1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. EKONOMİK KRİZ ASIL NE ZAMAN ACITACAK?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

EKONOMİK KRİZ ASIL NE ZAMAN ACITACAK?

A+A-

Ekonomik kriz ülkemizin gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Bunu kimse gölgelemeye kalkışmasın. Nereden bakılırsa bakılsın insanımızın yaşam standardında ciddi gerileme var. 
Bakmayın siz şatafatlı dairelere, otomobillere...
Onların büyük çoğunluğunun sahibi bankalar...
Çoğu insanımız oturduğu dairenin, bindiği arabanın sahibi bile değil.
Sizinle tarihe bir yolculuk yapalım. 
1990'lı yıllarda ülkemizde  siyasi sıkıntılar başgösterdiği gibi bir de buna bozuk ekonomik temellerin atılmasıyla büyük bir kriz ortamı ortaya çıkmıştı. Daha sonrasında da 1994 yılında yaşanan bir başka krizle yeniden sallanan ekonomimizin akabinde alınan bir dizi önlemleri müteakiben kısmi rahatlama ortaya çıkmış ama beklenen normlara ilişkin adım atılmamasıyla asli sorunların çözülmesi oldukça gecikmişti.   
Fazla geçmeden 1998 yılında Türkiye'nin oldukça önemli ticari ortaklarından Rusya'nın krize girmesi ve bir sonraki yıl 1999 yılında yaşanan korkunç Marmara Depremi'nin ülke bütçemiz üzerinde yarattığı baskılar, ekonomik sıkıntıların daha da katlanmasına neden oldu.
Çok iyi hatırlarım! 2000 senesinin başından itibaren Türkiye ekonomisinin tekrar bir krize girebileceği uyarıları yapılmaya başlanmıştı. 
Türkiye'nin o dönemde uyguladığı IMF programı çok yüksek düzeylerde seyreden enflasyonun düşürülmesini amaçlamıştı.
Buradan baktığınız zaman ülkemizi ortalama 4 ya da 5 yıl aralıklarla ekonomik krize maruz bırakan sisteme ilişkin tezimiz halen geçerlidir. Bu standart haline getirilmiştir.
Her ne olursa olsun sistemi kontrolü altında tutan dünyanın dev güçleri bizim varlık ve onur mücadelesi vermeye çalıştığımız sistem içerisinde bizi ezmekle kalmıyor, vatandaşımızın sinir uçlarıyla ve bir türlü oturmayan ekonomik çalkantılar sebebiyle oynamaktan geri durmuyor. 
Geçmişiyle, tarihiyle ve gerçekleriyle çelişen ülkemizin bir türlü oturmayan hatta oturtulmayan siyasi yapıyla dalgalı bir ekonominin çarkları arasında boğum boğum boğulan ülkemizin kaynakları vatandaş lehinde değil de birilerinin isteği ve yönlendirdiği noktalarda değerlendirilme çabası bizi bugün yaşanan handikapa sürükledi.
Lütuf gibi sunulan düşük faizli kredileri düşünmeden kullanan ve yatırım kadar da lüksüne harcayan ülkemizde bugün firmaların büyük çoğunluğu ciddi bir kriz içerisinde önünü göremez hale gelmişti.
Vatandaşa kendi özgüveni ve özkaynaklarıyla büyüme yapısı oluşturmayan ve onları bu yapaysal büyümeye mahkum eden hükümet ise bu konuda ki asli sorumlu olmaz mı? 
Meşhur 2001 yılını hatırlar mısınız?
19 Şubat 2001 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yaşananlar, piyasadaki mevcut sıkışıklığın çok derin bir ekonomik krize dönüşmesine yol açmıştı.
MGK toplantısı sırasında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Devlet Denetleme Kurulu'nun Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nda başlattığı denetime Başbakan Bülent Ecevit'in tepki göstermesi üzerine ülkemizi mefluç eden dev bir kriz yaşanmıştı.
İşte o günü Sezer’in Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlatması akabinde de devlet ciddiyetine yakışmayan bu tavra aynı ciddiyetsizlikle mukabele eden dönemin başbakanı Ecevit’in tepki göstermesi ve toplantıyı terk etmesi önü alınamaz bir krizin ilk adımı oldu. Ecevit'in toplantı çıkışında bekleyen gazetecilere, "Bu bir devlet krizidir" yönündeki açıklamalarının ardından piyasalarda sert patlamalar yaşandı. 2007 yılında başlayan ve etkileri esas olarak 2008 yılında hissedilen bu kriz, diğerlerinden farklı olarak Türkiye değil, dış kaynaklı bir çalkantıyla başlamıştı.
Gelişmiş ülkelerde başlayan likidite sorunları, 2008 yılına girildiğinde daha da şiddetlendi.
Şimdi 2018 yılındayız ve yine bir krizle başbaşayız. Örtbas edilmeye çalışılan ve yokmuş gibi gösterilen bu kriz diğerlerine göre daha büyük tehdit içeriyor. Çünkü baskılanıp gölgelenmeye çalışılan ve yokmuş gibi gösterilen krizin asıl patlaması yerel seçimler sonrasına kalacak.
Bu, şu hükümetin bu hükümetin meselesi olmaktan öte aslında toplumsal bir sorundur. Buna dönük planı ve çalışması olmayan hükümetler ise baş sorumlu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Demirelli, Ecevitli, Çillerli, Yılmazlı sorunlara yönelik halkın sert şamarının bir benzerini hükümet yaşar mı?
Demek istediğim umarım anlaşılmıştır. 
 

Bu yazı toplam 1065 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.