1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Dünler Geçti De Bugünleri De Arayacak Mıyız?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Dünler Geçti De Bugünleri De Arayacak Mıyız?

A+A-
Yıl 2075… Uykunuzdan uyandınız. Çocuklarınız okula gitmek üzere hazırlanıyorlar. Evden çıkmaya hazırlanan kızınıza ve oğlunuza sesleniyorsunuz? “Kahvaltı tabletini yuttun mu?” Çocuklar dudak bükerek cevap veriyorlar : “ Yes my father.” Baba tekrar sesleniyor: “Çocuklar dışarıda güvenlik sıfır denecek düzeyde, zırhlı elbiselerinizi giydiniz mi?” Kız umarsızca cevap veriyor : “My father, o elbiseler çok ağır, sevmiyorum.” Babadan cevap “ Öyle kızım ama akşam eve sağ dönmen benim için daha önemli. O elbiseni hemen giymelisin.”
Baba TV’de ki haber bültenini izliyor. “Sevgili seyirciler, iki araç havada seyir halindeyken çarpışma sonucunda bir evin üzerine düştü. Evde bulunan 5 kişiyle birlikte araçları kullananlar öldüler.”
Toplu ulaşım araçlarına binen yolcu sayısında ciddi düşüşler olmuş. Çünkü herkesin altında bedava denecek paralarla aldıkları o devrin araçları bulunuyor.
İnsanlar müzelerde geziyorlar. Orada ki görevli ziyaretçilere anlatıyor: “Şu gördüğünüz kırmızı renkli cismin adı domates. Bundan 100 yıl önce insanların yediği gıdalardan biri olup, bunu yemek için suyla yıkayıp doğradıktan sonra yutuyorlarmış. Bu domatesler ezilerek yapıldıktan sonra sıcak yemek tabir edilen kaplar içinde ki açlık gideren yiyecek sınıflarına karıştırılan ve adına salça renk ve lezzeti veren bir malzeme olarak kullanıyorlarmış. Yani epeyce bir eziyetin ardından bunları yerlermiş. Şimdi ki gibi bir tablet atarak hissettiğimiz doyuma ulaşım o zamanlar şimdiki kadar kolay olmuyormuş. Şu gördüğünüz sivri ürünün ismi ise bibermiş. Şunun adı da o zamanlar elma imiş……”
Yaşı 100’lere dayanmış dede torunuyla konuşuyor: “Ben son devirlerine yetiştim. Hiç unutmam bundan 90 sene kadar önce insanlar giydikleri elbiseleri su ile yıkayıp kuruttuktan sonra tekrar giyerlerdi. Defalarca bu işlem devam eder, giysileri iyice yıprandıktan sonra çöpe atarak yenisini alırlardı. Bugünkü tek kullanımlık elbiseler gibi çöpe atılarak yenisini giymezlerdi. O zamanlar kanser ölümcül bir hastalıktı. Bugün tedavisi grip gibi kolayca yapılan bir hastalık değildi. Kalp hastalıkları için insanlar kullandıkları hap ve hastanelerde ki fiziki operasyonlar sonucunda hayatta kalabilirlerdi. O yıllarda insanlar adına diyabet denilen hastalıkla mücadele etmek için insülin tabir edilen bir sıvı hormonu vücutlarına her gün enjekte etmek suretiyle sağlıklı yaşam sürerlerdi. Bugün olduğu gibi her yerde kolayca uygulanabilen yapay pankreaslar yoktu. O zamanlar bu sadece konuşulurdu. Ama bir türlü yaşama geçirilemezdi. Ağaçlar vardı. Onlardan adına meyve dediğimiz türlü yiyecekler yenirdi. Hepsinin ayrı bir şekli ayrı bir kokusu vardı. O koku insana huzur verirdi. O zamanlar insanlar banyo dediğimiz bir uygulama ile vücutlarını tepeden aşağı su ile yıkarlardı. Bugünkü gibi hijyenik mendillerle azalar silinip geçiştirilmezdi.”
Dedenin gözlerinden iki damla yaş iniyor: “Ama çocuklar, o zaman insanlarda adına huzur dediğimiz bir his vardı. Adına paylaşmak dediğimiz empati kabiliyeti vardı. Adına sevgi dediğimiz tarifi imkânsız bir duygu vardı. Akraba tabir ettiğimiz yakınlar arasında kaynaşma tabir ettiğimiz hoş duyguları size nasıl anlatayım ki…”
Değerli okurlarım, bu yazılanlar size uzak ihtimal gibi geliyorsa gelin birlikte sadece 30 yıl öncesine gidelim.
O zamanlar cep telefonu sadece şehir efsanesinden ibaret değil miydi?
O zamanlar renkli televizyon yerine siyah beyaz televizyonlardan sadece bir kanal izlemez miydik?
Aynı televizyonda birden fazla kanal olabileceğine dahi inanabilir miydik?
Akrabalar arasında kaynaşmanın günün birinde sadece özlemle aranan bir nostalji olarak zihinlerde yer tutacağına kim inanırdı?
İnsanların küçük menfaatler uğruna birbirine sonu ölüme kadar dayanan zararlar vereceğine kim ihtimal verirdi?
Değil farklı insanlar, öz kardeşler arasında dahi mal yarışı olacağına ve haset denen iğrenç duygunun zihinleri işgal edeceğine kim inanırdı?
Farklı örnekler verilebilir. Günün birinde teyp dediğimiz ve kaset takılarak dinlenebilen aletlerin tamamen piyasadan kalkacağını ve yerini daha çok veri depolanabilen CD çalarların alacağını düşünebilir miydik?
Uçak yolculuklarının sıradanlaşacağını düşünebilir miydik?
İnternet dediğimiz ve oturduğumuz yerden kilometrelerce uzakta ki farklı ülkelerden insanlarla aynı anda irtibata geçerek karşılıklı görüşebileceğimize aklımız yatar mıydı? İnternetten istediğimiz tüm bilgi ve bilimsel veriye kolaylıkla ulaşabileceğimizi hayal bile edebilir miydik?
Velhasıl örnekleri daha da artırmak mümkündür.
Sonuç itibariyle birçok güzelliği teknoloji uğruna kaybettik. Teknolojinin artılarına karşı çıkmamakla birlikte bizlerden çekip aldığı samimi duygularımızı geri istiyoruz. Ama zihinler öylesine meşgul ki yan yana iki insan bile iletişim kurmakta zorlanıyoruz. Bir şeyler anlatmaya çalışıyorsunuz ama gücünüz gördükleriniz ve yaşadıklarınız karşısında kesiliyor. Diyorsunuz ki her gerçek kendi zamanında tatlıdır.
O halde geçmişi özlemle arasak ta bundan 100 yıl sonrasına göre bugünümüzün ne kadar değerli olduğunun bilincinde olalım. Bugün omuz silkip illallah ettiğimiz birçok şeyin yakın gelecekte arayıp ta bulamadığımız güzellikler olacağını unutmayalım. Hiç değilse bugün elimizde olan artık mutluluk ve sevinçlerle hayata anlam katalım.
 
Bu yazı toplam 103 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.