1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. EKONOMİDE PARTİLİ DÖNEM VE TÜRKİYE
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

EKONOMİDE PARTİLİ DÖNEM VE TÜRKİYE

A+A-

Belki kızanlar, darılanlar olacaktır.

Ancak ben böyle görüyorum.

Ekonominin bir kuralı vardır.

Bu kural aynı zamanda enflasyonun da ölçütüdür.

Bu ölçüt kişiden kişiye ve çok değişkendir.

Bugün bakıyorsunuz, birçok kişi ile konuşuyoruz piyasalarda yaprak kımıldamadığından bahsederken, bazı sektörlerde ise küçükte olsa hareketlilik olduğu söyleniyor. Bu kımıldama daha çok gıda ve kısmen de olsa inşaat sektöründe. Gıda sektöründeki kımıldamanın nedenini ise Ramazan ayı gösterilmektedir.

İşsizlik görecelidir. Gerçek işsizlik rakamlarının çok daha yüksek olduğu, enflasyonun ise tırmanışta olduğunu hepimiz görmekteyiz

Türkiye için iktisat politikaları, gelen siyasi iktidarın ideolojik anlayışına göre değil, Türkiye şartlarına ve ekonomik konjonktüre göre şekillenebilseydi, Türkiye'nin fert başına geliri, bazı Avrupa ülkelerindeki kadar, Güney Kore'den daha yüksek olurdu. Zira ekonomi tarihini incelediğimizde görmekteyiz ki 1950’li yıllarda zaten daha yüksekti.

Türkiye yaklaşık 100 yıldır siyasi ve ekonomik sorunlar yaşıyor. Bu yolla milletlerin hayatında siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarı sağlam bir zemine oturtmanın asırlar sürdüğünü de görebiliyoruz. Siyasilerin iyi niyetine bağlı olarak bazı ülkelerde bu süre daha da kısalabilir. Söz gelimi Güney Kore, yine dünyanın en kalabalık ülkelerinden Çin bu anlamda daha şanslı bir ülkedir.

Biraz geriye dönersek 14 Mayıs 1950 tarihi, Türkiye'de tek parti döneminin kapandığı ve çok partili döneme geçişin yaşandığı, seçim tarihidir. Bu geçişte birçok faktör etkili olmakla birlikte CHP ve İsmet İnönü’nün kendince çabası yetersiz kalmıştır. Bu nedenle iktidar değişimine gidilmiştir.

Baktığımız zaman 1950-1960 Demokrat Parti iktidarının özellikle 1954 sonrası siyasi çalkantılarla geçti. Ancak aynı zamanda ekonomik sorunlar da bir o kadar arttı ve sonunda Türkiye dış borç iflasına gitti.

Ekonomistlerin görüşüne göre, Demokrat Parti döneminde ekonomide üç fahiş hata yapılmıştır:

Birisi, fiyatlarda narh konulmasıdır. İkincisi liberasyon uygulamasıdır, üçüncüsü ise bir sonuç olarak, geçmişte ve bugüne kadar ilk defa 1958 yılında dış borçlarımız için Moratoryum ilan edilmesidir.

Fiyat kontrolünün önemli iki ayağı,1956'da ithal malları fiyat kontrolü dairesinin kurulması ve daha da önemlisi de Millî Korunma Kanunu'nun uygulamaya konulmasıdır. Bu yasanın amacı piyasaları daha iyi denetlemek, stokçuları ve karaborsacıları şiddetle cezalandırmaktır. Bu müdahale ters çalıştı ve karaborsa arttı.

 DP, 1950'den itibaren ithalatta liberalleşmeye gitti. 1954 yılına kadar, ithalat yapmak isteyenler Merkez Bankası'na Türk Lirası yatırıyor, buna karşılık Merkez Bankası da döviz transfer ediyordu. Bu şekilde ithalat için verilen bu devlet garantisinin de etkisiyle, ithalat arttı. Aşağıdaki tablodan anlaşılacağı gibi, dış ticaret açıkları arttı. Altın ve döviz rezervlerini kullanan Türkiye, bu borçları yurt dışına aktarmakta zorlanmaya başladı. Bu durumda ithalatın kısıtlanacağını düşünen ithalatçılar, ithalatlarını hızlandırarak, dış ticaret açığının daha çok artmasına neden oldular. Türkiye 1952 yılında döviz taahhütlerini yerine getirememeye başladı. 22 Eylül 1952'de liberasyon sisteminden vazgeçildi.

 4 Ağustos 1958 tarihinde ''iktisadi istikrar tedbirleri'' adı altında IMF'nin de baskısı ile istikrar programı yapıldı. Bu program çerçevesinde Türkiye'nin en yüksek oranlı devalüasyonu yapıldı. Bir dolar 280 kuruştan 900 kuruşa çıkarıldı.Devalüasyonu ihracattaki tıkanıklığa kısmen faydalı oldu. Ancak TL'nin değer kaybı nedeniyle ithal mallarının fiyatı arttı. İthal mallarında darlıklar ve fiyat yükselmeleri oldu. Bu nedenle iç fiyatlar arttı. 1958 yılında enflasyon oranı yüzde 14.3 ve 1959 yılında 19.9 oldu.

Bu dönemden kalan ithalat borçları, 1959 yılındaki istikrar programı ile taahhüt edildi ve buna ilişkin olarak da aynı yıl Paris'te bir anlaşma imzalandı. 1950-1960 döneminde 3,389 milyar dolar ödemesi yapılmış olan bu borçların 1960 yılı bakiyesi 376,6 milyon dolardır. Vadesi geldiği halde ödenmemiş bu borçlara ''Ariyere Borçlar'' denilmiştir.

Peki bugün durum nedir?
Bunun kararını sizler yaşayarak vermektesiniz.

Geçtiğimiz gün bir bankada bir dostumla karşılaştım ve sohbet ettik. Piyasalardan söz ettik. Bu dostum bir ekonomisttir.

Aynen anlattığı özet olarak şudur:

Türkiye  500 katlı bir gökdelenden aşağıya atılmıştır. Aslında bir çok alanda Türkiye’nin geliştiği falan anlatılıyor. Ancak Türkiye 500 katlı gökdelenden atıldığının farkında değil ve uçtuğunu zannediyor.

Ne dersiniz?

Bu yazı toplam 300 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.