1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. DİN VE SİYASET KİMSENİN MÜLKÜ DEĞİL!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

DİN VE SİYASET KİMSENİN MÜLKÜ DEĞİL!

A+A-

Yaşantımızın her noktasında, atılan tüm adımlarımızda bir revizyona ihtiyaç olduğu ortaya çıktı, çıkıyor. Aynı memlekette yaşayan insanlar için olmaması gereken bir kopuş yani ayrışma yaşıyoruz. Bizi birbirimize bağlayacak ortak etkenler üzerinden değilde, bizi ayrıştıracak, fikirlerimizin çatıştığı noktalarla gelişmeleri görüyor, ona göre yaşıyor, ona göre eleştiriyor, ona göre çatışıyoruz. Birbirimizin ortak duygu ve düşüncelerini içeren onca hakikat ortalıkta, dimdik ayakta durduğu halde o alana  bakarak kucaklaşma için sebepler aramıyoruz. 
Bu da her kesimin kendi aklınca yanlış ama mensubu olduğu siyasi oluşumun tavrı ve duruşu gereği beraberinde fikirsel bazlı çatışmaları vücuda getiriyor. Bunun devamında ise ortak paydada buluşma yetimizi kaybediyoruz. Karşıdakilerin hata ve açıklarını aramaya başlıyoruz. Doğrular da maalesef yanlışlar arasında kaybolup gidiyor. Çünkü zıt kutuplaşmanın ortaya koyduğu sonuca göre birbirimize haklarımızı çok görmeye başlıyoruz. Devamında da aynı vatanın evlatları arasında ikilik ortaya çıkıyor.
Ciddi bir revizyona girmemiz gerek…
Bu, böyle yürümez. 
Yürürse de gider Allah muhafaza bir yere toslar. 
Son bir kaç yıldır, dünyayı kendi hegomonyasında yönetmek isteyen güçlerin attığı adımlar, aldığı kararlar ile ortaya çıkan duruma bakıldığında bizi bize bırakmıyorlar, bırakmayacaklar. İçimizde kutuplaşma onlar için can simidi olmuş. Küçük bir ayrışma ortaya çıktığından hemen kafalarını çıkarıp müdahale etme cüreti gösteriyorlar. 
Ülkemizde yapılan bir yatırıma ilişkin yorum yapma, eleştirel yaklaşım cüreti gösterenlere karşın ülkemizden bir yetkilinin çıkıp ta Fransa’yı kasıp kavuran, yakıp yıkan sarı yeleklilere ilişkin yorum yapması durumunda neler olacağını düşünebiliyor musunuz? Mesela bir bakanımızın çıkıp; “Sarı yelekli protestocuları haklı mücadelerinde destekliyoruz.” tarzı bir açıklamada bulunsa, hemen ayağa kalkarlar, içişlerine karışmamamızı dile getirir, cıyaklamaya başlarlar. Ama İstanbul’da Taksim’in göbeğinde kendilerinin kışkırtmasıyla ayaklananlara yapılan müdahaleyi eleştirirken kendilerinde hak görürler. 
Sayın Çavuşoğlu’nun ifade ettiği gibi diğerlerine saygılı olmayı öğrenecekler. Diledikleri gibi parmak sallayamayacaklarını anlayacaklar.
Ama bunu anlamaları için yazımın başında, üstünde dura dura ifade ettiğim toplumsal kaynaşma noktasında ve aramızda ki çürüklerin ayıklanmasında adım atma zamanımızın geldiği hatta geçmekte olduğu inancını yakalamamız ve birbirimizi dinlememiz gerekiyor. Dilinin altında sakladığı ikinci bir kişiliği olanları tespit etmemiz de büyük önem arz ediyor. 
Öncelikle siyaseten ayyuka çıkan kirlilikten bir arınmamız lazım. Mevcut siyasal yapımıza bakınca, siyasi partilerin reel değil de inat odaklı siyasi adım ısrarı ve rakibini kıyasıya hatta ölümüne eleştirmesi aktif siyaset yaşantımızda çatışmalar meydana getirmektedir.
İkincisi, insanımız dini alanda kiminle yürüyeceğine emin olamıyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Tabi olması gereken, Kur’an ve sünnete giden yolda kendisine yol gösterecek hamilerin arasında debelenmek zorunda kalıyor. Siyasi kutuplaşma kadar, cemaatleşmeye ilişkin de ciddi bir düzenleme yapılmalı ve yoğun bir hak süzgecinden geçirilmelidir. Şeyh efendinin elini, ayağını, cübbesini öperek değil, Kur’an ve sünnete tabi olarak yaşamanın ve gerçek hak yolu bulmanın buna bağlı olduğunu izah ederek işe başlanmalıdır.
Bizim siyasetimiz de, dinimiz de hak menşeli kıstaslara göre yürümelidir. Kişilerin beklentileri, inatları, kendilerine biçtikleri şeyh efendi, büyük lider lafazanlıklarıyla bu olmuyor. Olursa da durum ortada! 
Rabbimiz, insanlığın yaradanını tanıması, bu dini de insanlığa kurtarıcı, aydınlatıcı olması ve birbirlerinin hakkını hukukunu gözetmeleri için gönderdi. Kimse bir diğerinden altta yahut ta üstte değildir. Herkes acziyetini bilecek, üzerine vazife olan hususlarda gereğini yapacak, kendini aşan konularda bilene bırakacak ama her zaman kul olmanın gereğini yerine getirmek suretiyle yükümlülüklerinin farkındalığında olacak. 
Ülkemizde bu iki noktada ortaya çıkan kirlilik sebebiyle yaşananlar sonucu tüm ayrıntılar, detaylar, konular elimize ayağımıza dolaştı. Düğüm bu zaman aralığında o kadar büyüdü ve karmakarışık hal aldı ki, düğümün çözümünde çaresiz kalıyoruz.
Gelin tüm Türkiye olarak bu düğümün çözümünde hepimiz üzerine düşen görevi alsın. Herkes yaşantısını inandığı gibi tanzim etsin. İnandığı ya da dilediği gibi giyinsin, dilediği gibi kuşansın. Kimse edep ölçülerinin dışına çıkmasın. Yani kimse diğerinin nefsine zulmetmesin. 
Önce şu siyasi dürüstlüğü sağlayacak ve dinde keşmekeş yaratan şaklabanların yaptıklarını ortaya çıkaracak güzelliği bir sağlayalım.
İnanın, o zaman her şey daha güzel olacak.

Bu yazı toplam 1226 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.