Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Faiz Ve Faizli Muamele

A+A-
Bilindiği gibi dinimiz İslâm, bazı şeyleri yememizi yasakladığı gibi, bazı şeyleri elde etmek üzere yaptığımız muameleleri de yasaklamış bulunmaktadır. Meselâ domuz eti yemek dinimizce yasak kılınmış, bununla birlikte domuz yetiştirmek veya onun alış-verişini yapmak da yasaklanmıştır.
Yasaklanmış olmasının anlamı o işin dinimizce haram kılınmış olduğudur.

Bunun gibi faiz yemek yasaklandığı gibi içinde faiz bulunan her türlü muamele de yasaklanmıştır. Dolayısıyla haram kılınmıştır.

Bu sebeple bir Müslüman kendisine yasak olan faizli bir muamelede bulunamaz. Bununla birlikte böyle bir muamele ile elde edilmiş faizi de yiyemez.

Burada yemekten maksat ondan istifade etmek kastedilmektedir. Yani bir Müslüman ben faiz olarak elde ettiğim nemayı yiyecek maddeleri almakta kullanmıyorum, onunla meselâ kira ödüyorum veya
kullanabileceğim bazı eşyaları satın alıyorum diyemez. Bu tür elde edilen her şey o kimse için kullanmak yasaktır, haramdır.

Faiz kelimesinin aslı Arapça olmakla birlikte, Türkçemize de olduğu gibi geçmiş ve aynı anlama gelen “nemâ” ve “ribâ” karşılığı olarak kullanılmıştır.

Buna göre bu üç kelime, Arap dilinde bazı farklı anlamlar taşısa da, karşılıksız elde edilen fazlalık anlamına gelmek üzere Türkçemizde aynı anlamda kullanılmış ve kullanılmaktadır. Diğer bir ifade ile
karşılığı olmayan bir fazlalık elde edildiği zaman bu fazlalığa faiz dendiği gibi, bu anlamı ifade etmek üzere nemâ veya riba tabirleri de kullanılır ve kullanılmaktadır. Türkçemizde bu kelimeleri bu
anlamlarından çıkarıp başka anlamlarda kullanmak yerleşik dilimizin ifadelerine uygun değildir.

Bu sebeple Kur’ânda “Allah alış verişi helâl, ribâ’yı haram kılmıştır” (el-Bakara, 2/275) âyetinde kullanılan ribâ kelimesine bakarak, Kur’ân’da yasaklanan ribâ’dır, fâiz değildir demek yanlıştır ve asla insanı
haramdan kurtaracak bir yorum da değildir. Dilimizde ikisi de aynı anlamda kullanılmış ve kullanılmaktadır.

Nitekim Arapça’dan veya bir başka dilden dilimize geçen bazı kelimeler o dilde kullanıldığı anlamda kullanılmamış ve dilimizde başka anlam kazanmıştır. Bundan dolayı o kelimeyi biz, aynı dilden dilimize
geçen ve o dilde başka anlamda kullanılan bir başka kelimeyi karşılamak üzere de kullanmışızdır.

Meselâ, Türkçemizde kullanmakta olduğumuz “şarap” kelimesinin aslı Arapçadır ve o dilde, helâl veya haram, her türlü içecek anlamında kullanılan “şerab” tan alınmıştır ve ses uyumu sebebiyle “şarap”
denmiştir. Fakat Türkçede kullanılırken aynı anlam korunmamıştır.

Dilimizde, Arapça olan “şerab” kelimesinin karşılığında yine Arapça bir kelime olan “meşrubat” kelimesini alıp kullanmışız. Şarap kelimesini de haram olan bir içecek karşılığında kullanmışızdır. Çünkü Türkçemizde kullandığımız şarap kelimesinin Arapçada kullanılan karşılığı “hamr” dir. “Hamr” üzüm, hurma gibi tatlı ve sulu meyvelerin sularının belli şartlarda bekletilip sarhoş edici hâle getirilmiş olan ve Türkçemizde şarap dediğimiz, dinimizce haram kılınmış olan yasak bir içkinin adıdır.
 
Bu yazı toplam 98 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.