1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. ESKİMEYEN LEVHALAR!
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

ESKİMEYEN LEVHALAR!

A+A-

Hal bilenlerin evinde, işyerinde hüsnü hatla yazılmış eskilerin ifadesi ile eskimez yazı ile yazılmış eskimeyen levhalar dikkatinizi çekti mi?

“Hikmetli ve ibretli sözler bir görsel güzellik olmakla birlikte hakikatı ve hikmeti hatırlatma açısından önemli olan Türk Kültürü unsurudur.

Ayeti Kerimeler, Hadisi Şerifler, Hilyei Şerif, tevhid, besmele, karınca duası, nazar ayeti daha birçok levhaları görürüz.

Şeyh Hamidi Veli Camii’nin türbe bölümüne girerken ziyaretcileri ilk önce şu levhala karşılar;

“Zaire adap ile gir koyma gönlünde keder,

Kabri pâkini ziyaret etmek istersen eğer.

Sâli hicret tam sekiz yüz on beşindeydi heman,

Kutbı âlem Şeyh Hamid eyledi adne sefer.”

(Ey ziyaretçi! Şeyh Hamidi Veli türbesini ziyarete girerken, büyüklerin huzurunda takınman gereken edep kurallarıyla huzura gir. Eğer böyle yaparsan, gönlü temiz, halis bir niyetle girersen üzüntülerini bırakır, sevince kavuşursun!)

Demekki illa da edep deniliyor. Buradan hareketle“Edep Yâ Hû” yazısını gördüğümüzde bizlerde farklı çağrışımlar uyandırmalıdır değil mi?

Adaba uymamak yani edepsizlik etmek bizlere şık düşmez. Edepli olmak göreceli midir? Kişilere ve görüşlere göre değişir mi?

Öyle her iki ifadende uzak olduğumuz için biz muhatap değiliz.

Eskimez yazı ile hüsnü hat olarak önce levhalar sonra kalplerimize nakış nakış işleyen atalarıma rahmet diliyorum!

Ve yüzlerce tekrar ediyorum;

“EDEP YÂ HÛ!”

Eskiden konaklarda, evlerde, tekkelerde, sohbet edilen mekânlarda levha şeklinde yazılan, yakın zamana kadar da dilimizden hiç düşmeyen bir kelâm; fakat bu söz de kültür erozyonundan nasibini almış. “Edep Yâ Hû” sözü iyice alışılmış, alelâde söylenegelmiş ve bu sebepten dolayı ifade ettiği mefhumdan da uzaklaşmış gözüküyor.

Sözler, içlerinde barındırdıkları mefhumları algılayabilen dimağlar buldukça hayatiyetlerini sürdürebilir, özlerini gösterebilirler.

Hayat damarları kuruyan sözler öylece boşlukta asılı kalır durur. Kaybolmaz belki, ancak onu anlayanlar olduğu zaman rahmet yüklü buluttan inen yağmur gibi tekrar bereketini o müsait zemine akıtır. Eskiden bu küçücük sözle çok mânâlar ifade edilirken şimdilerde dar kalıplar içine sıkışmış mânâdan uzak vehimler kol gezmekte.

“Edep Yâ Hû” edebe, ahlaka davettir. Aynı zamanda bir ikazdır. Ama bu uyarı edepsiz kimseye değil, edebi bilen kişiyedir. Çünkü ‘ya hu!’ hitabı ‘Hu’ya aşina olana yapılır.

O’nu bilen O’nun edebini bilir. O’nu yani Hu’yu bilmeyen edebi nasıl bilsin ki edebe davet edilebilsin? Yani şöyle denilmek istenir:

“Ey edebi bilen kardeşim! Maruz kaldığın bu saygısızlık seni edepsize karşı edepsizce harekete sevk etmesin. Edeple karşılık ver. Edebi senden öğrensinler.”

Benim de masamın üzerinde âcizane kendim yazmış olduğum “Edep Yâ Hû” güzel yazısı vardı. Bir gün hatırını kıramadığım ağabeyim aldı.

Kadir kıymet bilenlere bizler hayır sözcüğünü ifade edemeyiz.

Cenabı Allah haktan, adaletten, doğruluktan, edepten ayırmasın!

Bu yazı toplam 367 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.