|
SON DAKİKA
VERGİ MUAFİYETİ GELİYOR!
KAMU GÖREVLİSİ MÜSTEŞAR GÖREVDEN ALINDI
ÖZDEMİR YÖNETİME ADAY OLMAYACAK!
AK PARTİ'Lİ KILINÇ ÖLDÜRÜLDÜ!
Dindar bir gençlik yetiştirmek
Gülay GÖKTÜRK gokturkgulay@yahoo.com
İşte bu laf olmadı Sayın Başbakan...
Siz dindar olabilirsiniz, partiniz de muhafazakâr bir parti olabilir. Ama bu size "dindar bir gençlik yetiştirme"yetkisi vermez. Tıpkı hiçbir hükümete "dinsiz bir nesil yetiştirme" hakkı ve yetkisi vermediği gibi... Başımıza ne geldiyse, birilerinin kalkıp şöyle ya da böyle nesiller yetiştirmeye kalkışmasından geldiğini anlamak için daha ne kadar deney yaşamamız gerek, doğrusu bilmiyorum. Son on yıldır dilimizden düşürmediğimiz şu "toplum mühendisliği yapma" suçlaması tam da bu değil mi? İktidarı ele geçirenlerin, toplumu da istedikleri biçime sokmaya hakları olduğunu sanmasından yaşanmadı mı bütün o acılar? Farkında değil misiniz ki, şu anda Milli Eğitim'den temizlemeye çalıştığınız bütün o militarist kalıntılar da belli bir tür gençlik yetiştirme hevesinin sonuçlarıydı. Onlar, Türkler'in damarlarından diğer milletlerden daha asil bir kan aktığını sanan, varlığını Türk varlığına armağan etmeye hazır nesiller yetiştirmek istemişlerdi. Çünkü onların "iyi"si oydu. Siz ise daha dindar bir gençliğin Türkiye için daha iyi olduğunu düşünüyorsunuz ve onu gerçekleştirmeye çalışmaktan söz ediyorsunuz. Peki aranızda ne fark var? Sizin "iyi"nizin, bütün toplum için "iyi" olduğuna kim karar verecek? Başbakan konuşmasında dindar bir gençlik yetiştirmek için çalışacaklarını söylerken bunu nasıl yapacaklarını söylemiyor. Söylemediği için de her türlü yanlış uygulama için açık kapı kalıyor. AK Parti'nin muhafazakâr bir parti olarak, kendi dindarlık anlayışını çeşitli propaganda çalışmalarıyla, telkinlerle, kültürel faaliyetlerle yaygınlaştırmaya çalışmasına bir diyeceğimiz olmaz. Bir parti kendine böyle bir misyon atfedebilir. Kimi sivil toplum kuruluşlarının da "daha dindar bir toplum yaratmak" gibi bir amacı olabilir ve bu konuda zora dayanmadıkça istedikleri çalışmaları yapabilirler, nitekim yapıyorlar da... Ama sıra, iktidardakilerin devletin imkânlarıyla toplumu ya da toplumun bir kesimini kendi muhafazakârlık ya da dindarlık anlayışına uydurmak için faaliyet yürütmesine gelince, orada durmak gerekir. Çünkü artık o devletin bir parçasıdır; yani ideolojisiz olması gereken devletin; garson devletin; hizmetçi devletin... Evin hizmetini görsün diye tutulan birinin, hizmet ettiği aileyi daha dindar yapmaya çalıştığı nerede görüşmüştür? İnsanlar yöneticilerini, ortak ihtiyaçlarını karşılasınlar, ortak işleri görsünler, ortak bütçeyi idare etsinler diye seçerler; kendi hayatlarını yönetsinler diye değil... "Dini siyasete alet etmek" Türkiye'de din ve siyaset arasındaki ilişki her zaman çok problemli oldu. Bu alandaki kavram kargaşası hiç dinmedi. Yakın zamana kadar yapılan yaygın hata, "dini siyasete alet etmemek" klişesiyle bir siyasetçinin cuma namazına gitmesine, bir kamu kuruluşunda mescit açılmasına bile karşı çıkan anlayıştı. Türkiye bu anlayışla büyük oranda hesaplaştı. Hesaplaşırken de şunu anladı: Din bu toplumun içindeyse, siyaset de toplum için yapılıyorsa, din elbette siyasetin içinde olacak. Siyasetçi, yönetmeye talip olduğu toplumda var olan bütün duyarlılıkları, bütün talepleri, bütün sorunları siyasetin konusu haline getirdiği gibi, dini duyarlılıkları da siyasetin konusu haline getirecek, bu alandaki talepleri karşılamaya ve sorunları çözmeye çalışacak. Ama bunları yaparken, icraatının toplumun diğer kesimlerinin hak ve özgürlükleriyle çelişip çelişmediğine; devletin tarafsız hakem rolüne halel getirip getirmediğine dikkat edecek. Hiç kimsenin özgürlük alanını kısıtlamadan, dini inanç ve ibadet özgürlüğünün alanını da genişletmek için uğraşacak. ![]() Yükleniyor...
|