kazanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdiğimizi bugün bile bilmiyoruz. Ama kardeşlerini bu savaşa kurban veren, Avşar kadını biliyor ve parmağını Alaman’a uzatıyor:

Mektup saldım da varmadı,

Tel vurdum aynı gelmedi,

Alamanya harbeylesin,

Gayri kardaşım kalmadı.

Savaş yılları Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomisini tümden harap etmiş, ekin tarlada çürümüş; toprak tohumsuz, evler erkeksiz kalmıştır. Kağnıya ve sabana koşulacak hayvan, çiftin sapına yapışacak erkek yokluğunda çifte, hayvan yerine kadınlar koşulmuştur. Bu çöküşün en gerçekçi destanını, hem şehrim Şarkışlalı Serdari  yazmıştır.

Bu uzun destandan dörtlükler veriyorum:

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer

Elinde kamçısı fakiri ezer

Yorganı döşeği mezatta gezer

Hasırdan serilir çulumuz bizim.

Evlat da babanın sözün tutmuyor,

Açım diye çift sürmeye gitmiyor,  

Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor,  

Başımıza bela dölümüz bizim.

Benim bu gidişe aklım ermiyor. 

Fukara halini kimse sormuyor.

Padişah sikkesi selam vermiyor. 

Kefensiz kalacak ölümüz bizim.

Savaş yılları, Türk aydınlarının en yiğit, en idealist, en eğitimlilerini ölüme sürmüş, onlar geri gelmemiştir. 

Birinci Dünya Savaşı’nın felaket tablolarından birini unutamıyorum.

Bu tabloda Tarsus tren istasyonunda bir kadın görünür. Ordu, Kanal bozgunundan dönmektedir. Çul çaput içinde, hasta perişan, vagonlarda çuvallar gibi istif edilmiş, bir asker döküntüsü.

Ak saçlı bir ana, yazması omzuna düşmüş, saçları darma dağın, bir vagondan ötekine koşarak feryat ediyor:

“Mehmedimi gördünüz mü? Mehmedim nerede? Mehmedimi gördünüz mü?”

Falih Rıfkı Atay diyor ki:

“Ana biz senin Mehmedini kumarda kaybettik.”

Türkiye Cumhuriyeti’nin talihsizliği çökmüş bir ekonomi ve harabeye dönmüş bir memleket üzerine kurulmasıdır. Büyüklüğü de bundandır. 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılan Bandırma vapuru bu çöküşü tersine çevirecek bir umudu taşıyordu.

Bu umudun adı Mustafa Kemal Paşa’dır.  (DEVAM EDECEK)

Bu yazı toplam 399 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.