1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

  3. DEMOKRASİLERDE KİŞİ SORUMLULUĞU
Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

DEMOKRASİLERDE KİŞİ SORUMLULUĞU

A+A-

Demokrasi, aslında bir devlet yönetimi biçimi demek olmasına rağmen her nedense bizde, herkesin kendisine göre yorumladığı ve kendi algılamasına göre değerlendirdiği bir yönetim biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

         Tabii bunun bir sebebi olmalıdır. Bence bunun bir değil, birden fazla sebebi bulunmaktadır. Fakat bu sebeplerin başında gelen şudur: Kendimizi okumadan âlim, yazmadan kâtip olduğumuzu zannetmemizdir. Bundan dolayı da herkesin yorumu ayrıdır.

Nedense ihtisasa fazla değer vermeyen bir topluluk olduk ve bunu da gerçek olgunluk ve bilgelik zannediyoruz.

         Millet olarak toplumumuzu oluşturan kimseler arasında, özellikle de farklı konularda bilgi sahibi olmamız gerektiğini ve gerçekte de böyle olmasının bir olgu olduğunu bir türlü kabul edip kendimize yediremiyoruz. Her şeyin kendi isteğimize ve bizim doğru olarak bildiğimize göre yapılmasını istemekle veya temenni etmekle kalmıyor, öyle olması gerektiğini herkesin kabul etmesini istiyor ve bekliyoruz.

         Çoğu zaman böyle bir davranışın olumsuzluğunu gördüğümüz ve olması gerekene göre son derecede yanlış bir neticeye ulaştığını görüp yaşadığımız hâlde yine de ilk düşüncemizden ayrılmak yerine inatla ayak diremeye çalışıyoruz. Yani bilgi ve tecrübenin takibi neticesinde ulaşılan neticeyi bir türlü kabule yanaşmıyoruz.

         Bu da neticede bizi her konunun uzmanı olduğumuz fikrine ulaştırmakla kalmıyor, gerçekten kendimizi öyle kabul eder hâle sokuyor. Sonra da aslında doğru olan ve olması gereken noktada aksini söylemeye ve söylediklerimizi inatla savunmaya devam ediyoruz.

         Durumun bizi küçük düşürdüğünün farkına bile varmıyoruz. Varsak da utanmıyoruz. Geri adım atma küçüklüğüne (!) katlanamayacak kadar onurluyuz. Çünkü biz her konuyu en iyi bilen kişi olduğumuzu baştan kabul etmiş ve onun herkes tarafından kabul edilmesi gerektiği şartlanmasının ezikliği altında kalmış bulunuyoruz.

         Meselâ ömründe siyasetin ‘s’ si hakkında da olsa hiçbir bilgiye sahip olmayanımız, ömrünü siyasetin içinde geçirmiş ve birçok tecrübe yaşamış kimselerle bile tartışmaktan geri durmuyor veya tartışılan mecliste kendi anlayış ve yorumumuzun dinlenmesini ve hatta kabul edilmesini istiyoruz.

         Tabii konu sadece siyasetle sınırlı değil, ‘Tıp’tan tutun da, ekonomiye ve hatta dine varıncaya kadar… varız. Her konuda fikir beyan etmekten asla çekinmiyoruz.  

         Böyle bir durumun bir toplumda yer etmesinin bugüne kadar bir faydasını gördüğümüzü söylememiz mümkün değildir.

         Fakat bunca yıl okumamıza ve beş yıllık mecburi eğitim ve öğretim süremizi on iki yıla çıkarmış olmamıza rağmen bu durumdan kurtulduğumuzu da söyleyemeyiz.

         Çünkü eğitim ve öğretimde takip edilen sistem ile gelinen noktada da bizim bilgi ve görüşlerimiz vardır ve bugünkü uygulamalar bizim görüşlerimize uygun düşmemektedir.

         Bundan daha garip olanı da vardır. Çünkü birçok kimse bulunduğumuz noktadan daha ileriye gidebilmenin ve beklenen neticeye ulaşabilmenin yolunun muhalif düşünen kimselerin boyunlarının vurulmasından geçtiğine inanır. 

         Hâlbuki bizim inandığımız dinimizin bize öğrettiği ilk ve son şey kişinin kendi haddini bilmesi gerektiğidir.

         Böyle bir durumdan kurtulmanın yolu ise herkesin kendi yaptığı işin uygun olup olmadığına, kendisinden beklenen neticeye ulaşıp ulaşmadığına sözün kısası kendini hesaba çekmesidir. 

Bu yazı toplam 378 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.