1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

  3. Eğitime Öğretmenin Katkısı
Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Eğitime Öğretmenin Katkısı

A+A-

Çocukların hayata hazırlanmasında iki önemli etkenin bulunduğu hepimizin malumudur. Bunlardan birincisi aile ve içinde yer alan anne ve baba, ikincisi ise okul ve öğretmendir.

Bilindiği gibi öğretmen ismi, eski dilde kullandığımız aslı Arapça olan ‘muallim’ kelimesinin karşılığıdır. Aslında ‘Muallim’ kelimesinin Türkçede tam karşılığı ‘bilgi veren, bilgi öğreten’ demektir. Her nedense bunu ifade eden bir kelime olarak meselâ ‘öğreten’ kelimesi değil de sanki bu işin aksini yapan kimse anlamını ifade eden bir kelime olan ‘öğretmen’ kullanılmıştır.

Öğretmen kelimesinin bu anlama yani öğretmem anlamına geldiğini rahmetli Edebiyat hocam Nihat Sami Banarlı bir derste anlatmıştı. O şöyle izah ediyordu: Memleketimizde, özellikle de köylerde vatandaşlarımızın bir işi yaptığını anlatmak için, sanki olumsuzluk ifade eden bir lafzı telaffuz ederler.

Bunu açıklarken de şu ifadelere yer vermişti: Bugün köylümüze meselâ bir şey ikram edip ‘haydi buyur ye!’ deseniz ve onun da karnı tok olup yemek istemese yemeyeceğini ifade edebilmek için yemem yerine ‘yemen’ der.

İşte öğretmen kelimesi de sanki adıyla sanıyla bir şey öğretmem anlamında kullanılan bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gerçekten de okullarımıza baktığımızda öğretmenlerimizin kaliteleri ve davranışları sanki bu anlamı ortaya koyacak bir şekil almış bulunuyor.
İlköğretimden itibaren her öğretmen, genel olarak görebileceğimiz bir noktada, öğrencilerini yetiştirmek için dört elle sarılmak yerine yaptığı işi bir angarya olarak görüyor. Diğer bir ifade ile yaptığı iş kendisini tatmin etmiyor.

Yaptığı işi yüksünüyor ve bir an önce böyle bir yükten kurtulma çabasına girmiş görünüyor.

Hâlbuki böyle bir görevi almadan önce kendisini gördüğünüzde, sanırsınız ki, eğer kendisine bir öğretmenlik verilse daha göreve başlamadan talebelerini yolda karşılayacak, hatta evine gidip daha evinden çıkmadan onlara dersini verecek.

Fakat ne yazık ki, bu durum, sadece bir görev alıncaya kadar süren ve öyle görünen, fakat aslında tamamen aldatan bir tavırdan ibaret olduğu göreve başladığı andan itibaren fak ediliyor ve görünüyor.

Göreve başladıktan sonra yaptığı şey ise dersin ve görevli bulunduğu günün biran önce bitmesini beklemek ve bir an önce içinde bulunduğu sıkıcı durumdan kurtulmaktır.

Tabii gönülsüz yapılan bir işin randımanı da ona göredir. Emek vermeden yapılan bir işin sonu ne kadar iyi olursa bunun da sonu o kadar olur.

Böyle bir ruh hâliyle işe başlayan kimsenin verimliliğinden söz etmek çok abestir. Kendisine sorsanız size, bir anda, başkalarını suçlayacak onlarca ve hatta yüzlerce mazeret uydurabilir.

Başta öğrenci ve velilerinden sözü açar, sonra da kalem ve defterden tutun da kitap ve diğer malzemelerin noksanlığından veya yetersizliğinden dert yanar ve siz de ona hak vermeye başlarsınız.

Sanırsınız ki, işin en tepe noktasına eğer onu yerleştirirseniz her şey en güzel bir şekle dönüşecek ve neredeyse her öğrenci öğretmensiz ve hiçbir şey okumadan, ‘okumadan âlim, yazamadan kâtip’ sözümüze uygun olarak, kendiliğinden âlim olacak ve vatan da böylece kurtulacak.

Yani onun hâline acımaya başlar ve onu haklı sanırsınız. Hatta eğer bir öğrenci velisi iseniz, kendinizi bu duruma düşmüş bir öğretmenden daha çok suçlamaya başlarsınız.

Nedense her konuda görev alanlarımızın tavrı ve görev anlayışları böyledir.

Hiçbir katkı sağlamadan böyle vatan kurtaranlarımız, sanıyorum, her geçen gün artmaktadır.

Bu yazı toplam 313 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.