1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. EN GÜZEL ÖRNEK; PEYGAMBERİMİZ (SAV) - I
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

EN GÜZEL ÖRNEK; PEYGAMBERİMİZ (SAV) - I

A+A-

İçimden geldi. İnşallah bugünkü ve Cuma günkü yazım Allah’ın izniyle Resulullah (sav) efendimiz hakkında yazmak istiyorum. Çünkü âlemlerin efendisi hakkında büyük küçük hepimizin bilgi noksanlığı var. Onun rızasını kazanmak ve sünneti saniyesine uymak için gayret göstermemiz çok önemli. Maalesef günden güne efendimiz ile alakalı hassasiyetlerimiz zayıflıyor.
Resulullah (sav), kısa zamanda dünyada hiçbir kralın ulaşamayacağı derecede imkânlara kavuştuğu, insanların ideal bir terbiyeci olarak kalpleri fethettiği hâlde, ayaklarının altına serilen bu büyük dünya nimetlerinin hiçbirine iltifat etmeyerek mütevazı hayatına devam etti. Dünyanın aldatıcı, göz kamaştıran süslerine itibar etmedi. Sonu belli bir yaşam için günümüz Müslümanlarının üç kuruşluk dünya menfaatine karşılık ahiret hayatının kalıcılığına temas eden çok güzel örneklerle dolu bir hayat tarzını şiar edinmemiz için gayret gösterdi. Bugün görüyoruz ki dünyanın oyun ve oynaşları günümüz Müslümanlarının zamanını ve zihnini fazlasıyla meşgul ediyor. Gösteriş meraklısı bir ümmete dönüşmenin acı meyvelerini yemekteyiz. Kendimizi dünya menfaatlerinden ve beklentilerinden sıyırıp ta tam anlamıyla Allah’ın rızasına uygun hareket edecek kulları olarak dizayn edemiyoruz. Her anımızda dünya hayatı ve beklentileri var. Biri bitmeden diğeri sıraya giriyor. Dünyanın bu keşmekeşi arasında gerçek âleme yönelik en küçük bir gayret sarf edemiyoruz. Haftada kıldığımız cuma namazlarıyla imanımızı muhafaza altına aldığımıza inanıyoruz. Dünya beklentileri için her türlü yanlışı, duyarsızlığı, alçaklığı yaparak hem bu hayatımızı hem ebedi hayatımızı büyük risk altına sokuyoruz. 
Düşünün ki âlemleri yaratan rabbimiz bize tabi olmamız amacıyla bir önder göndermiş, onun şahsında yaşamamız gereken hayata ve tarza dair tüm ayrıntıları bize ulaştırmış. Karşılığında da hem bu dünya saadetini hem de ebedi ahiret mutluluğunu vadetmiş. 
O resul ki hayatı tevazu üzerine sürmüş, gelmiş geçmiş insanların en değerlisiydi. O ki hayatı boyunca kerpiçten yapılmış mütevazı odasında sade ve fakir bir şekilde yaşamını idame ettirdi. Hurma yaprağıyla doldurulmuş bir şilte üzerinde uyudu. Basit elbiseler giyindi. En zayıf insanın hayat tarzının bile altında yaşadı. Bazen yiyecek hiçbir şey bulamadığı hâlde, Rabbine şükredip açlığını bastırmak için karnına taş bağladı. İşlemiş ve işleyeceği bütün günahlar affedildiği hâlde, şükür ve niyazına devam etti. Ayakları şişinceye kadar gecelerini namazla geçirdi. Gariplerin imdadına yetişti. Yetimlerin, kimsesizlerin tesellisiydi. O, büyüklüğüne rağmen, en âciz insanlarla bizzat meşgul oldu. Hatta onlara, engin şefkat ve merhametiyle daha ziyade kol kanat gerdi. İşte Efendimiz (sav)’in alçakgönüllülüğü ile alakalı örnek ahlakından küçük bir takım misaller vererek gerçek Müslüman kimliği hakkında ipuçları vermek istedim. 
Ama üzülerek ifade etmem gerekirse günümüz Müslümanı dünya hayatının eğlence ve süsleriyle meşgul ettiği yaşamını ahirette çekeceği sefaya tercih eder bir gaflete düşmüş. Yaşantısını tamamen riyaya odaklamış günümüz Müslümanları ilmi noksanlıklarının karşılığında bugünkü kör, sağır ve dilsiz bir yaşamın kölesi haline dönüşmüşler. Öyle ki bu yaşam tarzları sadece ferdi veya bölgesel olmakla kalmamış tüm dünya Müslümanlarının içinde bulunduğu kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş bu acınası hayatı önümüze koymuş.
Sınırlı yaşamlarımızı ebedi âleme tercih etmişiz. Her an her dakika diğerlerinin huzurundan çalmak suretiyle mutluluğu yakalama gafletine düşmüşüz. Birilerinin acısı diğerlerine mutluluk getirmiş. Hâlbuki gerçek İslami yaşantıda buna mahal yok. 
Önümüzde bize hakkı ve hakikati haykıran âlemlerin efendisi Resulullah efendimiz (sav) gibi canlı örnek dururken niçin halen gaflet uykusundayız?
Uyanmak için illa ölmemiz mi gerekiyor?      
Allah rızası için artık kendimize gelelim. Dünyanın ardında bu kadar koşarak ahiretimizi ihmal etmeyelim. İnsanlar olarak hatalarımız, günahlarımız, yanlışlarımız çok büyük olabilir. Ama hatadan ve yanlıştan dönme imkânımız varken niçin bu derece kendimizi sahte hayatlara kurban ediyoruz? 
Müslümanca olmak ve Müslümanca ölmek bu kadar mı zor geliyor nefislerimize?
Hz. Ömer (ra), sessizce, Resulullah (sav) efendimizin dinlenmekte olduğu odaya girer. Bir an çevresine göz gezdirir. Odasının bir yanında işlenmiş bir deri, bir diğer köşesinde de, içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardı. İşte Allah Resul’ünün odasında bulunan eşyalar bundan ibaretti. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz. Ömer (ra)’in hıçkırıkları O’nu (sav) uyandırır. Kalkınca hasırın vücudunda iz yaptığını, kan oturduğunu gören Hz. Ömer (ra) ise omuzları sarsıla sarsıla ağlamaya başlar. Hz. Muhammed (sav)  hayretle sorar:
“Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?” 
“Ey Allah’ın Elçisi! İranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken sen ki Allah’ın Elçisisin… İzin versen de, biz de seni…” Maksat anlaşılmıştır, Allah’ın Elçisi (sav) gelecekteki halifesinin sözünü hüzünlü bir tebessüm, tatlı bir el işareti ile keser ve “Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı “(Ankebut, 29/64) ayetini okuduktan sonra ekler:
“İstemez misin ey Ömer? Dünya onların olsun, ahiret te bizim!..”
Günümüz Müslümanlarına sorarım. 
Gelmiş geçmiş inşaların en değerlisi olan efendimizin önümüzde duran hayatı karşısında dünyanızdan hala vazgeçemeyecek misiniz?
 

Bu yazı toplam 1627 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.