1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Dinsiz Sinema
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Dinsiz Sinema

A+A-
TYB Konya Şubesinde bu hafta “Din ve Sinema” üzerine konuşuldu. Konuşmacı, yazar Cihan Aktaş Hanımefendi idi ve İl Halk Kütüphanesinin konferans salonu /çoğunluğu gençlerin oluşturduğu/özellikle genç kızların/ tıklım tıklım doluydu…
Benim de Yeni Devir Gazetesi Konya Bölge Temsilcisi olduğum yıllardan beri severek okuduğum “Yazar Cihan Aktaş kimdir?” diye soracak olursak, kısaca;1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi'ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Fakültesi'ni (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı ve gazeteci olarak çalıştı. Yeni Devir Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Dünya Bülteni internet sitesinde ve Taraf gazetesinde köşe yazıları yazdı. 1995'te TYB (Türkiye Yazarlar Birliği), 1997'de Gençlik Dergisi tarafından 'Yılın Hikâyecisi', 2002'de TYB tarafından ‘Yılın Romancısı’ olarak ödüllendirildi. 2009'da "Kusursuz Piknik" isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından ‘Yılın Hikâye Kitabı’ ödülüne lâyık bulundu. ‘Kardeşliğin Dili’ isimli Gazze, İran ve Kürt sorunu etrafında kaleme aldığı yazılardan oluşan bir kitabı benim için de oldukça ilgi çekici. Aktaş evli ve iki çocuk annesi.
İnceleme-Araştırma Kitapları; Hz. Fatıma, Hz. Zeynep, Sömürü Odağında Kadın, Veda Hutbesi, Sistem İçinde Kadın, Tanzimat'tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar, Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni, Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği, Mahremiyetin Tükenişi, Şark'ın Şiiri-İran Sineması, Bacı'dan Bayan'a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi, Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran'da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim, Türban'ın Yeniden İcadı, Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık, Yakın Yabancı...
Hikâyeleri; Üç İhtilal Çocuğu, Son Büyülü Günler, Acı Çekmiş Yüzünde, Azize’nin Son Günü-Azerbaycan hikâyeleri, Suya Düşen Dantel, Ağzı Var Dili Yok Şehrazat, Halama Benzediğim İçin, Duvarsız Odalar, Kusursuz Piknik…
Romanları ise; Bana Uzun Mektuplar Yaz, Seni Dinleyen Biri…
Daha çok İran sineması üzerine konuşan Aktaş; İranlı Yönetmen Mecid Mecidi’nin “Peygamberlik devam etseydi, peygamberler günümüzde tebliğlerini sinema ile yaparlardı” sözlerinin çok iddialı söylem olduğunun altını çiziyor... Sinemanın akıl almaz etkileyiciliği karşısında bu sektörün akıntısına kapılacağımız yerde nasıl kendimize özgü bir dille çalışmalar gerçekleştirebileceğimize kafa yormamız gerektiğini hatırlatıyor.
İran, yönetim şekliyle dünyada dışlanmaya çalışılan bir ülke olmasına rağmen iyi bir sinema dili oluşturduğu gerçeği göz ardı edilemez.
Bizde de Sadık Yalsızuçanlar ve Ayşe Şasa, ‘Rüya Sineması’ kavramıyla bir bakıma İran’daki ‘Mânâ Sineması’ diye adlandırılan sinema dalgasını oluşturma gayreti içine girdiler. İbn-i Arabîci bir yaklaşımla tabiattaki şifreleri çözme ve bu yönde bir sinemanın oluşumu için eleştiriler ürettiler.
Kameramanların ve yönetmenlerin, /hattâ bana kalırsa senaristlerin de/ ahlâklı olmaları üzerinde ciddiyetle durulmalı ve ileride bu sektördeki insanların pişman olacakları işleri yapmamaları gerektiği anlatıldı.
Yine benim de her zaman savunduğum; “Bir yönetmenin kendi ailesini gösterebileceği filmler çekmesidir doğru olan. Kendi ailesiyle, çocuklarıyla izleyebileceği bir film olmasıdır. Kamerayı nereye tutacağınızdan tutun da onun hareketlerine kadar her unsur bir ahlâk anlayışıyla yoğrulursa filmin üst katmanlarına ulaşılabilir” tespitine katılmamak mümkün değil. Çünkü otuz civarında filmde gerek yönetmen, gerek senarist, gerek sanat yönetmeni ve oyuncu olarak görev aldım ve hemen hemen hepsinde de aileme ve çocuklarıma çeşitli roller verdim. Belirli bir ahlâk kriteri içinde davrandım. Her filmimiz insanların aileleri ve çocuklarıyla oturup izleyebilecekleri niteliktedir.
İran sineması daha sıcak ve gerçekçi görselliği ve iletişim diliyle sevdiriyor kendini bizlere. Bizdeki Metin Erksan’nın “Sevmek Zamanı” filmine benzer İranda da birçok film görmek mümkün. İranlı yönetmen Şehram Esefî’nin “Aşkın Projesi” filmi bunlardan birisidir. Resimden aşık olmak felsefesine dayanan ve “Ferhat ile Şirin”den etkilenen bir altyapıya sahip. Bu iki yönetmenin de biri birlerinden haberi yok.
“Dinî Sinema” dediğimiz bu akıma, “Mânâ Sineması”, “Hakikât Sineması”, “İrfanî Sinema” gibi isimler veriliyor. Ahmed-i Necad’ın “Hakikât ve Adalet Sineması” dediği sinema akımına, her gelen siyasetçi kendi döneminde, kendi vizyonuna özgü isimler vermiş...
İranlı yönetmenler, kendi İran kültürünü kullanabilme rahatlığına sahip. Bizdekiler ise tamamen dayatma ve ithal/özenti kültürüne dayanıyor. Çünkü bizdeki Harf Devrim Darbesi İran’da yapılmadığı için onlar köklerinden kopmadı. Eski kaynaklarına rahatlıkla inebiliyorlar. Bizdekiler ise ne derece sağlıklı oldukları tartışılan araştırmalara ve dar düşünceli tercüme cellatlarının insafına kalmış… Hâl böyle olunca da bizde “Dinî Sinema” diye çekilenler bile “Dinsiz Sinema” olmaktan öteye geçemiyor... O kadar ileri gidilmiş ki; Hz. Peygamber(sav)’i bile parlak ışık huzmesi yapıp, uzaydan indirip, külüstür bir kamyonete bindirerek gezdirme pespayelikleri/rezillikleri sergilenmiştir. Hem de din adına…
TYB Konya Şubesi’nin 2014 yılı etkinliklerinin her birisi dolu dolu programlar. Başkan M. Ali Köseoğlu’na ve Yönetim Kurulu üyelerine teşekkür ediyoruz.
Allah(cc)’a emanet olunuz.


 
Bu yazı toplam 95 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.