1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Edebiyat tarihe tanıklık etmeli
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Edebiyat tarihe tanıklık etmeli

A+A-
Atasoy Müftüoğlu’nun TYB’de yaptığı konuşmanın satır aralarına bu yazımızda da devam edeceğiz:
“Menkıbelere inanan bir topluluktan sağlıklı bir dinî hayat sadır olamaz. Sağlıklı bir düşünce hayatı sadır olamaz. Sağlıklı bir edebiyat hayatı sadır olamaz. Sağlıklı bir entelektüel kadro asla ve kat’a sadır olamaz. Çünkü bu akımlar, şu anda kendilerini ABD’nin ve İsrail’in önceliklerine, taleplerine, beklentilerine göre İsrail tarafından öngörülen bir din algısına göre yapılandırılmışlardır.
Evet, iftira etmiyorum. Bunların kanıtları/belgeleri var. Bir düşünce kuruluşu özellikle İslâm topluluklarında neler yapmak istediklerine ilişkin beklentilerini bir deklarasyon halinde yayınlamışlar. Bu düşünce kuruluşu Türkiye’de, Ortadoğu’da, Mısır’da, Suriye’de, orada, burada ne yapmak istiyor?!
Müslümanlar İslâm’ı bölgelerinde nasıl yapılandırmak istiyorlar?
Bizim İslâm’ı yeniden yapılandırmak gibi bir projemiz yok. Biz, geçmişten neyi devir almışsak, şu anda onu tüketiyoruz. İslâm’ı seçmek demek geçmişe gitmek, geçmişte yaşamak demek değildir. Geçmişte ne olup bittiğine ilişkin eleştirel bir yaklaşımınız olabilir. Seçici bir tarzınız/tavrınız olabilir. Ama geçmişe mahkûm olmak kadar büyük bir felâket olamaz. Yani Konya’da bulunuyoruz ve meselâ Mevlâna’ya mahkûm olmak da bir felâkettir. Mevlâna’yı okumak ayrı, ufkumuzu Mevlâna ile sınırlandırmak apayrı bir şeydir. Mevlâna, kendi dönemiyle ilgili çözümlemeler yapmış olabilir. Fakat Mevlâna’nın kendi dönemiyle ilgili yaptığı çözümlemeler, bugünün ihtiyaçlarına cevap veremeyebilir.
Eleştirel bir düşünce yapısına sahip olan Adalet Ağaoğlu geçenlerdeki bir yazısında; ‘Ben, Mevlâna’nın emperyal bir proje adına kullanıldığını düşünüyorum’ dedi. Ama Yazarlar Birliği olarak biz bunu söyleyemedik. Siz böyle özgür hiçbir cümle kuramıyoruz. Bizim bütün cümlelerimiz vesayet altındadır. Çünkü biz korkutulduk. Bastırıldık. Vesayet altına alındık. Onun için bin düşünüyoruz, bir yazabiliyoruz. Ve yazdıklarımız da tamamen vesayet altındaki şeylerdir.
Geçen yıl Boğaziçi Üniversitesi periyodik bir şekilde dünyanın önde gelen muhalif akademisyenlerini, aktivistlerini davet ediyordu. Yani kendisi de bir imaj kurmaya çalışıyordu. Arundhati Roy’u davet etti. Biliyorsunuz Arundhati Roy şu anda Keşmirli mücahitlerle birlikte hareket ediyor. Halbuki biz, hiç birimiz artık mücahitlerle birlikte görülmek istemiyoruz. Korkuyoruz. Çünkü mücahitler artık terörist olarak lanse ediliyorlar. Dün ABD, mücahit olarak tanımladıklarını; bugün terörist olarak tanımlamamızı istiyor… Onun için hiç kimseyi sahiplenemiyoruz. Halbuki bizim bütün direniş hareketlerine şükran borcumuz var. Neden? Çünkü biz Emperyalizm’le, ABD ile, Rusya ile, İsrail ile savaşılamayacağını, başa çıkılamayacağını düşünüyorduk. Oysa bir avuç mücahit ABD ile, Rusya ile, İsrail ile, Emperyalizm’le savaşılabileceğini ve onların da mağlup edilebileceğini kanıtladılar. Dolayısıyla bizim bu mücahitlere şükran borcumuz var. Yani bizim mümkün olmadığını düşündüğümüz şeyin mümkün olabileceğini bize öğrettiler.
İşte bu kadın, Arundhati Roy, bizim cesaret edemediğimiz bir şeyi yapıyor ve şu anda Keşmir’de mücahitlerle birlikte kalıyor. Çünkü kendi dindaşları sürekli olarak evini taşlıyorlar ve hakkında açılmış onlarca dava var. Arundhati Roy, biliyorsunuz aslında bir edebiyat kadınıdır; ama edebiyatı aynı zamanda bir eylem olarak da kullanıyor. Biz ise edebiyatı hâlâ nasıl anlayacağımıza bile karar vermiş değiliz.
Yani edebiyat, tarihe tanıklık etmeli mi, etmemeli mi?
Edebiyat, tarihsel sorumluluklar almalı mı, almamalı mı?
Bunları bile temellendiremiyoruz. Yani İslâmî bir edebiyat olur mu, olmaz mı?
‘Muhafazakâr edebiyat’ tanımına katılmıyorum. Çünkü ‘muhafazakârlık’ tanımının bizimle uzaktan yakından bir alâkası yoktur. Hiç birimiz muhafazakâr değiliz. Olamayız da…
‘İki günü bir birine denk olan ziyandadır’ diye ilkesi olan bir topluluk, muhafazakâr olamaz. Çünkü her gün yenilenmek, her gün yeniden üretmek zorundasınız. Her gün yeni çözümlemeler yapmak zorundasınız. Her gün yeni tavırlar almak zorundasınız. Her gün yeni eylemler ortaya koymak zorundasınız. Biz muhafazakâr değiliz. Ben şahsen muhafazakârlığı bir hakaret telakki ediyorum. Dolayısıyla muhafazakâr edebiyat gayet tabi olamaz.
Edebiyatın hiç değilse İslâmî sorumluluklar alabilmesi gerektiğini konuşmalıyız…”
Atasoy Müftüoğlu’nun TYB’deki konuşmasının satır aralarına daha sonraki yazımızda da devam edeceğiz inşallah.

Bu yazı toplam 228 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.