1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Cumhurun Kazanımları…
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Cumhurun Kazanımları…

A+A-
Aslında hiçte birbirinden farklı olmamalıydı, anlaşılmamalıydı Cumhuriyetin ve Cumhurun kazanımları. Cumhur idi bizatihi; Cumhuriyetin kurucusu ve müdafii. Cumhuriyet idi Cumhurun derdine derman olacak, onu hürriyet, refah ve mutluluk içerisinde yaşatacak, taleplerini dinleyecek, anlayacak, her türlü tehlikeye karşı koruyacak, onunla hayat bulacak, onu temsil ederek, onun omuzlarında yükselecek, onunla birlikte istikbale yürüyecek. İyilik ve güzellik adına, kalkınma ve gelişme adına, ekonomik ve siyasal büyüme, uluslar arası kabul görme adına, hürriyet ve demokrasi adına ne varsa, ne yapılmışsa onlardı asıl kazanımlar, ya da onlar “kazanım” olarak adlandırılmalıydı.

Gün oldu birileri Cumhur ile Cumhuriyetin arasına duvarlar örmeye başladılar. Cumhura kendinden olmayanı dayatmaya, yaşatmaya, aksi takdirde en ağır şekilde cezalandırmaya vardı işler. Örneğin Müslüman Türk Milleti; biraz da Lozan Antlaşmasındaki dayatmaların sonucu olarak, kendi inanç, değer yargıları, örf, adet ve ananelerinden kaynaklanmayan ithal kanunlarla yönetilmeye, İtalyan ceza kanunları ile yargılanmaya, İsviçre medeni kanunu çerçevesinde evlenmeye, İspanya ve Alman ticaret hukuku muvacehesinde ticaret yapmaya mecbur ve mahkûm edilirken, bu cefakâr tebaanın inandıkları dinin hukukuna göre sadece gömülmelerine izin verilmişti.

Bir tarihte bir gazetenin “halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor” diye manşet atmaya cüret edebileceği kadar toplum sınıflara ayrılmış, bir avuç mutlu azınlığın, devletin, bürokrasinin köşe başlarına yerleşen, yerleştirilenlerin kendi zevk ve sefa içerisindeki dar dünyalarının devamını temin için milletin ensesinde boza pişirilmeye başlanmıştı. O millet yani Cumhur öyle bir canının derdine düşürülmeliydi ki asla “hak, adalet, hakkaniyet” diyememeliydi. Kısacası Cumhura şunlar söylendi; “Siz! Ey bu ülkenin cahilleri, Nasıl yemek yeneceğini de bilmezsiniz, yolda nasıl yürüneceğini de. Neye iman edeceğinize de, nasıl giyineceğinize de, nasıl eğleneceğinize de bizler karar veririz, neyi, nasıl öğreneceğinize de. Hele nasıl yönetileceğinize gelince; zinhar fikir beyan etmeyiniz, biz sizi nasıl yöneteceğimizi iyi biliriz, yönetenlerinizi de zaten biz belirler ve başınıza getiririz. Ha sizler oy kullanmayı çok mu istiyorsunuz? Alın size demokrasi, oylarınızı açıktan verin ki bilelim kime verdiğinizi, bizi beğenip beğenmediğinizi, sonra biz gizlice sayar, aslında nereye ve kime vermeniz gerekiyor idiyse ona göre yeniden tanzim eder, hale yola koyar, gerekenleri değiştiririz. Yeter ki size rağmen ama bize tatlı iktidarımız devam etsin. Hem siz de kimsiniz ki, ne bilirsiniz ki kendinizi yöneteceksiniz. Biz yönetiriz kardeşim, bizden iyi mi bileceksiniz…”. İşte böyle bir zihniyet yıllarca halka rağmen baskıcı tedbirlerle yönetimi elden bırakmadı bu ülkede. Bu arada Cumhura rağmen Cumhura dayattıkları ne vardı ise bunların adı “Cumhuriyetin Kazanımları” diye dillendirildi bu kesimler tarafından yıllarca, on yıllarca.

Cumhur ise her şeyin farkındaydı elbette. Kişisel alanlarına bile tecavüzde bulunan, dünyayı başına dar getirenlerin ne Cumhuriyeti ne de demokrasiyi temsil etmediklerinin farkındaydı, ancak gücü yetmiyor, sadece seçimden seçime önüne getirilen sandıkta iradesini kullanıyor, sonucun kendini temsile ve yönetime yansımasını diliyor, bunun için dua ediyordu. Ne yazık ki bu süreçler çok kısa sürede yeni bir askeri darbeyle ya da muhtırayla yok ediliyor, hakça üleşmek ve insanca yaşama hayallerinin üzerine yeniden sünger çekilmek zorunda kalınıyor, yeni ve farklı acılarla tanışan millet, ümitlerini her seferinde bir başka bahara ertelemek zorunda bırakılıyordu. Ta ki yakın zamana kadar…

Bugün Cumhurun kazanımları diye başlık atarken aslında çok da olağanüstü şeylerden bahsetmiyorum. Sadece normal olandan, hak olandan, fıtri olandan, Cumhuriyetin kuruluşunda emeği geçmiş, kanı akmış herkesin ve herkesimin asgari hak ve hukukundan, eğitim, inanç, dil ve siyasi görüşünü serdetme hakkından, kısacası insan onuruna yakışır yaşama hakkından söz ediyor, bunları da Cumhursuz Cumhuriyet müptelalarının gasp ettikleri hakların asil birer iadesi olarak görüyorum. Halkımız, kendisine yaratılıştan hak olarak verileni geri almaya başlamış, göstermiş olduğu irade ve tercihleri ile çalınmış itibarını yine kendisi kendisine iade etmektedir. Dolayısıyla esasında Cumhuriyetin kazanımları ile birebir örtüşmesi gereken ama senelerdir başka başka gösterilmeye çalışılmış “Cumhurun hakları ve kazanımları” en az Cumhuriyet kadar üzerine titrenilerek korunmalı, muhafaza edilmeli, bu da Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan herkesin birinci ve en önemli vazifesi olmalıdır. Zira Cumhur yok ise ya da yok sayılıyorsa, Cumhuriyet de olmaz, olamaz. Halkı ve değerleri ile barışık bir devlet ise asla çökmez, çökertilemez.

Çok zor kazanılan hürriyet mücadelemizin milletimize hediyesi olan ve yine çok zor merhalelerden, sınavlardan geçerek aslına, kuruluş ruhuna kavuşmaya başlayan Cumhuriyetimiz; “Halka hizmet Hakka hizmettir” diyen, “İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın” felsefesiyle ruhlarını besleyen, kendini milletin efendisi değil hizmetkârı olarak gören, ülkü, ideal, ahlâk ve inanç sahibi, dürüst, çalışkan, akıllı, gayretli nesillerin ellerinde yükselecek, dünyada hak ettiği itibar ve düzeye en kısa zamanda kavuşacaktır.
 
Bu yazı toplam 52 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.