1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Dış Kulvar Koşucuları
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Dış Kulvar Koşucuları

A+A-
Atletizm müsabakalarını hepimiz seyretmişizdir. Bireysel güç ve dayanıklılığın ön plana çıktığı yarışmalar, hele bir de uluslar arası ise çoğu kez ilgiyle izlenmektedir. Bu yarışlardan 200, 400 ve 800 metre koşu yarışlarında, atletizm pistinin düz bir çizgi şeklinde olmayıp virajlar içermesinden dolayı ve iç kulvarın mesafe avantajı nedeniyle iç kulvarda yarışacak atletler biraz arkadan, dış kulvarda yarışacaklar ise görece önden yarışa başlar ve mesafe avantajı ortadan kalktığında ise kulvar farkı kalkarak tüm yarışmacılar iç kulvarda yarışmaya devam ederler. İşte ülkemizde de her alandaki yarışların pek çoğu buna benzer. Yarışlar hep iç ve dış kulvarlıdır sizin anlayacağınız. Ancak atletizmdeki yarışlardan çok önemli farkı vardır bizim kulvarların. Bizde, bazıları hep iç kulvardan koşturulurken, diğerleri de hep dış kulvardan koşmaya zorlanırlar. Bazen bu da yetmez, dış kulvardan koşanların ayaklarına bir de ağırlık bağlanır, olur ki gene de hızlı koşar da iç kulvar koşucularını geçerler diye. 
Dün Anadolu’dan yetişen gençlerin kaderiydi dış kulvarda koşturulmak bu ülkede. Diline, dinine, tarihine, örfüne, geçmişine sövmüyorsan, ahlâkî erdemlerden bahsedip, haram-helâl ayrımı yapıyor ve bunu hayatına tatbik etmeye çalışıyorsan birilerine göre senden zaten adam olmazdı ki, yarışı kazanabilecek eşit şartlara sahip olarak başlamayı hak edesin. Devlet dairelerinde işe yerleşmek için mutlaka bir ya da birkaç “dayı” sahibi olmak, özellikle dış işlerinde, yüksek bürokraside veya üniversitelerde her hangi bir konum edinebilmek için ise “içki içmek, dans etmek, namaz, niyaz, oruç vb gibi mistik hezeyanlara (!) kapılmamış olmak” şart koşuluyordu. Üniversitelerde özellikle asistan alınacaklara bunlarla ilgili sorular soruluyor, yurt dışına çıkış bursu verilecekler de “gayrimeşru ilişkilere açık olup olmadığından, alkol alıp almayacaklarından” hesaba çekilirken bu kişilerin ilmi cihetten müktesebatı nedir, ülkeye ve millete ne katkı sağlarlar diye bir endişe çok da fazla hissedilmiyordu. Hele “Peygamber Ocağı” olarak tanımlanan askeri sisteme dâhil olabilmek için bunlar yetmezmiş gibi bir de “ninenizin bile başının açık olması” şarttı bu garip memlekette. Yani tertemiz alınlardaki secde izleri de ayaklarında ağırlık olmuştu dış kulvar koşucularının, eşinin, annesinin, kız kardeşinin tertemiz baş örtüleri de. Örneğin bu satırların yazarı 1982 de yazılı, mülakat ve spor dahil olmak üzere tüm sınavlarını başarı ile geçtiği halde Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt edilmemiş, daha 14 yaşındayken sakıncalı bulunmuştu devletin zinde ve gerçek (!) sahipleri tarafından.

Bu acımasız, adaletsiz, kutsalı olmayan yarışta, bu şartlarda galip gelebilmenin tek yolu vardı bu dış mahalle (!) çocukları için, çok ama çok idman yapmak, çok ama çok çalışmak ve Rablerine çok ama çok sığınıp tazarruda bulunmaktı. Niceleri nice bedeller ödedi bu yolda, önce bu inanç aşılanmalıydı genç dimağlara. Kimi zaman zindanlarda, kimi zaman urganlarda, kimi zaman sürgünlerde “ciğerlerinden kalemlerine kan çekerek” emek verenlerce, çile çekenlerce bu vazife bihakkın ifa edildi. Öyle ki bu gençlik tanımlanırken ““Kim var!”, diye seslenilince, sağına soluna bakmadan fert fert “Ben varım!” cevabını verici, her ferdi “Benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dava ahlakını pırıldatıcı bir nesil” yetiştirilmeye çalışıldı fikir çilesine talip olanlar tarafından. Zamanla en azından şartlar biraz daha normalleşmeye, en azından ayaklara bağlanan ağırlıklar kaldırılmaya başlandı. Merkezi sistemle yapılan sınavlar sayesinde üniversiteye girme ve birçok alanda iş ve konum bulma imkânları daha adaletli bir şekle dönüşmeye başladı. Bazı kurumlar için ise iç kulvar tanımlaması ve avantajları henüz tam anlamıyla kaldırılabilmiş değil maalesef.
Ancak müşahede etmeye başladığımız acı bir gerçek daha var ki; bilhassa merkezi sistem sınavlarının geçerli olmadığı, çoğu da üst düzey yöneticilik içeren konumlar için hem kulvar farkı hem de ağırlık uygulaması devam ediyor gibi. Yalnızca adaylarda (atletlerde) aranan nitelikler biraz şekil değiştirmiş gibi sanki. Belli bir gruba ya da gruplara mensubiyet ve tâbi olmak, sanki bu sefer de başkalarının önünü ama yine adaletsizce açıyor, diğerleri ise dışlanıyor gibi görüntü arz etmekte maalesef. Dün dış kulvarda koşmaya zorlananların bir kısmı direkt iç kulvara terfi etmiş gibi görünürken, hür ve müstakil hareket etmeyi tercih edenler ise en fazla orta kulvara kadar gelebilmekteler. Hani biz adaletsizlikten dert yanıyorduk düne kadar, hani biz haksızlık karşısında mücadele edecektik. Hani dün bizi dışlayan ve ötekileştirenlerin beğenmediği temel inanç sistemlerimiz bu tür uygulamalara karşı durmayı, bununla mücadele etmeyi ve güç elimizde iken adaletle hükmetmemiz gerektiğini emrediyordu.
İşte burada felâket başlıyor sevgili dostlar. Hak, adalet ve hakkaniyet her zaman herkes için lazım olan vazgeçilmezler, ehliyet ve liyakat da her zaman herkesin el üstünde tutması gereken değerlerdir. Yoksa dün uğrunda mücadele ettiğimiz, bugün ise ufak menfaatler ve cemiyetçilik adına ayaklar altına aldığımız ya da en hafifinden önemsemediğimiz değerler, bir gün bizim de tahtımızı altından çekecek güçtedir ve elimizden alınıp bunu taşımaya layık olanlara verilecektir. Unutmayalım ki zulüm, adaletsizlik ve haksızlık payidar olmaz, her kim ve her ne adına yapılıyor olursa olsun. Yarışların tek düz bir çizgiden başlayabildiği, kulvar farklarının, ağırlıkların olmadığı, herkesin aynı anda ve eşit şartlarda koşabildiği, sadece çalışanın, hak edenin kazanabildiği daha adil bir düzene kavuşabilmek ümidi ile…
 
Bu yazı toplam 78 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.