1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Domates Eken Karpuz Biçmez
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Domates Eken Karpuz Biçmez

A+A-
Tuncay Bey ile İrem Hanım  Türkiye’nin en namlı üniversitesinin tıp  bölümünde okurken tanışmışlar, anlaşmışlar, mezun olduktan bir yıl sonra da uzun süren flört dönemini evlilikle taçlandırmışlardı. Hayat planladıkları gibi gidiyordu. Bir yandan devlette çalışıyorlar bir yandan da TUS’a  hazırlanıyorlardı. Bu sıkışık dönemde çocuk istememişlerdi. İkisi de TUS’u kazanıp uzman olunca kazandıkları  para ve edindikleri mal belirli bir seviyeye gelince  planları üzere biri kız biri erkek iki çocukları oldu. Kızlarına Bengisu, oğullarına Tarkan isimlerini verdiler.

Çocuklarını çağın en son, en  modern eğitim metotlarını kullanarak ve yine çağdaş pedagojinin tüm verilerinden faydalanarak büyüttüler. Yavrularının her ikisini de  daha bebeklikten itibaren yiyeceğinden giyeceğine, dinleyeceğinden seyredeceğine kadar Batı ilminin tüm imkânlarından yaralanarak onun gösterdiği yoldan, onu rehberliğinde  giderek  yetiştirdiler. İkisi de profesörlüğe kadar yükselen ebeveynin, çocuklarına her sabah, bıkmadan usanmadan verdiği öğütler şunlardı:

“Çocuklar! Disiplinli ve düzenli olacaksınız! Güçlü olacaksınız! Çalışkan olacaksınız! Zengin olacaksınız!  Başarılı olacaksınız! Ne yapıp edip mesleğinizin bir numarası olacaksınız! Makamınız yüksek, paranız bol, sözünüz en üstte olacak! Hayat torbanıza yerleştirdiğimiz bu nasihatleri  katiyen unutmayacaksınız.” Hatta bu nasihatleri yazılı hale getirip evlenirken kızlarının çeyiz sandığına oğullarının da evrak çantasına koydular. 

Çocuklar, planlı, disiplinli ve sıkı çalışmanın soncunda gerçekten ebeveynlerinin gösterdiği hedeflere vardılar. Kızları elektronik  mühendisi oldu. Büyük bir yazılım firması kurdu ve sahasında Türkiye’de rakipsiz bir konuma geldi. O da annesi gibi bir meslektaşı ile uzun süren bir flört döneminden sonra evlendi. Onun da iki çocuğu oldu. O da çocuklarını,  ailesinin kendisini yetiştirdiği gibi yetiştirmeye başladı. Bebeklikte başlayan, kreşte, ilköğretimde  çocuklukta, lisede, üniversitede devam eden sert hayat mücadelesinden sonra aynı tempoyu patron olarak, anne  olarak devam ettirdi. Erkek kardeşte ha keza. Gençler, ebeveynlerinin gösterdiği hedefle varmakla kalmamışlar o hedefin çok ilerisine geçmişlerdi.

Tuncay Bey ile İrem Hanım, aradıkları mutluluğu, saadeti ve huzuru kazandıkları parada, malda, makamda bulamayınca,  selameti  çocuklarının başarılarında ve zenginliklerinde aramaya başladılar. Uzunca bir süre onların zenginlikleri ve başarıları ile avundular. Ama bu halin de  nafile bir çaba ve  çaresiz bir yol olduğunu kısa sürede anladılar… Çünkü hayatlarında çok büyük bir boşluk vardı ve bu boşluğu ne para, ne başarı, ne makam dolduramıyordu.  

Çocukları ve torunları kendilerinin gösterdiği yoldan ilerlemişler, sıkı, planlı çalışmanın tabi bir sonucu olarak da onlarla  ilgilenememişlerdi. Bırak ziyaret etmeyi onlara telefon bile açamıyorlardı. Birkaç kez çocuklarını ve torunlarını arayan ebeveynin uzun konuşmaları “hasretten, sevgiden, özlemden” bahseden cümleleri çocuklarının ve  torunlarının canını sıkmaktan, onların günlük planlarını bozmaktan başka bir işe yaramamıştı. Tersine “zaman kaybına sebep olduğu” düşüncesi ile bir daha hiçbiri onların telefonlarına  cevap vermez olmuştu. Günlerce düşünüp taşındılar, sonunda oturup biricik kızları Bengisu ile  biricik oğulları Tarkan’a bir mektup yazmaya karar verdiler. Mektubun özeti şuydu:

“Yavrularım sizleri özledik. Torunlarımıza hasret kaldık. Ne olur  hiç olmazsa bayramlarda gelin görüşelim bayramlaşıp hasret ve özlem giderelim. Eğer  sizlerin gelmeye vakti yoksa  biz, sizlerin yanına varalım. Paranın, gücün, makamın dolduramadığı büyük bir boşluk var içimizde…”

Mektubu alan Bengisu İle Tarkan  oturdular ve ebeveynlerine ortak bir cevabi mektup yazdılar. Mektubun özeti şuydu: “Sevgili Annemiz! Kıymetli Babamız! Mektubunuzu aldık. İstekleriniz gözden geçirdik. İki kardeş, hayatta kullanılmak üzere bizlere verdiğiniz ve ömür boyu saklayın dediğiniz öğütlerle dolu hayat torbalarımızı birlikte açtık. Her ikisinde de güç, servet, çalışma, başarı, zenginlik, plan, şöhret, dünya, para vardı. Bizim torbamıza koymadığınız ve bizim yabancısı olduğumuz ve bizim için bir anlam ifade etmeyen özlem, sevgi, hasret, vefa, saygı, anne, baba hakkı, sılay-ı rahim gibi şeylerden bir şey anlamadık. Vermediklerinizi, öğretmediklerinizi  bizden nasıl istersiniz!  Size, hayat torbamızda olanlardan bolca gönderiyoruz. Sizlere yapacağımız ziyaretler, çocukların çalışma ve tatil planlarını bozacağından, bizlerin de şirketlerimizdeki çalışmalarımızı aksatacağından  mümkün görünmüyor. Aynı nedenlerle sizlerin de bizleri ziyaret etmeniz pek uygun olmayacaktır.”

                Zengin bir muhitin, lüks  camisinin avlusunda yan yana iki tabut vardı.  İntihar eden karı koca Profesör doktorların tabutunun üzerinde vasiyetleri üzerine şu cümle büyük harflerle yazılıp konmuştu: “Yavrularımız! Çok haklısınız!  Sizlere vermediğimizi sizlerden istediğimiz için üzgünüz! Domates ekip karpuz hasat edilmezmiş. Elveda!” 

 

Bu yazı toplam 335 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.