1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

  3. EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI BAŞLIYOR
Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI BAŞLIYOR

A+A-

Bilindiği gibi eğitim ve öğretim bir milletin geleceğini belirleyen en önemli ve önemli olduğu kadar da değerli unsurların başında gelir. Dünya tanınmadan ondan faydalanmak ve üzerinde rahat ve huzurlu olmak mümkün olmadığı gibi, kendimizi tanımadan da bir neticeye ulaşmak mümkün değildir. Bu sebeple de hem kendimizi ve hem de içinde yaşadığımız dünyayı tanımak; hem onu idare etmek ve hem de ondan faydalanabilmek onu tanımak ve bilmekten geçer.

         Bunun yolu da eğitim ve öğretimdir.

         Her ne kadar günümüzde dünyayı bize tanıtan aletler yatak odalarımıza kadar girmiş olsa ve günün her saatinde elimizden bu aletleri düşürmemiş olsak da dünyayı, onlarla ilgili bilgileri elde edecek ve kullanacak kabiliyeti kazanmadıkça bu konuda hep yaya kalırız.

         Çünkü bu bilgiler, okuyup yazma ve dolayısıyla dünyayı tanımakla elde edilebilir. Sadece bu bilgileri elde etmek de yeterli olmaz, zira onların nasıl kullanılıp değerlendirilmesi gerektiğini de öğrenmemiz şarttır.

Bunlar bir araya gelmeden her şey eksik ve tanınmaz durumda kalır.

Bu durumda sistematik bir eğitim ve öğretimin şart olduğu apaçık ortadadır. Günümüzde eğitim ve öğretimi veren yerler ise okullardır. Okullar tabiri, birbirinden farklı seviyelerde olma açısındandır. Yoksa binalar açısından değildir.

Bir memleketin yeni yetişmekte olan ve yetişmesi beklenen elemanlarının hepsinin aynı seviyede olması da şart değil, hatta farklı olmaları zorunludur. Ancak bunun bir asgari seviyesi de olmalıdır. Yani herkesin asgari, fakat belli bir seviyede bilgi alması zaruridir.

Bundan dolayı asgari seviyede bilgi veren eğitim ve öğretim kurumlarına günümüzde zorunlu eğitim ve öğretim kurumları diyoruz. Tabii bu kurumların seviyesi değişik şartlara göre farklı olmalıdır.

Nitekim Cumhuriyetin kuruluşundan sonra bu seviye üç ve beş yıl olarak belirlenmişti. Köylerde ilkokullar üç yıl, şehirlerde ise beş yıl idi.

Çünkü o yıllarda Türkiye’nin ekonomisi, daha doğrusu, geçim kaynağı ziraat idi. Bunun da yeri köylerdi. Dolayısıyla buralarda çalışacak elemanlara ihtiyaç vardı. Bundan dolayı üç yıllık tahsil onlar için yeterli görülmüştü. Şehirlerde ise beş yıldı. Ayrıca köy okulları şehir okullarından daha sonra tedrisata başlar ve daha önce tedrisat sona ererdi.

Zaman ilerleyince ilkokulların tamamı beş yıla çıkarıldı. Böylece köy ve şehir farklılığı da sona erdi. Çünkü artık en basitinden köylerimizde tarım da makine, yani traktör ve biçer-döver gibi makinelerle yapılmaya başladı ve bunları kullanacak elemanlara ihtiyaç duyulmuştu.

Bu durum aynı zamanda eğitim ve öğretim süresinin beş yıl olmasını gerekli kılmıştı. Tabii bunun üzerine isteğe bağlı olarak orta, lise ve Üniversite (Yüksek tahsil) şeklinde eğitim ve öğretim kurumlarına gidilebilirdi. Ancak bunlar zorunlu değildi.

Durum tekrar değişince, teknik daha da ilerleyince zorunlu eğitim beş ve üç yıl olmak üzere sekiz yıla çıkarıldı. Sonra bunlar birleştirildi ve üç kademede on iki yıla çıkarıldı. Günümüzde durum bu minval üzeredir.

Fakat buna gerek olup olmadığı pek tartışılmışa benzemiyor. Bununla elde edilecek olan nedir? Bu henüz bilinmiyor. Ben yaptım oldu, şeklindeki bir söylem de buna çare olarak gözükmemektedir.

Çünkü on iki yıllık tahsili tamamlayan kişiler erkekse askerliği, kız ise evliliği hedefine koyar.

Sanayileşmeyi hedefleyen bir memleket olarak bu sanayinin temelinde yer alacak elemanları nereden ve nasıl tedarik edeceğimizi kim biliyorsa söylesin de biz de bilelim.

Bu yazı toplam 236 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.