1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Dilencilikle Siyaset Yapılmaz
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Dilencilikle Siyaset Yapılmaz

A+A-

“…İşte Fas, işte Tunus, işte Cezâyir, gitti.
İşte Îrân ı da taksîm ediyorlar şimdi.
Bu da gâyetle tabî î, koşanındır meydan;
Yaşamak hakkını kuvvetliye vermiş Yaradan.
Müslüman, fırka belâsıyle zebun bir kavmi,
Medenî Avrupa üç lokma edip yutmaz mı…” 
Merhumun Akif’in  yıllar önce yazdığı bu şiirdeki ülkelerin yerine şimdi şu ülkeleri koysak şiirde bir anlam kayması olur mu? 
“…İşte Libya, işte Irak, işte Afganistan, gitti.
İşte Suriye’yi de  taksim ediyorlar şimdi.
Bu da gâyetle tabî î, koşanındır meydan;
Yaşamak hakkını kuvvetliye vermiş Yaradan.
Müslüman, fırka belâsıyle zebun bir kavmi,
Medenî Avrupa üç lokma edip yutmaz mı? …”
Yüz yıl önce Zebunkuş Batı ne yapıyorsa yine aynısını yapıyor bu gün.  Gavurlar, dün Osmanlıyı parçalarken söylediklerini, bu gün Osmanlıdan ayrılan devletleri parçalamakta kullanıyorlar. Dün Osmanlıdan ayrılıp hür, müstakil, güçlü, adil bir devlet kuracaklarını sananların torunlarının toprakları bu gün başka milletler tarafından yine aynı gerekçelerle bölünüyor. Dün Osmanlıdan ayrılıp güçlü bir Arap devleti hayal edenlerin hüsranı, bu gün Türkiye’den, İran’dan, Irak’tan Suriye’den Suudi Arabistan’dan… Ayrılıp “güçlü ve adil bir devlet kuracaklarını” hayal edenlere ders olmuyor niyeyse. Gönlü yaralı, kalbi pareli Akif,  sesini, çığlığını kimseye duyuramamıştı. Günümüzde ise bir Akif’imiz bile yok. 
Dün Büyük Arabistan Hayali ile kandırılıp 20 - 30 parçaya bölünerek  Batının (ABD,AVRUPA, RUSYA) şamar oğlanı haline gelen Arap Dünyasının acıklı hali aynı yolda ilerleyen nadanlara ibret olmuyor. Aynı Batı bu gün de İslam Dünyasında yaşayan Kürtlere, değişik mezhepten ve etnik unsurdan oluşan ayrılıkçılara aynı şarkıyı söylüyor, aynı masalları anlatıyor. İşin garibi dünün kargaları nasıl kanmışsa tilkiye, bu günün kuzgunları da kanıyor Domuza, Ayıya, Tilkiye. 
Biz Akif gibi yazamayacağımızdan yine onun mısralarına sığınalım bari: 
 Ey cemâat, yeter Allâh için olsun, uyanın...
Sesi pek müdhiş öter sonra kulaklarda çanın!
Dilenci mevki i, milletlerin içinde yerin!
Ne zevki var, bana anlat bu ömr-i derbederin
Şimâle doğru gidersin: Soğuk bir istikbâl,
Cenûba niyyet edersin: Açık bir istiskàl!
«Aman Grey! Bize senden olur olursa meded...
Kuzum Puankare! Bittik... İnâyet et, kerem et!»
Dedikçe sen, dediler karşıdan: «İnâyet ola!»
Dilencilikle siyâset döner mi, hey budala
Siyâsetin kanı: Servet, hayâtı: Satvettir,
Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki: Kuvvettir.
Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri,
Üzengi öpmeye hasretti Garb ın elçileri!
O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında
«Kadermiş!» Öyle mi Hâşâ, bu söz değil doğru;
Belânı istedin, Allah da verdi... Doğrusu bu.
Bu, yanmadık yeri kalmışsa, kağşamış yurda,
Meğerse Avrupa kundak sokar dururmuş da,
«Uyan şu uykudan, etrâfı yangın aldı, yetiş!»
Demek lüzûmunu hiçbir beyin düşünmezmiş.
Koşarken Avrupa ta cîle ihtizârımızı;
İçerde bir sürü hâin kazar mezârımızı!
«Gebermek istemeyiz biz!» desek de kim dinler
Kımıldasan, «Ezeriz, mahvolursunuz!» derler!
O zaman Rusya da hâkimdi yaman bir tazyik...
Zulmü sevdirmek için var mı ya bir başka tarik
Düşünen her kafanın mutlak ezilmekti sonu!
Medenî Avrupa, bilmem, niye görmezdi bunu
Süngü, kurşun gibi kestirme ölümlerle ölen;
Yâhud işkenceler altında ecelsiz gömülen:
Bir selâmet yolu varmış... O da neymiş: Mutlak,
Dîni kökten kazımak, sonra, evet, Ruslaşmak!
O zaman iş bitecekmiş... O zaman kızlarımız,
Şu, tutundukları gâyet kaba, pek ma nâsız
Örtüden sıyrılacak... Sonra da erkeklerden,
Analık ilmini tahsîl edecekmiş... Zâten…”
Bu satırlar meyus etmesin gönüllerimizi. Müslümana yeis ve ümitsizliği haram kılmış Rabbimiz. Zaten bizi umutlandıracak gelişmelerde sökün  ettti ufuklardan. Anladık ki Batı dünkü aynı batı. Acımasız kanlı katil ve çıkarcı. Bu nedenle “Dilencilikle Siyâsetin dönmeyeceğini”  Batının ancak kuvvetten anlayacağını gören yöneticilerimiz onların anladığı dilden konuşmaya başlayınca hizaya geldiler ve bize dilenci muamelesi yapmaktan vazgeçip eşit muhatap raddesine çıkardılar. Onların anladığı dilden konuşunca yani 
“Siyâsetin kanı: Servet, hayâtı: Satvettir” kuralını işletince işler yoluna girmeye başladı.

Bu yazı toplam 545 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.