1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. ESKİLERDEN ELİMİZDE NE KALDI?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

ESKİLERDEN ELİMİZDE NE KALDI?

A+A-

Son on yıllık dönem içerisinde bazı gerçeklerimizden uzaklaştık. Onları kaybettik. Duygusal insan olmayı ve diğerlerine faydalı olmayı unuttuk. Hep bana anlayışını kendine amaç edinmiş kişiler haline dönüştük. 
Bakın on yıl içerisinde neleri kaybettik. 
Hani hatırlar mısınız bilmem ama zahmetliydi falan gerçi de evlerimizin başköşelerinde kış mevsiminin vazgeçilmezlerinden olan sobalarımız olurdu. Mevsimin getirdiği o ayazı evlerimizden uzak tutar ailelerimiz için tarifsiz bir haz yaşatırdı. Hele kuzineli sobaların mini fırınlarına attığımız patates ve pancarın lezzetini asla unutamayız. Soba üzerinde kaynayan güğümlerden yükselen su buharının bile dayanılmaz bir havası olmaz mıydı? Çocukluğumuzda yer yataklarında yatarken soba üzerinde kaynayan güğümlerin fokurtusunu ninni gibi algılayıp uykuya daldığımız o hoş zamanların tadını veren ne var bugün Allah aşkına!
Hele o soba üzerinde fokur fokur kaynayarak pişen toprak kapta ki güveç kokusunun buharlaşarak odaya saldığı mis gibi kokuyu hatırlar mısınız?
Bugünkü gençlerimizin çoğu bunu hatırlamaz, ama şundan emin olsunlar huzurlu bir hayat, güler yüzlü ve kalben birbirini seven komşular, arkadaşlar, özellikle soğuk kış gecelerinde ki konu komşu ziyaretleri esnasında çıtırdayan soba sesinin yanında süregiden doyumsuz hoş sohbetlerin yok olup gideceğini kim tahmin edebilirdi ki?
O soğuk kış günlerinde ezan okunmasıyla harekete geçen yaşlı dedelerimizin bastonlarını vura vura camiye adımladıkları o eşsiz manzara nereye kayboldu? Kar kış demeden kalbe inmiş iman hazzıyla soğuğa aldırmadan abdestini alarak camiye koşan ve cemaatle namazın hazzını alan o eli öpülesi yaşlılarımız, dedelerimiz nerede?
Bugün gelinen noktada küçük ile büyük arasında kalmayan sevgi ve saygı bağının kopmasında ana etken sizce neydi? 
Bazen çocukluğumuz aklımıza geliyor. Çocukluk yıllarımızdan akılda kalan hiç unutamayacağımız saklambaç vardı. Hani duvara dönüp başımızı yaslayıp 20’ye kadar sayardık. O esnada da diğerleri saklanırdı. O yıllarda sokak aralarında futbol oynanırdı. Öyle şimdilerde ki halı sahayı falan nerden bulacaksınız? En azından evler arasında futbol oynamaya müsait tarlalar vardı. Bakmayın şimdi şehir merkezlerde oynamaya boş tarla bulamadığınıza… Şimdi boşluğu yakalayan belediyesiyle, resmi kurumuyla fırsat kollanır oldu. Buldukları boşluğa hemen betondan yapılmış, ruhsuz yapıları kondurmakla kalmadıkları gibi beraberinde özlenen huzuru da yok ediyorlar.
Modernleşmeyi huzur getirir sanmştık, yanıldık. 
Hani büyükannelerimizin, ninelerimizin bahçeli evlerinin bir köşesinde tandır olurdu. Belli aralıklarla kadınlar bir araya gelerek orada şebit ekmeği ve mayalı yaparlardı. O kınalı ve hünerli eller sanatlarını konuştururdu. Bizde o devrin çocukları olarak kedi gibi bekleşir, bize uzatılacak patates böreğini bekleşirdik. Canım eli öpülesi, ömrü uzun olası anam halen bağımızda ki iki gözlü bağ evinde fırsat buldukça o ekmeklerden ve böreklerden yapar bizde büyük bir keyifle midelerimize uğurlarız.     
Şimdi bugüne bakıyorum ne eski dostlar kalmış ortada ne de eski imkânlar…
Her şey maddeleşmiş. Daha kötüsü insanlar maddileşmiş. O devrin parayla ölçülemeyecek düzeyde ki güzelliklerine bugün nostalji adını koymuşuz. Çeşitli vesilelerle şehrin muhtelif alanlarında o zaman yaşadığımız bu hayatlar artık bize nostalji olarak takdim ediliyor. Yapmacık oynamalarla o devirde yaşadığımız gerçek hayatın tiyatrosunu oynatıyorlar. Ellerimizle itelediğimiz hayatın bugün avuntusuyla yaşıyoruz. O hayatı sindire sindire yaşayamamış gençlerimize bugün sunulan nostaljik programlarla mazide bir gezinti taahhüdünde bulunuyoruz.   
Unutmayalım ki geçmiş zor koşullarda yaşanmış olmasına rağmen özlendi; şarkılar özlendi, sohbetler özlendi, insanlar özlendi, samimiyet özlendi ama kayboldu gitti.  
Hani her bayram sabahı büyüklerimiz iç çekerek '' nerede eski bayramlar '' der ya işte o zaman düşünürsün bayramlar mı değişti yoksa insanlar mı? Özlenen eski bayramlar mı yoksa gençlik mi? Özlenen eskinin samimiyeti mi?
İnsan her hâlükârda geçmişe özlem doludur. Çünkü her geçen gün bizi yolun sonuna bir adım daha yaklaştırır. Hem hayatın meşgaleleri sıraya girer hem de gelişen teknolojik yapının beraberinde getirdiği stresli yaşam önümüze yeni setler diker. 
Biliriz ki, geçmiş, elde olmasa da en azından hafızalarımızdadır. Gelecek ise ne elde ne de hafızadadır. Sadece bir ümit, belirsizi bekleyiştir.
Unutmayın, kuzine sobada ısıtarak arasına yağ çaldığımız ekmeğin lezzeti, sokakta cıvıl cıvıl yakan top, ip atlama, saklambaç oynayan çocukların zevkle bağırışları, yollarımızda bugün yaşananın aksine sınırlı sayıda arabalarla birlikte sağdan trafiği aksatmadan laptak laptak çitme sesini dinlediğimiz at arabaları mazide bir anı olarak yerini aldı. 
Hayatlarımız, maddenin, doyumsuzluğun, kibrin, gururun, riyanın birer donesi haline dönüştü.
Çok yazık! 
 

Bu yazı toplam 535 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.