1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Enkazlar arasında hayat süren leşlere döndük!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Enkazlar arasında hayat süren leşlere döndük!

A+A-

İnsanlığın geldiği noktayı görüyor musunuz? Hiç kimse huzurlu değil artık. Zengin de, fukara da olsa ruhlara kazınan dayanılmaz bir huzursuzluk havası hakim ortalıkta. Gün geçtikçe de daha kötüye gidiyor.

Modernizmin ve kapitalizmin insanoğluna hediyesi. Herkes hissesini alsın bakalım. Doyumsuzlaşan insanoğlunun beklentisi vardı. Ulaştığı her artı onu mutlu bir doyuma ulaştıracaktı. Son derece modern bir daire ve altında son model arabasıyla tüm dünya saltanatlarının kontrolünü eline geçirmişçesine mutlu olacaktı.

Hiç olmadı. Beklentilerin sonuna bir türlü ulaşılamadı. Her defasında daha fazlasını uman ve büyüdükçe büyümek isteyen, diğerlerine üstün olma gayretinden başka çizgisi olmayan korkunç bir insan tiplemesiyle karşı karşıya kalakaldık.

Çoğunluğun derdi dünya beklentilerini olabildiğince zirveye taşımak ve ulaşabilmeyi hedeflediği, mahiyetinin ne olduğunu bilmediği bir doyumsuzluk haleti ruhiyesine kapılınca bir noktada oturup etrafını seyredecek ve belki de mutluluğu yakalamış olacaktı.

Yüksek bir dağ düşünün. O dağa tırmanan kişi misali zirveye ulaşmanın sıcaklığıyla yorgun düşen ruhunun nasıl aheste aheste dinlenmeye çekilerek bir süreliğine iç huzuru vesilesi olacağı düşünülür. Ama yorgunluk bitince beklentilerin bitmediğini hatta daha da katlanarak büyüdüğüne şahit olunur.

İşte dünya hayatı da böyle bir şey…

İdrakten yoksun insanlığın zihnini meşgul eden her zaman daha fazlasına ulaşmak gibi beklentilerin, dünya kurulduğundan buyana sonuna ulaşılamamıştır. Rahmetli üstad Cahit Zarifoğlu’nun çok güzel bir sözünü bilirim. Çoğunuzun duyduğunu da tahmin ediyorum.

Burası dünya! Ne çok kıymetlendirdik. Oysa bir tarla idi; ekip biçip gidecektik…

İşte bütün mesele aslında bu, ama bilene…

İnsanoğlu olarak aldığımız malları, mülkleri sadece dünya hayatında kullandıktan sonra bırakıp gideceğimizi, onları geride kalanların kullanmaya devam edeceği, günü geldiğinde onların da bir diğerine teslim edeceğini zihinlerimizi kazıyıp hayatımızı o perspektifte yönlendirmeyi bilmeliydik.

Maalesef bunu bilemedik, bilemiyoruz.

Geçmiştekiler de bunu anlamamışlardı. Ama çoğu bırakıp gittiler. Şu an biz varız, biz de mal biriktirip sahiplenme dürtüsüyle birbirimize etmediğimizi bırakmıyor, ölümüne mal yarışında çılgınca hırslar göstermeye devam ediyoruz. Sonucunu bildiğimiz halde inatla, yüzsüzlükle, rabbimizin onca uyarısına rağmen dünyada kalıcı gibi herşeyi kendimize çekmeyi huy edinmişiz.

Peki bizden sonrakiler nasıl olacak?

Aynı olacak, hiçbir şey değişmeyecek.

Devran bu şekilde dönecek gidecek ve en sonunda da bitecek.

Korkup, ibret alan var mı?

Yok…

İşte bu sebeple en yüksek dağa da tırmansanız, daha yükseğini aramaya yönelirsiniz.

Dostlar! En büyük sorunumuz iman boşluğu ve doyumsuzluk… Elbette birbiriyle bağlantılı gerçekler… Müslümanlar olarak büyük açık veriyoruz. Aynı  şekilde ahirette cennete ulaşmada da büyük fireler vereceğimizden kuşkunuz olmasın.

Bize kaynak olarak yönlendirilen rabbimizin ilahi hitabında ki buyrukları ciddiye almadıkça başımıza gelmeyen kalmadı. Onun nebisi (sav) efendimizin bize tavsiye ve nasihatlerinden uzak kaldıkça bambaşka insanlar olarak hayatımızı sevk ve idameye yöneldik.

Tanıdığım nice insan var. Yaşları bir asra yaklaştığı halde dünyaya olan düşkünlüklerinden ve beklentilerinden asla taviz vermiyorlar.

Peki! Nefs terbiyesinde sınıfta kalmamıza sebep olan etkenler neler olabilir?

Az öncede dile getirdiğim imanı alanda rabbimizin rızasına uygun kullar olamadık.

Dünyaya olan meyilde mal ve mülk yarışında yüreklerimizi istila eden doyumsuzluk hırsının gün geçtikçe daha da derinleşiyor olması…

İbadet aşkının yüreklerimizde yer bulamaması ve gün geçtikçe de kararan kalplerimizin imanla cilalanamaması…

Mazlumları savunma hasletimizi kaybetmiş olmamız… Herkesin kendi derdiyle ilgilenmesi yüzünden yokolup giden empati yeteneğimizin artık iyiden iyiye körelmesi…

İnsanlar arasında hakkı gözeten bir uyarıcının olmaması yüzünden her ferdin bir şekilde kendi adaletini tesis edebileceği yollara başvurması…

İlim, irfan, haya, ahlak gibi bizi biz yapan değerlerimizin sadece dillerde yer bulması yüzünden artık olan bitenin normal karşılandığı kapkaranlık bir döneme şehadet etmemiz…

Harama karşı olan müsamahakar yapılanmamız. Bunu en küçüğünden en büyüğüne ve hatta örnek mesabesinde görebileceğimiz insanların dahi normal görerek benimsemesi…

Tepemize taş yağmasını mı beklersiniz hala!

Yağan taş yağmış artık, çıkın enkazlardan da kendinizi kurtarmaya bakın…       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.