1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. DUA EDİYORUZ AMA KABUL OLUNMUYOR
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

DUA EDİYORUZ AMA KABUL OLUNMUYOR

A+A-

İbrahim Ethem hazretlerine sordular: - Dua ediyoruz ama kabul olunmuyor.. 
Acaba sebebi nedir..? İbrahim Ethem şöyle cevap verdi:
– Yüce Allah’ı tanıyor, Fakat itaat etmiyorsunuz.. 
Resul’ünü biliyor, Fakat sünnetine tabi olmuyorsunuz..
Kur’an okuyor, Fakat onunla amel etmiyorsunuz..
Nimeti yiyor, Fakat şükretmiyorsunuz.. 
Cennetin itaatkârlar için donatıldığını biliyor , Fakat ona gönülden talip olmuyorsunuz.. 
Cehennemin asiler için kurulduğunu biliyor, Fakat ondan kaçıp korunmuyorsunuz.. 
Şeytanın size düşman olduğunu biliyorsunuz,  Fakat onun dostluğundan çıkamıyorsunuz..
Ölümü biliyor, Fakat hayırlar yapmıyorsunuz..
Ölüleri toprağa gömüyor, Fakat ibret almıyorsunuz..
Kendi kusurlarınızı bırakıp, Başkalarının kusurları ile uğraşıyorsunuz..
Bu halinizle duanız nasıl kabul edilsin..?
Bugünlerde çok okuyup, iyi anlamaya çalışmak gerek: “Asr'a andolsun ki; İman edip, Salih amel işleyen, birbirlerine Hakk’ı ve Sabrı tavsiye edenler hariç, bütün insanlık zarardadır!” (Asr Sûresi) Namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, sadaka vermiyor ama Allah'a bir tek can borcum var diyor, ahiretine haciz gelmiş haberi yok ..! Şeytan, önce insana, Allah'ı unutturur;
Sonra, “çağdaş” çöplükte ne bulursa yutturur.!!!  Gece karanlık. . .kabir ondan karanlık. . .Kabire amelsiz girmek ondan daha da karanlık.!
İHTİYARIN YAŞLILIĞINA HÜRMETEN ÖNÜNE GEÇMEDİ
Hazreti Ali, bir gün sabah namazının cemaatine yetişmek için mescide hızlı hızlı giderken yolda bir
ihtiyara rastladı. İhtiyarın aksakalına hürmet edip, önüne geçmeyip, aheste aheste ardınca yürüdü. Bu sırada güneşin doğması da gittikçe yaklaşıyordu. Mescit kapısına vardıklarında ihtiyar içeri girmeyip, yoluna devam edince, o ihtiyarın Müslüman olmadığını anladı. Mescide girdiğinde Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) rükûa eğilmiş vaziyetteydi. Fakat rükûdan başım kaldırmayıp ‘ rükûu iki misli uzatmıştı. Böylece Hazreti Ali de namazın rükû suna yetişmiş oldu. Namazdan sonra, Sahâbe-i Kirâm, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimize şöyle dediler:
– Ey Allah’ın Resulü! Rükûda hiç bu kadar uzun durmazdınız. 0 kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Lütfedip, sebebini beyan ediniz. Resulullah Efendimiz bu söz üzerine: – “Rükû tesbihinî üç kere dedikten sonra, “Semi‘allahii limen hamideh” deyip, kıyama kalkmak istediğimde Cebrail (Aleyhisselâm) süratle gelip, kanadını sırtıma koydu ve uzun müddet kaldırmadı. Bir müddet sonra kanadını kaldırdı, ben de başımı ancak rükûdan o zaman kaldırabildim.” Ashab-ı Kiram:
_“Ey Allah’ın Resulü! Cebrail (Aleyhisselâm) neden böyle yaptı?” dediklerinde: Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
– “Sebebini sormadım” buyurdu. O sırada Cebrail (Aleyhisselâm) geldi ve Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e şu bilgiyi verdi:
– “Ya Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)!
Ali, cemaate yetişmek için acele acele mescide geliyordu. Yolda, Hristiyan bir ihtiyara rastladı. Hristiyan olduğunu bilmediği için ihtiyarın yaşlılığına hürmeten önüne geçmedi. Allahü Teâlâ da Ali’nin cemaate yetişmesi için, bana, seni rükûda bekletmemi emretti. Fakat bundan daha hayret edilecek şey var. 0 da şudur; Allahü Teâlâ, güneşin doğmasını geciktirip Ali’nin cemaate yetişmesi için Mikail’e de kanatları ile güneşi tutmasını emretti. Buna sebep Ali’nin Hristiyan bile olsa yaşlı bir zata gösterdiği hürmet oldu..
CENÂB-I HAKK'IN RIZASI HANGİ HAMLEDE SAKLI BİLMİYORUZ
Vaktiyle bir padişah kendisine bir vezir bulmaya karar vermiş ve böyle kocaman bir kapı yaptırmış. Yaptırdığı kapının ortasına onlarca kilit yaptırmış. Kimisi sürgülü, kimisi halka kilit vesaire derken baştan aşağı her tarafa kilit yaptırmış. Sonra vezir adaylarını bir bir buyur etmiş. İlk giren adama demiş ki: - Sen benim vezirim olmak istiyorsun, değil mi? O da demiş: - Evet efendim.  - Eğer benim vezirim olmak istiyorsan, şu kapıyı anahtar kullanmadan, levye kullanmadan, hiç bir alet kullanmadan açmanı istiyorum demiş.  Vezir adayı şöyle bir dönmüş kapıya, bakmış ve demiş ki: - Efendim bu mümkün değil, kaldı ki anahtar bile olsa bu kapıyı açmak saatler sürer. Padişah da demiş ki: - Peki, sen git ötekisi gelsin. Öteki gelmiş, ona aynısını söylemiş, O demiş: -Efendim mümkün değil anahtar bile olsa... Diğeri gelsin, diğeri gel falan derken, en son vezir adayı girmiş içeriye. Padişah demiş ki:
-Sen vezir olmak istiyorsan, şu kapıyı anahtarsız, levyesiz, hiç bir alet edevat kullanmadan açmanı istiyorum. Adam şöyle bakmış kapıya, bakmış, dönmüş demiş ki padişaha:
-Devletli Sultanım! Aslında aklım der ki; "Bu kapı böyle açmaya açılmaz. Lakin bize itmek düşer" demiş ve elini uzatıp o kapıyı şöylece ittiğinde kapının ve aslında kilitlerin hiç birinin kapalı olmadığını görmüş. Şunu demek istiyoruz ki; Cenâb-ı Hakk'ın rızası hangi hamlede saklı bilmiyoruz... Belki bir vakit namazda saklı... Belki bir yetimin başını şefkatle okşamakta... Belki bir kediye merhametle su vermekte... Belki yanımızdan geçen ve hiç tanımadığımız birine: 'Esselamü aleyküm ve rahmetullah' demekte... Belki o da mukabele de bulunacak: "Ve aleyküm selam ve rahmetullah" diyecek...
 Bu yüzden Cenab-ı Allah'ın rızası hangi kapıda saklı diye, biz kullara itmek düşer. İnancımızın gereğini yapmak düşer…

Bu yazı toplam 287 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar