1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Dayaklı Eğitim
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Dayaklı Eğitim

A+A-

Asırlardır halledemediğimiz en önemli meselemiz maalesef eğitimdir. Osmanlı, kuruluş, yükseliş hatta duraklamanın belirli bir döneminde eğitimle direk ilgilenmemiş, bu işi halka- vatandaşa bırakmıştır. Osmanlı, millet anlayışına göre örgütlenmiş bir toplumdu. Osmanlı devleti  eğitim işini vakıflar aracılığı ile hallediyordu. (Şu anda bu yapıya en fazla benzeyen devlet ABD dir. ABD’de tıpkı Osmanlı gibi eğitim de vakıflara öncelik veriyor.)
Ne zamanki Osmanlı Batı karşısında askeri, ekonomik, siyasi, teknoloji alanında artarda yenilgiler almaya başladı, her alanda olduğu gibi eğitim anlayışını da sorgulamaya başladı. Bu sorgulama Tanzimat’la birlikte alenileşti ve Batının üstünlüğünü resmen kabule döndü. Batının ( o dönemlerde Batıyı Fransa, İngiltere temsil ediyordu) bu üstünlüğünü kabul eden Osmanlı, Batı tarzı okullar açmaya başladı. Lakin bu değişiklikte sadra şifa olmadı. Çünkü Batı ve Osmanlı apayrı iki kültür anlayışına sahiptiler. Nasıl ki kaktüs kutuplarda yetişmez, nasıl ki Kutup Ayısı Çöllerde zor yaşarsa Batının eğitim anlayışı da Osmanlı’ya (daha sonra Cumhuriyet) pek bir fayda sağlamadı. İşin garibi dün de bu gün de Batının Eğitim anlayışını tıpa tıp uygulamaya koyamadık. Koymamızda dün de mümkün değildi bu günde değil. Çünkü Türk’ün(Doğunun)  insan, zaman, mekân, aile, devlet, din… Anlayışı Batıdan(dün İng. Fransa bu gün ABD) o kadar uzak ki. Bu uzaklık gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet dönemlerinde Eğitimde ki kaosa, kargaşaya neden olmuş, olmaya da devam ediyor.  
AK Parti hükümetleri de her bakan değişiminde eğitimde değişikler yapmak zorunda kaldı. 2002 den beri iktidarda olan Ak Parti Eğitime parasal olarak çok büyük katkılarda bulundu. Bütçeden en büyük kalemi eğitime ayırdı. Derslik ve öğretmen sayısında büyük artışlar sağladı. Kitapların bedava dağıtılması, her sınıfa akıllı tahta uygulaması, her okula bilgisayar labratuvarı gibi büyük bütçeler isteyen işlere imzalar attı. Ak Parti zamanında zirve yapan dershaneler yine onun zamanında kapatıldı. Özel okullar teşvik edilmeye başlandı. Bu gün bu teşvik ( ki bu doğru bir tercihtir bence) artarak devam ediyor. Lakin tüm yapılanlar  eğitim- öğretim  kalitesini artırmaya yetti mi??? Tartışılır. Şu yönden tartışılır diyorum, eğitim öyle bir şey ki onunla ilgili yaptığınız çalışmaların sonucunu almak için uzun bir süre beklemek gerekiyor.
Bu ön bilgilerden sonra gelelim eğitimde dayak meselesine. Tarihin çözemediği bu soruya yüzde yüz doğru cevap vermek elbette mümkün değil. Bendeniz, (ben derken emekli bir öğretmen olduğumu, bu işin bizzat uygulama alanında görev almış bir nefer olduğumu kastediyorum. Yoksa bu işin ne uzmanıyım ne de mevzuu ile ilgili, derin araştırmalara sahibim) mevzuya bir çözüm öneriyorum. Son olarak İnternete düşen bir video her öğretmen, her vatandaş gibi benimde yüreğimi vicdanımı sızlattı. Öğrencileri tarafından aşağılanan, onların karşısında aciz sünepe bir duruma düşürülen, öğrencileri tarafından acınacak bir konuma götürülen bir öğretmen… Biliyorum ki o öğretmeni bu duruma getiren şu anda uygulama da olan eğitim anlayışıdır. Bu eğitim anlayışına göre öğrenci ve veli her halükarda haklı, öğretmen ise her zaman haksızdır. Öğrenci bağırabilir sövebilir, dövebilir, şımarabilir, dersi engelleyebilir, sınıfın huzurunu bozabilir, öğretmeni tehdit edebilir, (videoda göründüğü gibi) ona en kötü davranışlarda bulunabilir… Buna karşılık öğretmenin yapacağı tek şey vardır:  SABRETMEK. Hayır, kardeşim bin kere hayır. Bu anlayış en büyük zararı öğrenciye, dolayısı ile geleceğimize vermektedir. Çünkü Eğitimin ana unsuru öğrencidir. Yani Öğrencinin yetişmesidir. Böyle bir anlayışta öğrenciler üzerinde şöyle bir etki yaratacaktır:” Güçlüysen zayıfa istediğini yap, hakaret et, küçümse, dışla, ortamı boz… Hiçbir şey olmaz… Bu anlayış ile yetişmiş insanların oluşturacağı halkın, toplumsal uzlaşı, toplumsal barış sağlaması mümkün mü? Bu eğitim anlayışının Hak- ödev, yetki – sorumluluk dengesini kurabileceğini düşünecek bir tek Allahın kulu mevcut mu?

Öğretmenlerin Eli Güçlendirilmeli
Çare: Madem devletimiz eğitime öğretime çok büyük paralar harcıyor. Madem devletimiz geleceğimizi emanet edeceğimiz öğrenciler için büyük çalışmalar yapıyor, o zaman öğrenci, öğretmen, veli, toplum arasında bir ahenk kurmak zorunda. Kendi kültürümüzü ( ki bizler dünyayı 400 sene adaletle yönetmiş bir kültürün murisleriyiz.) çok iyi tanıyarak dünyadaki gelişmeleri yakından takip ederek bir sentez oluşturmalıyız. Aciz, sünepe, korkak, eli kolu bağlı bir öğretmenin öğrencilerin ruh yapısında yapabileceği tahribatı çok iyi irdeleyip, bu manzaraya sebep olan eğitim anlayışından derhal vazgeçmeliyiz. Ne mi yapmalıyız. “Dayaklı eğitime derhal dönmeliyiz!” diyeceğimi sananlar yanılıyorlar. Hiçbir öğretmen hiçbir öğrenciye bir fiske bile vurmamalı. Ya ne yapmalı? Şunu yapmalı. Devlet öğretmene öyle yetkiler vermeli ki öğrenci öğretmenin dayağından değil yetkilerinden korkmalı. Söz dinlemediği, dersin akışını bozduğu, ödevlerini yapmadığı zaman öğretmenin kendisi hakkında vereceği cezalar onu korkutmalı saygılı, çalışkan, terbiyeli biri haline getirmeli.
Kısaca Öğretmen öğrenciyi katiyen dövmesin.  Öğrencide, sınıfta serkeşlik, gevezelik, serserilik, başıbozukluk yapmasın. Bu sonuca ancak öğretmeni sınıfta mutlak hâkim kıldığımız zaman varabiliriz.  Sayın Bakanımıza ve yetkililere duyurulur.   
 

Bu yazı toplam 742 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.