Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Dost’un Ardından

A+A-
“Kesafet içinde letafet yaşanmıyor” demişti Aziz Dost ve eklemişti “Aynı latif olan ruhumuzun kesif (yoğun) olan bedenimize hapsolması gibi”. Malum, ruhlarımız yaratılıp da “Elestü bi Rabbiküm” (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) hitabına “Bela, şehidna” (Evet, şahit olduk, sen bizim Rabbimizsin) diye şahitlik ettikten sonra Âlem-i Ceberût ve Âlem-i Lahût’ta miktarını ancak Rabbimizin bileceği kadar uzun süre Cenab-ı Hakkın Celâl, Azamet ve Kibriya-ı Zati ve Sıfati’sinin perdeler arkasından tecellilerine mazhar olmuşlar ve akabinde Âlem-i Melekût’a indirilerek, meleklere Adem’in (as) nezdinde Rabb’e secde etmeleri emredilmiş ve sonrasında da Âlem-i Nasut’a, yani dünyaya indirilmişlerdir. Kimi müfessirlere göre “Biz insanı en mükemmel şekilde yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına indirdik” mealindeki ayetin tefsiri bu durumu içermektedir. İşte latif olan ruhumuz, bütün o letafetiyle gelip kesif bedenin içine yerleştirilmiş ve o gün bu gündür her birimizin ruhu Vatan-ı Aslisi olan o nurani âlemlere ulaşmak istemekte, adeta kafesteki bir kuş gibi çırpınmaktadır. Nefsin tezkiyesi, kalbin tasfiyesi (her türlü manevi hastalılardan temizlenmesi) de bu kutlu yolculuğun başlaması ve tamamına erdirilmesi amacına matuftur.

Aynı şekilde yaşadığımız hayat da her an bütün yoğunluğu ile adeta üzerimize üzerimize gelmekte, azalarımız ve amellerimizin yaratılış gayesine uygun olmadığı, istikametten uzak olduğu (kulun cevarih ve cevanihinin ma Hulika lehine sarf ve istimal edilmediği ve bu halin müstemir olmadığı) her anımız bu kesafeti an be an artırmaktadır. Hele şehir hayatı bunu daha da güçleştirmekte, adeta ruhlarımız bir balçık denizinde giderek derinlere batmakta, tek bir nefes alabilmek için çırpınmaktadır.

İşte böyle bir günde mânâ âlemimize güneş misali doğan bir dostun teşrifiyle aydınlandık, yıkandık, arındık ve bizimle birlikte şerefyap oldu tüm Konya. Her ne kadar çok kısa sürse de vuslat, nihayetinde gönül göreceğini gördü, dil lâl oldu, kalp hemhâl, hâl oldu, kemâl oldu. Göz doldu, gönül doldu, ruh derin bir nefes aldı ve bir seher vakti aşağıdaki satırlar döküldü Dost’un arkasından;

“Dost”un Ardından
Dün bir "dost" teşrif etti, ruhumuza nefesçe,
Resul gölgesi düştü, beldemize güneşçe...
"Cemal" tecellisiydi, üstümüzde beliren,
Muhabbetti yayılan, ney misali bir sesçe...

Celâleddin semaya kalktı, yandı yeniden,
Şems uruç edip çıktı, kuyuların dibinden...
Sadreddin kıyamdaydı, makamında edepten,
Ateşbaz yaktı elin, bu sefer farketmeden...

Gül kokusu saçıldı, evlerden, bahçelerden,
Melekler muştu verdi, gök ağladı sevinçten...
Övün ey Şehr-i Konya, sevin ey garib belde,
Kavuştun hasretine, yıkandın kederinden...

Kısa sürdü saadet, yine gam, yine firak,
Ey gönül feryat etme, elemi ele bırak...
Madem salât, selâmla, beraberlik mukadder,
Gözden uzak olsa da gönülden değil ırak...

Bu yazı toplam 94 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.