1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Dişimizi kıran, pirincin içerisindeki beyaz taşlardır…
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Dişimizi kıran, pirincin içerisindeki beyaz taşlardır…

A+A-
Özellikle çok hızlı büyüyen ve gelişen cemaatler ya da siyasi partiler gibi yapılarda, bu oluşumların kuruluş niyeti ve ulaşmak istediği gayelerden çok uzak olabilen, çok farklı niyetlere sahip, çok farklı güç odaklarının taşeronluğuna soyunmuş birilerinin bu yapıları bozmak, yeri ve zamanı geldiğinde yönlendirmek veya itibar erozyonuna uğratıp parçalamak için bir yerlerde yuvalanması kolaydır ve ihtimal dâhilindedir. Zira birine güvenebilmek ve iyi adam, doğru adam diyebilmek için asırlardır kullanılagelen Peygamberî metotlar unutulmuş, unutulmaya yüz tutmuş, haddi hududu olmayan maddi yardımlar, bürokratik menfaatler ve maalesef menzili olmayan dalkavukluklar, bu tip oluşumların içerisinde yer tutmak şöyle dursun ta en üst karar mekanizmalarında yer almaya, hatta koca oluşumları yönlendirmeye yetecek güce kavuşmak için genel geçer akçe haline gelmiştir.

Birilerinin namaz kılmaları, ibadet etmeleri, her dediğimizi onaylamalarının bizlerin onlar hakkında “iyi adamlardır” dememize yetmeyeceği buyruluyordu halbuki. Hatta şunlar soruluyordu; “içinizde bu kişiyle aynı mekânı paylaşan, birlikte yolculuk eden ya da ticaret yapan var mı?”. O kişi bunlarla denenmemiş ise şayet, yani “menfaatleriniz çatışınca hak ve adalet üzere hükmeder mi, malınız, canınız, namusunuzu güvenebilir misiniz?” sorularına cevap bulunmamışsa o kişi için “iyi biridir” denemeyeceğine dikkat çekiliyordu. Oysa bizler ne kadar da çabuk inandık her yüzümüze gülene ya da duymaktan hoşlandığımız sözleri söyleyenlere. Hepsini “bizden”, içimizden biri olarak kabul ettik ve aramıza alıverdik, denemeden, yeterince sınamadan. Ve onlardan bir kısmı günü gelince “pirincin içerisindeki beyaz taşlar” gibi dişimizi kırmaya başladılar.

Dolayısıyla herkes ve her kesim başını ve kalbini ellerinin arasına alıp bir iç muhasebe yapmak zorunda. Ben adam seçerken hangi kriterleri kendime kılavuz edindim, neye göre seçtim istişare heyetlerimi ya da benim adıma söz söyleme yetkisi verdiklerimi diye. Hani bazen kullanılır ya “ununu elemiş, eleğini asmış” diye halk arasında. İşte bu tabir belli bir yaşa ulaşmış, dünyadan muradını almış kişiler için söylenir genellikle. “Unun elenip, eleğin asılması” topluluklar, cemaatler, siyasi partiler gibi devingen ve dinamik yapılar için söz konusu olmamalıdır. Bilakis hiç asılmaması gereken bu eleğin gözenekleri, aralıkları bu yapılarda hak, adalet, doğruluk ve dürüstlük gibi ayarlara getirilip (siz buna insani ve ahlaki fabrika ayarları da diyebilirsiniz), en önce bu oluşumların tepesindeki insanlar kendilerinden başlamak üzere, duygularını, niyetlerinin hasbî mi hesabî mi olduğunu, amaç ve ideallerinin tazeliğini, tutulan yolun doğruluğunu, yolda bir sapma olup olmadığını, olduysa nedenlerini ve sebep olanları, eksenin başlangıç hedef ve usullerine göre kayıp kaymadığını tartıp düşünmelidir. Esasında her birimiz için her bir işimizde yapmamız gereken nefis muhasebesidir bu, aynı kapıya çıkmaktadır. Daha sonra kendinden emin olduktan sonra da etrafındaki en yakın halkada yer alanlardan başlamak üzere herkesi bu elekten geçirmeli, gerekli elemeleri yaparak safralarından kurtulmalı, aslına, yaratılış ve hizmet gayesine geri dönmelidir. Pirinci ayıklarken siyah ya da renkli taşları seçip kenara koyarız da bizim asıl dişimizi kıranlar pirinç görünümlü beyaz taşlardır, asıl onlara dikkat etmek, onları ayıklamak lazım ki bir yol kazası yaşanmasın. Bunun en geçerli yolu da beraber yola çıktıklarımızı da dâhil etmek suretiyle, hele yolda bulduklarımızı daha da bir irdeleyerek Peygamberî bir elekten geçirmektir.

Bu ümmetin vahdeti, birliği hususunda ise her birimiz beşer olmamızdan kaynaklanan zaaf ve eksikliklerden beri olmadığımıza, zaman zaman nefsanî davranabildiğimize göre; “ben bembeyazım, karşımdakiler de simsiyah” diyenlerden daha fazla bu birliğe zarar verenler olamaz kanaatindeyim. Aslında hiç kimse ne bembeyaz, ne de simsiyah, herkes grinin farklı tonlarına mahkûm. Herkesin az ya da çok hataları vardır ve bu durum da tabiidir. Yeter ki muhataplarımıza yaklaşımlarımızda eskilerin de dediği gibi “Meth ederken zemm payı, zemmederken meth (överken yerme, yererken övme) payı bırakmayı” bilebilelim. Bugün birbirimizden esirgediğimiz; müsamaha, anlayış, uzlaşma, anlaşma, kardeşliğimizi hatırlama ve içimizdeki fitnecileri ayıklayıp safi bir zemin üzerinde yeniden kucaklaşma yaklaşımımız yarın bizim için vebal olacaktır. Zira İslam coğrafyasının her bir yanında zulüm, katliam, açlık, yoksulluk, savaşlar, işkenceler, tecavüzler, ölümler kol gezmektedir. Bunlara maruz kalan kardeşlerimiz yarın Ruz-u mahşerde “Ey Allah’ım şu kardeşlerimiz kendi aralarında güç ve iktidar kavgası yaparlarken ve birbirlerine düşerlerken benim ırzıma geçiliyordu, evladım ellerimin arasında açlıkta, hastalıktan ölüyordu, kâfirler başımıza bombalar yağdırıyordu, kollarımızı, kanatlarımızı kırıyorlardı, ONLARDAN DAVACIYIM!” dediğinde hangi yüzle huzura çıkacağız, ne yüzle o kardeşlerimizin yüzüne bakabileceğiz.

Mesuliyetleri büyük olanların karşılaştıkları fitneler de, imtihanları da o nispette büyük olmaktadır. İnşallah mevcut fitnelerden de birlik, beraberlik ruhuyla, “küfrün tek millet olduğunu” ve her yönden her türlü silahla saldırdığını unutmadan, “Allah’ın düşmanlarını dost edinmeyin” emrini akıldan ve yürekten çıkarmadan kurtulmak nasip olur da “Allah’ın ipine” hep birlikte, ellerimiz birbirinin üzerinde tutunarak sarılıp yolumuza, davamıza devam edebiliriz. Allah Resulü’nün de (sav) buyurduğu gibi “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” zira…
 
Bu yazı toplam 147 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.