1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. EĞER ALLAH’TAN BAŞKA İLAHLAR OLSAYDI EVRENDE KAOS OLURDU!.
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

EĞER ALLAH’TAN BAŞKA İLAHLAR OLSAYDI EVRENDE KAOS OLURDU!.

A+A-

 “Kur’an-ı Kerim bize “ Eğer Allah(c.c)tan ilahlar olsaydı, yerde ve gökte kaos olacaktı.” buyurur.(Kur’an:21/22).

Batılı dünya’nın bugünkü halinin bu temel gerçeklikten daha iyi bir delili ve izah tarzı olamaz. İster ateizmi resmi olarak doğuda ilan edilmiş olsun, ister batılı ülkelerde sözü edilmeksizin uygulansın, evrensel olanın bütün kısmi çıkarların üzerinde önceliğe sahip olduğu gerçek bir toplumun canlı ilkesi olan tek bir Allah’ın unutuluşu, vahşi hayvanların dalaşı gibi karşı karşıya gelmiş fertlerin vaya grupların güç ve büyüme isteklerinin, çıkarları ve tutkularının kargaşalı bir şekilde boşalımına ulaştı.

(Genel gidiş üzerinde etkisiz yaşayan bir hristiyan azınlığın iç hayatı hariç, Allah’tan yoksun, bir dünya yerini gerçek bir çok tanrıcılığa bıraktı. Batı dünyası yalnızca ateist bir dünya değilidir, aynı zamanda da çok tanrıcı bir dünyadır. Her birey ve her grup parayı, gücü, teknolojiyi, cinselliği, ulusu, ideolojiyi, büyümeyi kendi içerisinde bir amaç, mutlak bir değer olarak görerek kendi arzusundan (hevâ ve hevesinden) bir tanrı ediniyor. Kendisine hizmet edeni bağnazlaştıran ve parçalayarak yiyen, yayılmasına karşı gelen diğer bütün değerleri ve başka tüm insani varlıkları tepeleyen sahte etobur bir tanrı (R. Garaudy, 20. Yüzyıl Biyografisi, s,269 vd.)

“Batı insanı, araçlarda zengin amaçlar da yoksul olmuştur. Bilgisinin hiyerarşisi bozulmuş, bir değerler hiyerarşisinin üzerine yerleştireceği zemini kaybettiğinden iradesi felce uğramıştır.”(Schumacher, s,75).

“Karşılıklı ekonomik bağımlılıklardan ötürü tüm uluslar, kimi zaman hammaddeler ihraç ederek veya gazoz meşrubatın da uzmanlaşmış bir çok uluslu şirketi kabl ederek, kimi zaman uzaya adam yollayarak, uzaya telekomünikasyon uydular yerleştirerek, kimi zaman da hayvan kolonlayarak, kim zamanlarda da kıtalar arası nükleer başlıklı füzeler yaparak ve büyük çaplı teknik gelişmeleri gerçekleştirerek -ki bunlar insanlığın en acil ihtiyaçlarını giderecek nitelikte değildir- ama onun çok küçük bir bölümünün, yani batı toplumunun yaşam koşullarını büyük ölçüde değişikliğe uğratan bir durumun ortaya çıkmasına katkıda bulundular. Varlığı teknikçi bir sisteme bağlı olan ve bizi yaşamamızın her alanın da koşullandıran sosyo-ekonomik örğütleniş biçimi feci bir adaletsizliği simgelemektedir.

Kendimizi öylesine bir gidişe kaptırmışız ki, tekniğin dönüşüme uğrattığı bu dünyanın başka türlü olabileceğini ve olması gerektiğini hayal bile edemiyoruz. (Bunu hayal edenlerinde dile getirmeleri, mesela uzay mekiğinin insanlık için hiç bir anlamı olmadığını söylemeleri de bir cesaret meselesidir...)

İkinci Dünya Harbinden sonra Amerika’lılar tüm kapitalist dünyada ki hakimiyetlerini resmileştirmek üzere bir kurumsallaşmaya gitmekte isabet ettiler. Bir yandan sahip oldukları nükleer şemsiye bir vakıa idi ve herkes bundan kendine göre bir sonuç çıkarma durumunda idi. Diğer yandan ekonomik güçleri ve teknolojik ilerilikleri sosyal ve kültürel üstünlük sağlamaları için yeterli idi. Önce sömürgeci ülkelerin parçalanmasını teşvik ederek (halkların özgürlüğü adına) üçüncü dünya bütününü sermayelerine açtılar. Daha sonra GATT çerçevesinde Raund’lara girişerek kendi çıkarlarına işleyecek bir serbest ticaret düzeni ve rekâbet alanını genişlettiler.

Bununla sermayenin dünya ölçeğinde hareket edebilme ve uluslar arasılaşma yolu açılmış oldu. Böylece yeni tip bir imparatorluğunun, ekonomik imparatorluğunun kurucusu oldular. Sermaye imparatorluğunun, ekonomik imparatorluğun kurucusu oldular. Sermaye imparatorluğunun, 20. yüz yılda askeri-politik imparatorluklarıyla bazı ortak yönleri de vardır: Bu merkezi iktidar tarafından empoze edilmiş bir “paxromana”değildir; fakat öyle bir ekonomik, mali, teknik ve örgütsel bütünleşmedir ki, sanayileşmiş ülkeler arasında eski dönem çatışmalarını imkansız hale getirmiştir.

Biçimsel olmayan iktidar hiyerarşisinin dağılımı kapitalist düzeni ayakta tutup iktidarın üstünlüğünü sağlamaktadır. Tüm toplulara uygulanabilir yasalar artık yoktur, ama aynı hukuki ortamda benzer ilke ve değerlere göre yaşamayan, yasallığın sahte perdesiyle örtülmüş ve alanda orman yasalarının geçerli olduğunu insan toplulukları vardır. Resmi bir din yoktur, ama ilerlemeye iman etmede de kusur yoktur. Sirkler de artık gladyatörler yoktur, ama seç,m kampanyası sirklerde en az onlar kadar eğlenceli olabilmektedir. Artık Romalıların ekmeğini pişirip onları dinlendiren köleler olmayacak, ama zengin ulusların ihtiyacını karşılamak için(uzay mekiği ihtiyacı dahil)köleleştirilmiş halklar vardır. Roma imparatorluğu kadar, haksızlık be ızdırap üzerine kurulmuş ve geçmişteki bir çok hakimiyet ilişkisini ortadan kaldırmış bu imparatorluğun yıkımından kurtulabileceğine inanmak için aşırı karamsar olmak gerekir. Sanayileşmiş ulusların çıkmaza saplanması kaçınılmaz olur, ancak bu tek başına trajik bir hedef değildir. Ekonomik teknik evrim bir felaketle sonuçlanacağına göre kendi kendine yıkılması daha iyidir. Batı medeniyetinin ve onun ürünü olan sistemin sonunun gelmesi, kör bir sona doğru sürüklendiği insanlığın sonunun gelmesinden daha iyidir.

Üçüncü dünyaya empoze edilen iktidar sisteminin ve üretim tarzının geleneksel toplumsal dokuyu nasıl tahrip ettiği üzerinde durmak yersizdir. Sonuç ortadadır. Ne var ki bu durudan sanayileşmiş kapitalist ülkeler de daha iyi nasiplenmiş değillerdir. Onlarda bşr kaç eksen üzerinde ilerleyen bir sosyal çözülme ile karşı karşıyadırlar. İşsizliğin ve yoksulluğun artması, suçluluğun hızla yükselişi ulusallığın ulusları parçalamaya götürecek kadar zayıflaması, toplumun bir bölümünün el yordamıyla yeniden örgütlenmeye yönelmesiyle birlikte giden ideolojik karşı koyuş...

Modern olmak bir Müslüman için batının, yani çöküş diyarının ne büyüme modellerini, ne de kültür modellerini taklit etmektir. Bu uygarlık bu gün can çekişmektedir... İslamın geleceği batının hali ve geçmişi asla değildir. Teknolojinin zararsız olmadığının bütün teknoloji transferinin -eleştirel ve seçici değilse- yerli değerlere sahip yaratıcı güçleri yok edebilen bir büyüme modelini bir uygarlık anlayışını ve yaşama biçimlerini getirmekle sonuçlandığının açıkça bilincinde olmak gerekir.

Batı hayranlarını, batıyı daha iyi bilen ve bu kültür içerisinde yetişmiş bulunan kafalar aracılığı ile iknâ etmek maksadıyla ortaya çıkan sonuç, ilerici ve çağdaş olmanın ölçütleri sayılan değerlerin tutarsızlığı ve tartışmalı olduğudur. Post modernistler de son otuz- kırk yıldan beri modernizmi ve aydınlanmacı batı medeniyetini kıyasıya eleştirmekte ve sorgulanmaktadır.

Müslüman Türk milletinin kimliği iki ögeden oluşmaktadır. Müslümanlık ve Türklük. Türklük tabi fıtri(yaratılıştan gelen) edinilmesi kişinin elinde ve iradesinde olmayan bir unsurdur.

Müslümanlık ise tarihen sonradan edinilmiş, halen de edinilmesi kişinin irade ve ihtiyarında bulunan bir unsurdur. Ferdin varlığı topluma; toplumun varlığı ise başka toplumların var olmalarını ve ayakta durmalarını sağlayan güç ve değerin benzerine veya dengine sahip olmaya bağlıdır.

Bu güç ve değerlere sahip toplumlar çağdaş, sahip olmayan toplumlar ise çağın gerisinde olarak kabûl edilmektedir...

Selametle!...

 

Bu yazı toplam 703 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.