1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. ESKİYE ÖZLEM Mİ, ESKİMEYEN ÖZLEM Mİ?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

ESKİYE ÖZLEM Mİ, ESKİMEYEN ÖZLEM Mİ?

A+A-

Yerel basın hakkında uzun zamandır yazmak istediğim yazıma ancak sıra gelebildi. Gazetemizin sahibi Yusuf Gürbüz’le geçtiğimiz haftalarda oturup sohbet ederken yazılı yerel basın ve yazılı ulusal basının yokolmaya doğru yol aldığına ilişkin gözlemlerini paylaşmış, onunla bu konularda hemfikir olduğumu üzülerek görmüştüm.
Hatta o gün; yazılı yerel basınla alakalı bazılarının baskı hayatına noktayı koyacağına dair sinyaller verdiğine ilişkin görüşlerini paylaşmıştı. Yerel basınımız Konya adına fazlaca olduğu için eksilen bir pek anlam ifade etmeyebilir. Ama beni endişelendiren  bunun zincirleme reaksiyon gösterme ihtimalidir. 
Bu acizde uzunca zamandır hatta ömrümün yarısından fazlasını içine alan bir süredir ulusal ve yerel basında köşe yazıları yazmaya başlamıştım. Bu misyonu şu an okumakta olduğunuz Konyamızın en eski ve köklü basın kuruluşlarından Hakimiyet gazetemizde halen sürdürüyorum.
Gazeteciliğe çocuk denecek yaşlarından bu yana meraklıyım. Hemen hergün yerel ve ulusal basından bir kısmını bayilerden almayı alışkanlık haline getirdim. Bu sistemin sürmesini ve insanlarımızın dokunarak ve kağıdın kokusunu sindirerek gazete okuma alışkanlığını sürdürmesini istiyorum. 
Üzülerek ifade etmeliyim, birçok gazete bayisi, internetin yoğun baskısı sonucu artık alıcı bulamayan gazete satışlarına son verdiler.
Artık, kahvehanede gazete okuyan adamın elinde ki gazeteyi, geriden göz ucuyla takip ede ede haber okumak, elinde ki mevkutelerle koştura koştura; “Yazıyoooor……” diyerek bağıran çocuklar da tarihin yokolmaya yüz tutan puslu  sayfalarında yokolup gittiler, gidecekler.   
Elinizde, küçücük ekranlarıyla dünyayı taşıyan akıllı telefonlar, gerçek dünyadan koparmak suretiyle sizi sanal alemin kollarına atıverdi. 
Her geçen gün bir meslek yahut geçmişin renkli sayfalarını yansıtan gerçekler birer ikişer kararıyor ve gerçekliğin içinde akıp gitmekte olan hayatımız yerini sanal alemin mat ve soğuk yüzüyle başbaşa bırakıveriyor. 
Bakınız daha neleri kaybettik?..
Hatırlar mısınız bilemem ama fotoğraf çekmek için 24’lük ya da 36’lık çekim yapılabilen filmlerden alırdık. Fotoğraf makinemize taktıktan sonra o sayı kadar çekim yapar heyecanla filmin dolmasını ve tab ettirmeyi beklerdik. Eğer bir azizliğe uğrayıp tüm filmi ya da bir kısmını yakmadıysak kartlara basılı fotoğraflarımızı özenle foto albümlerimize dizeler ve günü geldikçe açarak anı tazelerdik. Haliyle sınırlı sayıda olan fotoğrafları büyük bir heyecan ve özlem dolu duygularla inceledikten sonra bir daha ki sefere yeniden bakmak üzere kaldırırdık. Şimdiki gibi cep telefonlarıyla poz yakalamak için aynı görüntüyü 10 defa çekmek gibi bir lüksümüz yoktu. Onca çekilen fotoğrafa rağmen dönüp te çekilen resimleri gözden geçirmeye bile ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü o kadar çok resim çekmişiz ki bakmayla falan biteceğe benzemez.
Yine modernizmin alıp götürdüğü hasletlerimizden biri de bayramda seyranda, eşimizi dostumuzu, büyüklerimizi ziyaret ederek, eğer uzaktaysa arayarak tebrik etme yerine artık seçtiğimiz bir görüntüyü aynı anda onlarca kişiye göndererek duygusal derinliği olmayan bir yol daha edinmiş olduk. Arayıp sesle iletişim kurmaktan imtina eder hale geldik. İnsanları ya hastalandığında ya da öldüğünde ziyaret ederek kendi kendimize yasaksavar bir anlayış edindik.
Bayramlarda çeşitli manzaralar içeren kartpostallar alır ve sevdiklerimize üşenmeden yazdığımız satırlar sonrası özenle zarfa koyarak postaya verirdik. Posta kutumuzda bir zarf gördük mü dünyalar bizim olurdu. Şimdilerde hiçbir şey hissettirmeyen görüntülü hazır mesajları beleş watshapp mesajlarıyla karşıya iletiyor ve bir sonraki bayramı beklemeye koyuluyoruz. 
Ankesörlü telefonlar da maziye karıştı. Hepsi birer nostalji kaynağı olarak şehir merkezlerinde bir kaç noktada numunelik görüntü arz ediyor.
Taş plaklar, 45, 60, 90’lık teyp kasetleri, CD’ler, VCD’ler, DVD’ler… daha neler neler! 
İster geri kafalı, ister ne derseniz deyin, çok şey kaybettik ve kaybetmeye devam ediyoruz ve edeceğiz.
Her şey duygu yüklüydü. Şimdiki Kule Site’nin olduğu alanda Konya otogarı vardı. Yanıbaşında ki Adnan Menderes Camii’nde müezzinlik yapardım. Cemaatten tanıştığım bir büyüğüm kendisinin ressam olduğundan bahsetmiş ve hatta yanında taşıdığı kartpostalda ki manzara resmini gösterek aynı resmin tablosunu çizdiğini ve tablonun Beşyol mevkii hapishane caddesinden İstanbul Caddesine çıkan yolun ağzında bir kahvehanede duvarda asılı olduğunu söyleyince daha çok küçük olmama rağmen sırf merakla kahvehaneye gitmiş tabloyu yerinde görmüştüm. Çünkü her şeyimiz reeldi. İnsanlarla laf olsun diye muhatap olmazdık. Şimdi olduğu gibi mal, mülk, evlat, at, araba yarıştırmazdık. 
Otogardan toptancılara çıkan ara yolun bitiminde sıra sıra tostçular vardı. Orada hiç tost yemiş miydiniz? Yumurtalı tost hastasıydım. Harçlık aldıkça koşar orada o tostlardan yemeye bayılırdım.  
Daha çok örnekler verebilirim ama buna satırlar iktifa etmez.
Yazımın başında zikrettiğim yazılı basın gerçeği de tarihin tozlu rafları arasında yokolmakla başbaşa kalıyor. Eli kulağında artık! 
Modernleşmekmiş. Dijital dünyaymış, sanal alemmiş. 
Hepsi boş!

Bu yazı toplam 1124 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.