Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Engelliler Günü

A+A-
3 Aralık günü “Dünya Engelliler Günü” imiş. Bilindiği gibi önemli görülen olaylar, hiç olmazsa yılda bir defa da olsun hatırlansın diye, belirlenen bir günde anılması öteden beri, âdet hâline gelmiş bulunmaktadır. Demek ki, bu önemli olaylardan biri de engellilermiş.

Engelli demek, vücudunda normal insandan farklı olarak, her hangi bir engeli bulunan kimse demektir. Eskiden böyle olan kimseye “malûl” yani özürlü denirdi. Bu özür doğuştan olabildiği gibi, sonradan insanın vücuduna ârız olan, fakat geçici olmayıp devamlı olarak kalan bir engel de olabilir. Gözlerin görmemesi, kulakların duymaması, ayakta duramama, vücut hareketlerinin normal olmaması… gibi insanda doğuştan gelen arızalar olabilir. Bunun yanında bu ve benzeri engeller, sonradan da kişilerde oluşabilir. Nitekim harplerde alınan yaralar, anarşik olaylarda ve özellikle de trafik kazalarında veya her hangi bir kazada maruz kalınan ve vücutta oluşan bir eksiklik de buna dâhildir. Yani böyle olan kimseler engelli kimselerdir.
İşte belirlenen 3 Aralık günü de yılda bir defa da olsa sağlam insanlarımıza bu durumdaki vatandaşlarımızı hatırlama günü imiş. ‘İmiş’ diyorum, çünkü ben de bugüne kadar böyle bir günün varlığından haberdar değildim. Yeni haberim oldu. Fakat bu arada, aramızda dönüp dolaşan veya dolaşamadıklarını bildiğimiz pek çok kimse bulunduğu hâlde onları gerekli zamanlarda bile hatırlamadan geçirdiğimizi de bu vesile ile hatırlamış oldum.

Nitekim günümüzde “trafik” denince aklımıza ilk gelen şey trafikte oluşan kazalardır. Ancak ne var ki, bu kazalarla her gün karşılaşıyoruz ve devamlı olarak gazete ve televizyon haberlerinde dinliyoruz. Hatta dinlemekle kalmıyor, olay dünyanın her hangi bölgesinde vuku bulmuş olsa bile en azından olay sonrasını gözlerimizle görebiliyoruz. Zaman oluyor, gördüğümüz olayın yerinde imiş gibi, olaya sebep olan kimselere kızıyor ve onları azarlamaktan kendimizi alamıyoruz. Fakat bu durum o anda vardır ve haber bitince biz de kendi işimizdeyiz. Tabiatıyla ölenle ölünmez. Olan olaylara üzülürüz. Fakat benim burada söylemek istediğim, bu tür olaylardan asla ders almamış olmamızdır.
Her halde bu yaşadığımız durum da böyle olaylarla sık karşılaşmamız bizi bu konuda kanıksatmış bulunmaktadır. Bir de bizim böyle bir duruma düşmeyeceğimiz konusunda kendimize olan boş güvenimizdir. Bundan dolayı mıdır bilinmez, yenisini duyduğumuzda içimizden “yine mi?” der geçeriz.
Artık bundan böyle her yıl bir defa olsa engellileri özel olarak hatırlayacağız. Bu da bizim için aramızdaki engellileri sadece o gün değil, diğer günlerde de aramızda ve inşallah bu vesile ile onların da bu dünyada bizim gibi yani vücudu sağlam insanlar gibi aynı yaşama haklarına sahip olduklarını hatırlarız.
Fakat bana öyle geliyor ki, o gün, hatta o anı geçirdikten sonra durumu, içinde yaşadığımız ortamı unuturuz. Hemen sonrasında bile olsa, kendi menfaatlerimizi tercih etmekten de çekinmeyiz.
Şöyle bir hatırlayalım: Belediyeler belli bir zamandan beri, yol yapımında engelliler için özel işaretli yürüme veya geçiş bölgeleri belirlemektedir. Fakat gördüğümüz, sağlam insanlarımızın o yolları hiç çekinmeden kullandıklarıdır. Hatta o anda orayı kullanmak isteyen esas sahipleri oradan geçmek istese onlara bakışımızın bile ters olduğunu görebiliriz.
Daha da ilerisini söyleyeyim: O yollara arabamızı park etmekten bile çekinmeyiz. Bu, şu demektir: Menfaatimiz, uğruna başkasının hakkına tecavüz etmekten çekinmeyiz. Üstüne üstlük, böyle davrandığımızda bize bir vatandaşımız ikazda bulunsa ona ters bakmaktan ve hatta ‘ne var hani engelli mi var? Biraz sonra zaten çekeceğiz’ gibi laflar etmekten de çekinmeyiz.
Bundan sonrası insanın vicdanıyla ilgilidir.
 
Bu yazı toplam 90 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.