1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Demokrasi Ve Başkanlık
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Demokrasi Ve Başkanlık

A+A-
FETO, Terör, Suriye, Irak derken  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açı refleksi ile ortaya attığı başkanlık  gündemin en üstüne ve sıcak sekilde oturunca, yine hafta sonunda Konya’da konuşan Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın hayallerini yeniden gündeme taşıdı.

Şunu iyi bilmemiz lazım. Unutmayalım ki doğru bilginin üzerine kurulmamış kararlar büyük felaketlerin habercisidir.
Şimdi Türkiye, Terör, FETO, Suriye, Irak problemleri arasında Türkiye’nin en büyük ittifakı olan ABD’nin FETO ile aldığı kararlar kafaları çok karıştırdı. İadesini istediğimiz terör lideri, hain FETO’nun iadesi ABD’nin açıklamalarına göre olmayacağı gibi, FETO  okullarına destekleri de süreceği bildirilirken, PYD- DEAŞ ve diğer terör örgütlerine de silah temin etmesi bu ülke ile ilişkileri hangi düzeye getireceği şimdiden düşündürür oldu. Üstelik ABD Başkanlık seçiminde adaylardan birisi de  Ermeni lobisine  seçimi kazanması halinde  Ermenilere Türkiye’den toprak vaadi var.

Gelelim  Başkanlık isteği ve Demokrasi meselesine…Tam manasıyla ve bütün koşullarıyla birlikte değerlendirildiğinde dünyada gerçek bir demokrasiden söz edemez. Böyle sınırsız bir rejim değildir. Çünkü en iyi yönetim şekli olarak ulaşılması gereken bir hedef niteliğinde değerlendirilen demokrasi, birey ve toplum yaşamı için sunduğu avantajlar kadar dezavantajları da  vardır.. Bunlar ise konuya ister halk egemenliği, isterse milli egemenlik teorisiyle bakılsın egemenliğin nihai sahibi olan bireylerin kişilikleriyle oluşan üst toplumsal kişiliğin özünden, değerlerinden ve örf/ahlak sadeliğinden uzaklaşması tehlikesini gün yüzüne çıkarır.Çünkü  kendisi kontrol edebilen sistemlerle taçlandırılmamış bir demokrasi suistimal, yozlaşma içerir ve birlikte yaşamdan uzaklaşmayı pekiştirir. Rousseau'nun demokrasiye dair söylediği "İlahlardan teşekkül etmiş bir kavim olsaydı, kendisini demokrasiyle idare ederdi. Zira bu kadar mükemmel bir hükümet, insanlar için kolaylıkla inşa ve idare edilemez." cümlesi bu yaklaşımı özetler niteliktedir.

Elbette ki tehdit ve tehlikelerle dolu bir özgürlük alanı, rahat ve konforlu bir esarete tercih edilecektir. Bu sebepledir ki ölçüsü ve zemini sağlam mühendislerce tasarlanmış her türlü demokrasi, farklı şekillerde beliren her türlü aristokrasi ve monarşiden daha üstündür. Demokrasi dışındaki diğer iki idare biçiminde güç mesafesi o kadar açılmaktadır ki güçsüzler güçlülerin gücünü olabildiğince kabullenmektedir. Bununla birlikte bugün demokrasiyle idare edilen ya da böyle olduğu kabul eden sistemlerin kendi içerisinde meydana getirdiği aristokrat, monarşik ve oligarşik yapılanmalar sürdürülebilir bir demokratik yönetimi imkansız kılar.
Mesela Türkiye'de benzer bir güç mesafesi ve demokrasi kurgusu olmadığını kimse iddia edemez. Üstelik bu gerçek sadece yakın dönemin değil uzun yılların bir neticesidir. Gelen hükümetler az ya da çok bu sürece su taşımıştır. Oysa ki demokrasinin baş yönlendiricisi sağlam bir hukuk sistemidir. Bu sebeple "demokratik-hukuk devleti" anlayışı ayrılmaz bir bütün olarak meydana gelir, olgunlaşır ve birlikte kaybolmaya yüz tutar.İşte burada Türkiye’de yaşanan olaylar örnektir. FETO yapılanması ile hukuk sistemi adeta  çökme sürecine getirilmiş, şimdi ise tamir edilmeye çalışılıyor.Ancak Hukuk sağlam ve tarafsız olmalı, herkese eşit olmalıdır. Yoksa yine belirteyim hukuk “guguk” olur çıkar. O halde böyle bir demokratik idare biçiminde güçlülerin gücünü meşruiyet zeminine taşıyacak şey güçsüzler değil bizzat o ülkedeki hukuk kaidelerin kuşatıcı etkisidir. Hal böyle olduğu için ülkemizde gerçek bir demokrasi anlayışını hayata geçirmek kolay olmamıştır ve olmayacaktır da...
Yine de demokrasiye ulaşmak ülküsüyle çalışmaktan başka çaremiz yoktur. Terör örgütlerinden, paralel devlet yapılanmalarından ve bunu acımasızca kullanan mihraklardan kurtulabilmek için hep birlikte yukarıda izah ettiğim gerçek demokrasiye hukuki çerçeve içinde  varmak mecburiyetindeyiz.

Peki bu nasıl olacak?

Örneğin parlamenter sistem mi yoksa başkanlık sistemi mi bu yolun habercisidir?

Hangisi gerçek bir demokrasi vaat eder?

Doğrusu her iki sorunun da cevabı aynı düzlemdedir.

Her ülkenin kendisine özgü ölçü ve koşullarıyla Anayasası başta olmak üzere yazılı hukuk kurallarına, tüm kurumlarına ve toplumsal dinamiklerine sirayet etmeyen bir demokrasi yaklaşımı başlı başına sistemlerin iyi ya da kötü yanlarıyla izah edilemez.
Bu açıdan bakıldığında sistemli bir demokraside başkanlık modeli refah ve mutluluk getirebileceği gibi sistemsiz bir demokraside saf haliyle parlamenter model alabildiğince mutsuzlukla neticelenebilir.Siyasi tarihleri incelediğimizde bunu görmek mümkündür.
Bakın şimdi ekranlara... Konunun tartışılma biçimine bakın.
Ön yargı, siyasi kamplaşma ve hatta düşmanlık içeren bir sosyo-psikolojik iklim önce orada şekillenmekte sonra oradan topluma nüfuz etmektedir.
Bunun böyle gitmeyeceği çok açıktır. Madem ki milletin karar vermesinin yolu açılacak.
O zaman bu milleti doğru bilgilendirmek için siyasi sembollerle algı dünyasını körleştirmeyecek, kamplaşmalardan uzak bir iklimi ve fırsat adaletini sağlamak zorundayız.Hitap ve anlatımları bu işin hatipleri siyasi semboller kullanmadan anlatırlarsa sanırım konu daha iyi anlaşılacaktır. Yine de belirtmek gerekirse başkanlıkta da demokrasiden uzaklaşılarak yol alınırsa, eskisinden kötü bir tablo ve yaşam biçimi çıkar ve başkanlık diktatörlüğe gidişe, millet ve ülke kaybeder. İşte örneği  Saddam ve Irak’tır.
Bu yazı toplam 157 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.