Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Dua Ve Beddua

A+A-
Akıl ve düşünceye sahip olan insanoğlu, kendisini ve nereden geldiğini düşünür ve hem kendisine ve hem de içinde bulunduğu kâinata bakarak mutlaka kendisini bir yaratanın varlığına ulaşır. Neticede O’nun en büyük ve herkesin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğunu, ancak O’nun kimseye muhtaç bulunmadığını idrak eder. Fakat bazen de böyle bir idrakten uzak kalır da kim olduğunu ve nereden hâsıl olduğunu bilemez.

Ancak her şeyi yaratan Allah, kullarının böyle bir sapkınlık içinde kalmasına razı olmamış ve onlara kendi varlığını ve kendilerinin yaratıcısı olduğunu gönderdiği peygamberleri aracılığı ile hatırlatmıştır.
Dolayısıyla insanların bir kısmı da kendi yaratanını böyle bir yolla tanımış, bilmiştir. O’nun kulu olduğunun idraki içinde kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışır.
Şüphesiz böyle bir bildirim ve tebliğden sonra dahi O’nun varlığını bir türlü kabullenemeyen ve kendisini her şeyden üstün bir varlık olduğunu düşünenler de çıkabilir. Nitekim bugün dünya insanlarına baktığımızda durumun böyle olduğunu görmekteyiz.

Diğer taraftan insanoğlunun dünyada pek çok emeli ve arzusunun bulunduğu da bir gerçektir. Bunlardan bir kısmına kolaylıkla erişebildiği hâlde, bir kısmına ulaşmaya gücü yetmez ve hatta başkalarının yardımlarıyla da bir netice alamaz. Bazen de içine düştüğü bir sıkıntıdan kendi çabalarıyla ve başkalarının yardımlarıyla da kurtulamaz.
İşte böyle bir durumda sığınacağı tek varlığın kendi yaratıcısı olduğunu hatırlar ve O’na sığınır. O’ndan yardım ister. Çünkü inandığı dini ona zaten bu yolu göstermiştir. O’nun bu isteğine dua denir.
Bu dua insanın kendisi için yapılabileceği gibi, bir başkası için de yapılabilir. Her iki durumda da Allah’tan kişinin lehine olacak bir şeyin istenmiş olması söz konusudur. Bundan dolayı böyle bir duaya hayır dua da denir.

Arapça bir terim olan ‘dua’, kelime anlamının yanında terim anlamını da koruyarak, Türkçemize de aynen geçmiş bulunmaktadır ki, biz de Türkçemizde bu anlamda aynı terimi kullanmaktayız. Genel olarak söyleyecek olursak; ‘dua’ Allah’a yalvarmak, O’na yakarmak ve O’ndan yardım istemek anlamlarına gelir.

Fakat insanoğlunun istekleri her zaman böyle müspet anlamda gerçekleşmez. İnsanoğlu elde etmek istediği şeye ulaşacağı zaman önüne bazı engeller çıkar da ona bir türlü ulaşamaz. Bu engellerin bir
kısmının görünmez olmasına rağmen, bir kısmının engelleyicileri de görünür ve bilinir.

Görünür ve bilinir olsa da önüne çıkan bu engelleri ortadan kaldırmaya veya aradan çıkarmaya tek başına gücü yetmediği gibi, başkalarının yardımı da bu konuda yeterli olmaz, olmayabilir. Böyle bir durumda da insanoğlunun müracaat kapısı yine yaratanıdır. Ancak bu sefer O’ndan, bir başkasının veya başkalarının aleyhine olmak üzere yardım istenmekte ve onların bulundukları durumun altına indirilmeleri istenmektedir. Genel anlamda söylersek, onların yok veya perişan edilmeleri talep edilmektedir.

İşte böyle bir isteğe de “beddua” denir. Bu isteğin muhatabı da Allah’tır. Çünkü ancak O’nun yapabileceği bir şey istenmektedir.
Türkçemizde kötü, çirkin ve fena gibi anlamlara gelen bir kelime olan “bed”, dilimize Farsçadan geçmiştir. Ancak bu geçiş Arapça dua kelimesine bitişik şekilde olmuştur. Bununla da dua’nın zıddı anlam kazanmıştır. Bu sebeple de genel olarak dua hayır dua; beddua da duanın zıddı anlamını ifade etmektedir. Türkçemizde ilenmek, ilenç anlamlarına gelir.
Dinimizde dua etmek istenmiş ve bu konuda inananlar teşvik de edilmişlerdir. Dinimizde dua, araya hiçbir kimse veya şey konmadan doğrudan Allah’a yönelik olarak yapılır. Nitekim günde beş vakit kıldığımız namazımızın her rekâtında okuduğumuz “Fatiha” sûresinde şöyle deriz: “Biz yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz”.
Buna mukabil beddua yapılmaması da öğütlenmiştir. Hayatı müşriklerle mücadele içinde geçen Hz. Peygamber a.s. da, ümmetinin çok zor durumlarda kaldığı zamanlar müstesna, bedduada bulunmamış ve onların affı sadedinde ‘bunlar bilmedikleri için böyle davranıyorlar’ diyerek bu konuda Allah’a sığınmış ve sanki dua ederek, onlar namına özür beyan etmiştir.
Bu yazı toplam 249 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.