1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. DİRİLİŞ DİZİSİ VE YENİLGİLERİMİZ
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

DİRİLİŞ DİZİSİ VE YENİLGİLERİMİZ

A+A-

 

Şunu açıklıkla belirteyim.

TV’lerde haber programları hariç, birde spor programlarını izlemek için kendime zaman ayırmaya çalışırım.

Doğru oturup, doğru konuşmak ve yazmak gerekirse, özellikle TRT başta olmak üzere diğer bazı kanallar programlarını ve haber programlarını ne kadar iktidar yanlısı bir yayımla sürdürse de, bazı programlar beni çok etkiliyor. Geçmişimizi de yansıtan dizi ve programları bazen hüzün, bazen sevinçle göğsümü kabartarak izliyorum.

Türk gelenek ve göreneklerini yansıtan, İslam ölçülerine tam olmasa da yakın bir çizgide yayım yapan TV ve yöneticilerini takdir ediyorum.

Mesela TRT- 1 de yayımlanan “DİRİLİŞ “ beni çok etkilemekte ve bu diziyi elimden geldiğince izlemekteyim. Ancak biraz işin içine siyaset sokuluyor. Belki de işin ruhu bunu gerektirmektedir diye düşünüyorum.

Şimdi Selçuklu ve Osmanlı tarihini çok iyi bilmemiz gerekir. Bilmemiz gerekir ki, nereden nereye gelmişiz, nasıl kurulmuş bir dünya devleti olmuşuz. 3 kıtadan yeniden Anadolu’ya nasıl sıkıştırıldığımız, buna rağmen burayı bile elimizden almak, bölüp parçalamak isteyen hainlerin içte ve dışta nasıl çalıştıklarını görmemiz gerekir.

Selçuklu Devleti içinde de dizilere bakarsanız hainler varmış. Bugünde var. Osmanlı Devleti küçük bir uç beyliğinden birlik ve beraberlikle ve iyi yöneten yöneticilerimizde Dünya İmparatoru olmuş ama, sonunda yukarıda da belirttiğim gibi bu noktaya bu alana sıkıştırılmışız. Belki de Lozan antlaşması ile ve Atatürk’ün önderliğinde bunu korumuşuz.

Yine TRT’de Cuma akşamları yayımlanan  Abdulhamit dizisini izlerken, hem nereden nasıl geldiğimizi, hem  Osmanlı’nın içindeki hainleri ve yıkılışına nasıl çalışıldığını ibretle izlemekteyim ve zaman zaman göz pınarlarım kabarıyor. Merhum Abdulhamit’in hem iç, hem dış düşmanlarla nasıl mücadele ettiğini, ancak gününün yetmediğini görmek beni çok üzmektedir.

Şöyle tarihe baktığımızda Osmanlı’nın ne zaman toprak kaybetmeye başladığını sizlere sunmak isterim. Derlediğim ve araştırdığım yazıyı ibretle okumanızı dilerim.

1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ve Osmanlının ağır mağlûbiyeti.

1757 Bengal'in İngiliz hâkimiyetine girmesi.

1798 Napolyon'un Mısır'ı işgâli.

1852 Hint Pakistan alt kıtasının İngiliz hâkimiyetine girmesi.

1830-1857 yılları arasında Fransa'nın Cezayir'i işgâl etmesi.

1881 Fransa'nın Tunus'a girmesi...

1882 İngiltere, Mısır'a girdi.

1912-13 Balkan Savaşı ve Rumeli kaybedildi.Yine tarihe bakarsanız savaşta cephe komutanlarının kendi aralarındaki çekişmesi Balkan yenilgisini getirmiştir.

Çöküşün kronolojisi çok daha uzundur...

Hepsi, bir büyük yıkılışın ama hemen beraberinde bir büyük arayışın da sebebidir.

Büyük imparatorlukların, büyük devletlerin, büyük medeniyetlerin, büyük milletlerin yıkılışı da büyük olur ve arkalarında büyüklüklerine nispetle büyük bir boşluk ve kaos bırakırlar. Boşluklarını doldurmak, dengelerini muhafaza etmek aynı büyüklükte bir zorluktur...

Bu büyük yıkılışın tozu dumanı arasında dev gibi bir kadro vardır...Tarihi inceleyip baktığımızda bunlar:

Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, Nâmık Kemal, Ahmet Mithat, Şeyhülislâm Musâ Kâzım, Said Halim Paşa, Seyyid Bey, Babanzâde Ahmed Nâim, Elmalılı Hamdi Yazır, Ferid Kam, Mehmed Ali Aynî, İsmail Hakkı İzmirli, İsmail Fenni Ertuğrul, Ahmet Hamdi Akseki, Şemseddin Günaltay, Eşref Edip, Ziya Gökalp Vb.

Ve zincirin son halkası Âkif...

Kanun-u Kadîme dönüş çağrıları, ıslah, tecdid, tasfiye, gelenekçilik, muhafazakârlık, modernist düşünce, orta yolculuk, modernizme reddiyecilik, Batı'yı taklitçilik,

Bu dev kadronun tartıştığı, yazdığı, çizdiği, konuştuğu, müzâkere ettiği fikrî kavramlar ve muhtevâları günümüz için ne kadar da lüks görünüyor!..

Artık, sırtında bir paltodan mahrum Âkif'n, Safâhat'ındaki canhıraş feryâd-ı figânından bir nebze yok.

"Yetmez mi musab olduğumuz bunca devâhi / Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî" diyecek kadar çâresizlik içinde kıvranan ve bir çıkış yolu arayan Âkif yok artık.

1916'da Teşkilat-ı Mahsusa adına Şerif Hüseyin'e karşı İbn-i Reşit'i örgütlemek amacıyla Necid seyahatine çıkarken evine bırakması için kendisine teklif edilen parayı geri çeviren ve "Hayrına inandığımız bir hizmeti altınla vurarak öldürelim mi?" diyen Âkif'in ahlâkı da yok artık.

Boğaz'da yüzme yarışı kazanan, Çatalca'da güreşen, Mütenebbî'yi, İbn'ül Fâriz'i ve Kur'ân'ı ezbere bilen, Hersek Müftüsü Fehmi Hoca ile "İlm-i ensâb"ı konuşan, Dağıstanlı Hâlis Hoca ile "Kitâbü'l Kâmil"i hasbühâl eden, Şeyhülislâm Musâ ile Şeyh Bedreddin'in "Vârid'at"ını okuyan, Emile Zola'nın romanlarındaki insan yığınlarının idâredeki kudretini seven ve münekkidlerinde bunu beğendiklerini görünce takdirindeki isabete sevinen, Halkalı Mektebi'nin bahçesinde "istikâ-i bâtına" uğrayan ineklerin karnından "trocart" ile su alan ve aruzun orkestrasyonunu yapan, bir yandan nısfiye üfleyen, Ferid Vecid'in "Müslümanlıkta Medeniyet" eserini tefrika ederken bir medeniyet tarihçisi, Abdülaziz Câviş'den "Anglikan Kilisesine Cevap"da bir dinler tarihçisi, Sait Halim Paşa'nın "İslâmlaşmak" adlı eserini tercüme ederken de bir Müslüman mütefekkir olan Âkif yok artık.

Ne kaldı geriye?

Bunları aramaktayım. Bu ve benzerlerini bulabilecek miyiz bilmem ama, umudumda yok.

Para ile, iktidar ile, güç ile, adâlet ile, liyâkat ile ve devlet ile imtihanını kaybetmiş bir İslâmcılık ve zıvanasından çıkmış, şirâzesi kaymış, ahlâkını yitirmiş, niyetleri ve istikametleri şaşmış cemaat ve tarikat gettolarıyla onların başındaki tüccarlar...

Bir de, "İbn-i Sinâ ve Farâbi kâfirdir" diyen, cehaletini sarığının içinde taşıyan medrese ahmakları...

Yazımı merhum Akif’in bir veciz şiiri ile bitireyim.

Âkif'in giderken yazdığı şiirdeki gibi asrın idrakini konuşturanlar silinip gittiler.

"Hepsi göçmüş hani / yoldaşlarının hiç birisi yok / Sen mi kaldın yalnız / Kafileden böyle uzak / Postu sermekse merâmın yola / Serdirmezler, hadi / Gölgenle beraber / Silinip gitmene bak..."

Bilmem anladınız mı, anlatabildim mi ?

 

Bu yazı toplam 278 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.