1. YAZARLAR

  2. Hakkı Balcı

  3. “Elbet Bir Gün Buluşacağız…”
Hakkı Balcı

Hakkı Balcı

Yazarın Tüm Yazıları >

“Elbet Bir Gün Buluşacağız…”

A+A-
Açtım kapıyı…
Loş bir oda, Devlet Malzeme Ofisi standartlarında bir masa, üzerinde kocaman kalıplar halinde beyaz peynir… Ve iki büyük somun...
Girdim ve her zamanki tebessümümle ve coşkulu buluşma edasında verdim selamımı içerdeki mümtaz kişiliğe…
- “Selamun aleyküm abii…!”

- “Aleyküm selaaaammm ağaammm…” diyen pozitif bir ses;
Gözleri ve dünyası renkli, güzel kalpli, çok sevdiğim bir adamdan çıkmıştı o ses…
Elimde bir tomar evrakla masasına yaklaştım… Geriye hafifçe kaykınıp, içe kıvrım kolunu koltuğa dayadı ve içini çekerek…
“Hakkı otur ağam şöyle hele bir…” deyip odasındaki televizyonun sesini iç çekerek biraz daha yükseltti…
Emel Sayın “Elbet bir gün buluşacağız…” şarkısını mırıldanırken… “Yesene ağam şu peynirlerden…” dedi ve beyaz peynirden kütleler halinde kopartarak yedim ve şarkı sonlanırken kalktı koltuğundan, özlediğim o güzel adam...
Rahmet ve hürmetle anıyorum Faruk Üzümcü abi seni…
“Hadi Müdüre gidelim…” dedi ve koltuğuma girerek labirent misali koridorlardan geçip müdür odasına daldık…
Karanlığa yakın loşlukta, müdür odası kıvamında ama dağınık bir oda… İçerde eski karyola tipinde bir yatak… Üzerinde yüzü yukarı yatmış, bembeyaz bir yorganı burnuna kadar çekerek uyuyan bir adam…
Faruk abi “Müdürüm uyuyo musun…” dediği anda…
“Hakkı’mı o gelen…” dedi yorganın altındaki o diğer dost ses… Aradan geçen 15 yıla rağmen hala dün tazeliğinde ve sıcaklığındaydı…
“Masada ki bilgisayar bozuk, yorganın ucundaki laptopta görün işinizi…” diyen o ses; 1997 yılında tamda bu günlerde hakkın rahmetine kavuşan sevgili Muzaffer Tatu abimin sesiydi…
Ürpererek uyandım…
Bağdaş kurup oturdum açık bıraktığım televizyonun karşısında…
İsimlerini hep sevgi ve saygıyla zikrettiğim özlenen bu iki insanı gözü kapalı görmek bile ne güzeldi…
Kaybolan renklerdi hepsi… … Renklerini de yanlarına alıp; çok çabuk gittiler öteki âleme ala bula bir dünyada bırakarak bizleri…
Hayır olsun” dedim ve anlattım işte bu güzel rüyayı…
Aklıma dedem, babam ve halamın elli üçü doldurmayan yaşları, hızlıca gidişleri geldi haliyle…
Gülümsedim ve gecenin gündüzü efor test cihazının üzerinde buldum kendimi…
Neyse ki ölü diriye beyaz peynirde berekete, uzun ömre işaret edermiş…  Öyle dedi büyüklerim ve züğürt tesellisi oldu ölümden korkmayan yanıma…
Hâsılı;
Son yıllarda ve 2012 yılı içersinde ne dostlar, ne büyükler kaybettik… Git gel yaptık mezarlıkları… Yarısı yarısı Akyol, yarısı Taşağıl diğer yarısı Kızılcalar mezarlığında geçti ömrün… Cidden ne çoktu bu yıl gencinden yaşlısına ölümler…
Ve dostlarımız, büyüklerimiz ayrıldıkça aramızdan ne tadı kaldı hayatın, ne de tuzu…
Yavanların ve yavanlıkların içerisinde yavanlaştı yaşam… Sahteleşti…
Kaybettiklerimize ihlâs ve Fatiha sureleri düşerken kalp ve dillerden…
Sanki Nas ve Felak’sız adım atmak haram artık yaşayan bu dünyada…
Bu yazı toplam 128 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.