1. YAZARLAR

  2. Dilhan Dumanoğlu

  3. Ego ve acı beden
Dilhan Dumanoğlu

Dilhan Dumanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Ego ve acı beden

A+A-

Ego (bencil kişiliğiniz) yaşamınızı yönettiği sürece, düşüncelerinizin, duygularınızın ve eylemlerinizin çoğu arzudan ve korkudan kaynaklanır. Bilinçsiz olarak ilişkilerinizde diğer kişilerden ya bir şey ister, ya da onların bir şeylerinden korkarsınız. Onlardan istediğiniz şeyler genelde, zevk, maddi kazanç, itibar, övgü, dikkat, ya da kıyaslama olabilir. Onlara nazaran daha çok şeye sahip olduğunuzu, daha çok şey bildiğinizi saptama yoluyla ego - benlik duygunuzu daha da güçlendirmek istersiniz. Korktuğunuz şey, durumun tam tersinin olma olasılığıdır - onların sizin benlik duygunuzu bir şekilde zayıflatmalarıdır.
Zihinsel-duygusal faaliyetlerinizin büyük bir bölümü yakınmak, şuna-buna tepki göstermekten oluşur. Böyle yaparak, diğerlerini, ya da bir durumu "haksız," kendinizi "haklı" çıkarmaya uğraşırsınız. Çünkü "haklı" olduğunuzda, kendinizi diğerlerinden daha üstün hisseder ve kendinizi üstün hissettiğiniz oranda, egonuz güçlenir.
Ego bağlı olduğu ayrılık duygusunu sürdürmek için karşı koyma, direnme ve dışlama'lara ihtiyaç duyar. Bu nedenle "o"na karşı "ben", "onlar"a karşı "biz" oluşur. "Ben", huzuru, mutluluğu ve sevgiyi arar ama onlara uzun süre dayanamaz. Mutluluğu istediğini söyler ama mutsuzluğuna, hatta acılara bağımlıdır. Aslında mutsuzluğu, yaşam koşullarından değil, zihin koşullanmasından oluşur.
İnsanın kişisel geçmişinden içinde taşıdığı, uzun zaman öncesine dayanan birikmiş duygusal acılar vardır. Bu "acı-bedeni" dediğimiz acı, içinizde bulunan ve ara sıra size hâkim olan bir enerji alanı olup, fiziksel acı ve hastalığın da aslında ana nedenidir.
Acı-bedeni dediğimiz acı, sürekli beslenmek ve yenilenmek için daha fazla duygusal acı deneyimlemeye ihtiyaç duyar. Düşünüşünüzü kontrol etmeye ve onu derinden olumsuz kılmaya çalışır. Olumsuz düşüncelerinize bayılır, çünkü bu düşünceler onun frekansıyla rezonansa girer, böylece onlarla beslenir. O ayrıca ortaya çıkan dramlardan ve duygusal acılardan beslenmek için size yakın olan kişilerde, özellikle partnerinizde, Anne - Babanızda, kardeşlerinizde olumsuz duygusal tepkileri de kışkırtmaya çalışır.
İçerleme, nefret, kendine acıma, suçluluk duygusu, öfke, depresyon, kıskançlık ve en hafif sinirlenme bile bir acı biçimidir. Ve her haz, ya da duygusal yükseklik, içinde ayrılmaz zıddı olan ve zamanla tezahür edecek olan acının tohumunu taşır.
Peki mutsuzluk yaratan bu acı ile bilinçsiz özdeşleşme durumundan nasıl kurtulabilirsiniz?
Onun farkına vararak!
Durumlar size fiziksel acı verebilir, ama mutsuz etmez. Gerçeklik verdiğiniz kendi düşünceleriniz, kendi yorumlarınız, kendinize anlattığınız öyküler, ıstırap ve mutsuzluk ortaya çıkarır.
Bir durumu zihnen arzu edilmez, ya da kötü olarak isimlendirdiğinizde, ya da etiketlediğinizde, bu içinizde duygusal bir kasılmaya neden olur, ıstırap başlamıştır.
İsimlendirmek ve etiketlemek alışkanlık haline gelmiştir, ama bu alışkanlıktan kurtulabilirsiniz. İsimlendirmeksizin onun olmasına izin verdiğinizde, bir güç elde edersiniz. Çünkü yüzeyde görünenin altına indiğinizde, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu görürsünüz. Bir taş, bir çiçek, veya bir kuş bile, size Tanrıya - Kaynağa ve kendi özünüze uzanan yolu gösterebilir. Ona baktığınızda, elinizde tuttuğunuzda ve isimlendirmeye kalkışmadığınızda, içinizde bir hayranlık, bir huşu uyanır, size kendisini özüyle anlatır.
Bir duruma içerlersiniz, o içerleme kişiselleştirir, tepkisel bir "ben" ortaya çıkarır. Örneğin bir fincanı düşürüp kırarsanız, ya da ayağınız kayıp düşerseniz. Bu deneyimi kötü, ya da acı verici olarak isimlendirmekten kaçınabilir misiniz? O anın "öyle oluşunu" etiketlemeden kabullenebilir misiniz?
Bedende ağırlık, heyecan, gerginlik, öfke, hatta tiksinme hissi olabilir ama bu kişisel bir sorun, ya da mutsuzluk değildir, yalnız bedenin bir yerinde hissettiğiniz yoğun bir baskı, ya da enerji olabilir. Ona dikkatinizi verirseniz, o hissediş düşünmeye dönüşmez, böylece mutsuzluğu aktive etmez.
Gerçeklik verdiğiniz düşünceleriniz, yorumlarınız, kendinize anlattığınız öykülerin öz'ünüz olmadığını idrak edin ve olduğu gibi, yani geçmişte kalan acı olarak tanıyın. Onun partnerinizde, Anne-Babanızda, ya da kendinizde ortaya çıkışına tanık olun. Onunla bilinçsiz özdeşleşmeniz kırıldığında, onu kendi içinizde gözlemleyebildiğinizde, artık beslemez hale gelirsiniz ve o enerji yükünü kaybetmeye başlar.
Birisi size kaba, incitici bir şey söylediğinde, hemen savunmak yerine, ya da kendi içinize çekilmek gibi bilinçsiz bir tepkiye, ya da olumsuzluğa girmek yerine, onun içinizden geçmesine izin verin. Hiç bir direnç göstermeyin. Sanki artık orada incinecek birinin bulunmaması gibi. İşte bu bağışlamadır - affetmedir.
Eğer isterseniz, yine de o insana davranışının kabul edilemez olduğunu söyleyebilirsiniz. Ama, karşınızdaki artık sizin içsel halinizi kontrol etme gücüne sahip değildir. Bu güç artık sizdedir ve artık zihniniz tarafından da yönetilmezsiniz. Bu ister bir araba alarmı, ister kaba bir insan, ister bir sel, ya da bir deprem felaketi, ister malınızı mülkünüzü yitirmek olsun, direnme mekanizmaları hep aynıdır.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar