1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. “DİN DE GİTTİ, DÜNYADA ELİMİZDEN”
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

“DİN DE GİTTİ, DÜNYADA ELİMİZDEN”

A+A-

Bugünkü Türkiye’de, İslam Eğitimi ve âlimleri iki ana gruba ayrılıyorlar. Bunlardan bir kısmı gelenekçi grubu oluşturan ve medrese eğitiminden yana tavır koyup, medrese eğitimi almadan İslam âlimi olunamayacağına inanan kimseler ki bunlar genelde dünya ve dünya gerçeklerini olan fen bilimlerinin yakalamaktan çok uzakta kalmışlardır. Diğer bir kesimde İHLve İlahiyat menşeyli olanlardır ki dünya ve fen bilimlerini yakalamış olduklarını görmekteyiz. Şimdi burada bu konuyu biraz daha detaylı bir şekilde sizlerle paylaşmak istiyorum . Kur’an-ı Kerim’in üslup ve içeriğine ters olarak İslam âlimleri ve özellikle de Türk İslâm alimlerimiz uzun yıllardır varlığı, kâinatı ve genel olarak siyaseti, uluslar arası siyaseti, aklı, aklı düşünceyi, tefekkürü dolayısıyla bütünüyle dünyayı, yaşamın yarısının dünya için olduğunu terk ettiler. Bir kısmı sadece dünyaya yöneldiler diğer bir kısmı da sadece dünyayı terk edip ahireti bayraklaştırmışlardır. Bunlardan her iki kesimde dini devletten ayırarak tersinden bir din anlayışı bizzat bunlar tarafından kurulmuş oldu.
Sonunda da şairin dediği gibi, ‘dinde gitti, dünya da gitti elimizden.’
Bugün eski usul medreselerden icazet(mezuniyet belgesi) almış pek çok âlimimiz var. Bunlar, Arapça, sarf, nahiv ve belli alanlarda derin bir bilgiye sahipler. Ne var ki bunların bu bilgileri, dünyaya, varlığa, evrene, uzaya, akla, tefekküre, yaratılmış olan sünnetullaha, olup bitenlere dair eleştirilecek, yada teklifler sunacak bir donanımdan çok çok uzakta yaşamaktadırlar. Oysa eski medrese usulünde bunlarla iç içe yaşanırdı.
Bu konuda Türkiye’nin batısında bulunan İslam âlimleri de, doğudakilerin tam tersine yada farklı olarak bir ilmi kariyere sahip değiller gibime geliyor. Üstelik Arapça’ya dayalı şer’i ilimleri de onlar kadar bilmiyorlar.
Bu aşama da İmam Hatip Liseleri yeniden devreye giriverdiler. İlahiyat Fakülteleri de geleceğe ışık olmaları yönüyle ayrı bir öneme haizdirler.
Bunlar elbette 50-60 yıllık bir gençmiş temele sahip olmalarına rağmen, sağlam bir ilmi geleneğe oturmadıkları için eleştirilecek çok yönleri de yok değil hani. Bugünkü sistem de bundan fazlasını beklemek çok iyimserlik olur zaten.
Tüm bunlara rağmen aleni olan bir gerçek daha vardır ki, Türkiye’yi dönüştüren, dini konularda bir ışık olan, dünya ile yarışır hale getiren de yine İHL ve İlahiyat nesli olmuştur.
Modernizmi eleştirirken, her hangi bir şekilde moderinleşmenin, zorunlu olduğunu söylemek zorunda kaldığımız da işte Türkiye’de ki İmam Hatip ve İlahiyat projesi geliveriyor aklımıza. Bu açıdan baktığımız da şu neticeyi alabiliriz.
Aslında bu olumlu anlamda modernleşmenin din ile dünyayı tekrar barıştırma olduğunu söylersek çok da yanlış söylemiş olmayız. Bu açıdan Türkiye’nin İmam Hatip projesinin İslam âleminde de tek ve orjinal olduğunu ve örnek alınması gerektiğini söyleyebiliriz. İstesek de istemesek de bunu böyle kabullenmeliyiz .
İşte bu yaklaşım tarzından dır ki Türkiye diğer İslam Ülkeleri ve Coğrafyasına göre bir hayli mesafe almış bir ülkedir. Yani Türkiye İslam âlimlerinin ufkunu açmasıyla ilerleyip çağdaş dünyayı yakalama yolunda dev adımlarla ilerlemeye devam eden bir ülke konumunda.
Şu anda Türkiye’yi yönetenler, bilimde, teknolojide, siyasette başkaları ile yarışır hale gelmişse eğer bu hale getirenlerin büyük çoğunluğunun İmam Hatip Lisesi mezunlarının olduğunu görmekteyiz.
Arapça’da laiklik “ilmaniyye” yani ilmilik veya bilimsellik olarak ifade edilir. Ama bizim laik âlimlerimiz ilimle, bilimle de çok fazla ilginin olduğunu söylemek çok doğru bir yaklaşım olmaz. İlme ve fenne en çok hizmet edenler de yine İmam Hatip liseleri sayesinde gerçekleşmiştir.
Ne var ki, bura da bir paradoksu da görmemiz gerekiyor. Bu okullardan memnun olan imamlarımız, vaizlerimiz ve hocalarımız büyük oranda eski geleneği takip ederek, toplumu ve dünyayı yakından takip etmeyi terk etmişlerdir. 
Hala kendi düşüncelerinde şu yapı hakim. Fazla ileri gitme, eğer gidersen seni sustururlar nasıl olsa. Biraz, Kur’an-ı kerim okurum, biraz da zikir çekerim ve cemaate de zikir çektiririm, biraz da dua ve niyaz da bulundum mu tamam işte oldun gittin derin hoca. Acaba derinlik metresi ne kadar o da merak konusu oluyor tabi. Bu kesim nedense dinle dünyayı, fenle dini bir türlü birleştiremiyorlar. Tabi bunun anlaşılması çok zor bir hal.
Sanki şöyle bir anlayış tarzı yaşanıyor gibi. İmam Hatip mezunu olup da Üniversite de diğer bilimleri okuyanlar dine dünyayı daha isabetlice birleştirebiliyorlar.
İlahiyat Fakültelerine gelince bilimden, siyasetten ve dünyadan uzaklaştırıyorlar gibi. Öyle ise bununda bir çaresi aranıp bulunmalıdır. Çünkü derdi veren, dermanı da vermiştir. 
Ancak, İmam Hatip okumadan diğer bilimleri okuyan dindarlarımızın İslam’ı kucaklayıcı bir tavırlarını da hiç göremiyoruz. Eğer köklü bir din eğitimi almamışlarsa, çoğu zaman paket programı kullanıyorlar. her ne olursa olsun, dünyayı tanıma, aklı kullanma, aklı iğdiş etmeme, ilmen ve fennen güçlü olma, kendine yeterli hale gelme, kendini ilmen, kültürel ve teknolojik olarak savunabilir hale gelme, zamanı, yaşadığı anı yakalayabilme gibi anlamlarda, bunu daha isabetli bir kelime ile izah edinceye kadar modernleşmemiz gerekiyor dememiz hiç de yanlış bir yaklaşım tarzı olmaz.
O zaman onları genellemeci olarak eleştirme yerine, daha iyiye gitmelerinin ve çağın bilim ve fennine uymalarının akıllarını kullanmalarını öğrenmelerinin yollarını aramamız gerekmektedir.
Fi Emanillah!...
 

Bu yazı toplam 1258 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum