1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Epiktetos’un Keçileri!...
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Epiktetos’un Keçileri!...

A+A-
Gazetemizin 16. Doğum/yayına başlama yılına girişini mütevazı bir iftar yemeğiyle kutladık.
Bu kervanda emeği geçenleri kurucularından, tüm çalışanlarına ve yazar-çizerlerine varıncaya kadar tek tek tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.
On altı yıl boyunca çetin yollardan geçerek, acı-tatlı hatıralar bırakarak, en önemlisi de tarihe kayıt düşerek yoluna devam eden bu kervanın; bundan sonra da ilkeli, tarafsız, sorgulayıcı, yapıcı eleştirici, doğruya, güzele ve mükemmele teşvik edici, halkın yanında, hakikati arayıcı, sorgulayan, idare edenlerle edilenler arasında köprüler kurarak daha nice yıllara ulaşmasını ümit ediyorum.
Mütefekkir Yazar Atasoy Müftüoğlu’nun düşünür-yazar-çizerlere hitaben 16 Haziran’da TYB Konya şubesi bahçesinde yaptığı anlamlı, eleştirel konuşmanın satır aralarının 7. bölümünü yorumsuz olarak aktarmaya devam ediyorum:
…..
“Yazarlar Birliği bünyesinde yapılan çalışmaların bir öncelik sırası ortaya koyarak bir bilinç inşası mücadelesi, bir teori/pratik çalışması yapması gerekir.
21. Yüzyıl insanına ne önermeliyiz?
Kur’ân’ın, 21. Yüzyıl insanıyla temasını nasıl sağlamalıyız?
Kur’ân’ı teknik olarak okumak, ansiklopedik bilgi almak ayrı bir şey; Kur’ân’ın hayatın kendisi olması daha farklı bir şeydir.
Epiktetos, ‘Düşünceler ve Sohbetler’ kitabının Burhan Toprak çevirisinde diyor ki; ‘Bir şey öğrendiğinizde hemen meydana çıkıp, ben şunu öğrendim, bunu öğrendim diye caka satmayın! Gösteri yapmayın! Öğrendiğiniz şeyleri özümseyin! ...’ diyor ve keçilerinden örnek veriyor.
‘Ben sabahleyin keçilerimi çobana emanet ediyorum. Onlar dağda, kırda, bayırda geziyorlar, otluyorlar, yiyorlar, içiyorlar, dinleniyorlar, hava alıyorlar. Akşam eve dönünce; üstat Epiktetos, biz şu kadar ot yedik, bu kadar su içtik, hava aldık, dinlendik vs. demiyorlar. Yediklerini et, süt ve yün yapıyorlar. Siz de bir şeyler öğreniyorsanız süt, et ve yün yapın!...’ diyor.
Şimdi bütün Kur’ân üstatlarına bakıyorum; daha birisinin süt verdiğini görmedim. Ama zehir zemberek Kur’ân’ı biliyorlar.
Eskişehir’e beni ziyarete iki üstat gelmişti Konya’dan. Kendilerine; ‘size ne ikram edeyim?’ diye sordum.
‘Bize bir Âyet, bir de Hadis ikram et, yeter!’ dediler.
Ben şaşırdım. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordum. Bir anda nutkum tutuldu, bir şey söyleyemedim. Çünkü ben, arz ettiğim gibi ilmî meşruiyet sahibi birisi değilim. Şimdiye kadar da hiç kimseyi ‘Âyet şöyle diyor, Hadis böyle diyor!’ diye baskı altına almadım. Okuduğum Âyetlerden, Hadislerden bana yansıyan kadarıyla kitaplarımda, yazılarımda gündeme getirmeye çalışıyorum.
Kendi kendime ‘ben bu arkadaşlara bir Âyet, bir Hadis ikram etsem; bu ilkesel bir şey olmayacaktı. Çünkü bu benim tarzım değil. Ama etmesem de bu sefer diyecekler ki; ‘Adam yetmiş yaşına gelmiş, dinî mesajlar içeren yazılar yazıyor. Ama ne Âyet biliyor, ne de Hadis biliyor!’
Ben bu duygularla boğuşurken sıkıntı çektiğimi anladılar ve hemen atıldılar: ‘Biz, size ikram edelim’ dediler. Ben de canıma minnet ‘Buyurun!’ dedim.
Sizi temin ediyorum Âyetler, Hadisler havada uçuşuyordu.
O arada telefonumuz çaldı. Telefonda, orada bulunan herkesi ilgilendiren hayatî bir sorun vardı ve bu arkadaşlar da bunu dinliyorlardı. Fakat arkadaşlar hemen kalktılar. Oysa telefondaki soruna orada birlikte çözüm üretmemiz gerekiyordu. Çünkü az önce okudukları Âyetler, Hadisler bunu gerektiriyordu ve onları ihtar ediyor idi.
‘Bize müsaade üstat!’ dediler ve kapının oraya varınca tekrar dönüp; ‘Bize bir emrin var mı?’ diye sordular.
Tabi ben onlara ‘Marş marş!’ diyemedim. Çünkü biraz önce havada uçuşturdukları Âyetler ve Hadisler, zaten onlara benim vereceğim emri veriyordu…”
Satır aralarına fırsat buldukça devam edeceğiz.

Bu yazı toplam 480 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.