1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. GAYRİ MÜSLİM BELDELERDE HELAL KAZANÇ PROBLEMLERİ
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

GAYRİ MÜSLİM BELDELERDE HELAL KAZANÇ PROBLEMLERİ

A+A-

a- Yabancı yani İslami olmayan çevre:” Yabancı çevre’den maksadımız, sosyal siyasi, ekonomik ve hukuki hayatın, bunlarla ilgili düzenlemelerin ve müesselerin İslam dışı kaynaklara dayandığı çevredir. Lâik ülkeler (AB) ile sosyal hayatı İslam dışı bir din veya ideolojiye göre düzenleyip yürüten ülkeler, toplu ve topluluklar “yabancı çevre” kavramı içerisinde mütelaa edilir.
b- Yabancı çevre-helal kazanç ilişkisi: Helal kazanç, evde, mâbette veya dışarıda, namaz kılmak gibi hususi bir ibadet mahiyetinde olsaydı, çevre ile önemli bir ölçüde etkileşimi söz konusu olmazdı. Halbuki “Helal Kazanç”, ticari ekonomik ve hizmet sahasında yapışan bir faaliyet sonunda elde edilen gelirdir. Bir sistemin bu sahaları kaplayan bağlayıcı talimatı varsa faaliyet ve düzenlemeler yapılırken de mezkür talimat göz önüne alınmamış bulunursa çatışmalar ve dar boğazlar kaçınılmaz bir hal alacaktır.
Hukuki, siyasi, sosyal ve ekonomik düzenlemelerin temel ve çevresini anayasalar oluşturmaktadır. Bir yandan anayasaların benimsediği rejim, diğer taraftan öngördüğü hak ve hürriyetler, İslamın emir ve yasaklarına ters düştüğünde, helal kazanç peşinde olan şahısların karşısına önemli engeller çıkmaktadır. Mesela İslam Müçtehitlerinin bir kısmına göre rejimi İslama uygun bulunmayan ülkelerde Müslümanların oturmaları, normal hayatlarını yaşamaları ve bu arada mal, mülk sahibi olmaları caiz değildir. 
Bu ülkelerde ancak zorunluluk sebebiyle ve bunun gerektirdiği kadar oturulabilir ve faaliyet gösterilebilir. Hak ve hürriyetleri sınırlayan sebepler arasında genellikle “amme nizamına ve umumi adaba (ahlaka) aykırı olmak” vardır. İslam’a göre resmi yerlerden izin alınmış olsa dahi fuhuş, sarhoşluk, çıplaklık, amme nizamına ve umumi adaba aykırıdır. Bunların serbest bırakıldığı bir çevrede üreticiler tüccar ve esnaf rekabet güçlüklerine maruz kalmaktadır. Bir bakkalın içki satmadan bir konfeksiyoncunun haram giysi satmadan varlığını sürdürüp para kazanabilmesi için uygun bir çevreye ihtiyacı vardır. 
Sistem, çalışanın ibadetine (oruç tutmasına, cuma namazı kılmasına, vakit namazlarını eda etmesine vd) ve kılık kıyafetine (İslami örtünme) bir zorunluluk olmadığı halde müdahale ediyorsa, dini yaşamak isteyen Müslümanın çalışması ve iş bulması problem haline gelmektedir.
c- Enflasyon; Enflasyonun önemli sebepleri yabancı çevreye dayanmaktadır. Bunlarında başında karşılıksız para basmak, dış ticaret ve bütçe açığı, israf ve faiz vardır. İslama göre zaruret bulunmadığı sürece devlet, karşılıksız para basamaz, çünkü bu, vatandaşların mal varlığını haksız olarak azaltmak, hatta müsadere etmek mahiyetindedir. Ayrıca tüketimde israf yasaktır. Bunların serbest bulunduğu, hatta teşvik edildiği bir ülke de ve sistem içinde mal karşılığı olmaksızın durmadan artan para enflasyonu doğurur. Alacak ve borç ilişkilerinde taraflar enflasyonu göz önüne almak, borçlarını buna göre ödemek durumundadırlar. Enflasyonun oranını Allah’tan başka kimsenin bilmediği, bilenlerin de bildirmediği yerlerde haklar zayi olmakta, borçlar ya fazla , ye eksik ödenmekte, haram yaygınlaştırılmaktadır.
d-Faiz;Faizli ekonomi sistemlerinin hâkim olduğu çevrelerde faizsiz kredi ve sermaye bulmak, parayı faize bulaşmadan değerlendirmek bazen çok güçlükler hatta bazen de imkansız bir hale gelir. İhtiyaç için olsun, sermaye temini için olsun, bütün kredi talepleri sudan bahanelerle geri çevrilir. Kâr ve zararda ortaklık esasına göre sermaye toplama yoluna gidenlerin karşısına “garantili faiz” engeli çıkar. İnanan ve inanmayan herkes faize eşit veya ondan fazla garantili kazanca göz diker, rizikoyu göze almak istemezler. 
Ellerinde para bulunup, bunu bizzat ticaret ve yatırıma sevk edemeyenler, kar ve zararda ortak güvenilir kurumlar ve şahıslar bulunmadığı için ya kazançtan mahrum kalır, paraları atıl halde tutarlar, yahut da harama bulaşırlar. Bu çevrelerde, yolu bankadan geçmeyen iş adamı bir yana, sade vatandaş bulmak mümkün değil. İhracat, ithalat, ihale, şirket gibi faaliyetler bankasız yapılamadığı gibi para havalesi, çek senet, tahsili, mesken edinmek, hatta maaşını alabilmek için bile insanlar bankaya muhtaç hale getirilirler.
e- Rüşvet: Göstermelik din ve ahlak öğretimi bulunsa dahi (mesela Almanya’da Hristiyanlık din dersi zorunlu), beşikten mezara kadar süren ve toplumun üzerinde birleştiği ortak değerlere dayanan din ce ahlak eğitiminin bulunmadığı çevrelerde Allah korkusu ortadan kalkar, vicdan yetersiz hale gelir, egoizm ve şahsi menfaatler mabutlaşır. Böyle bir ortamda kimse hakkına razı olmadığı gibi, daha doğrusu hak kavramı kargaşaya geldiği için kanuna ve ahlaka aykırı yollardan menfaat sağlamak marifet sayılmaya başlanır. Bu yolların başında rüşvet vardır. Artık çocuğun kazasız belasız doğmasından tutun da, hastanın bakılmasına ve ölünün bir mezar bulunup gömülmesine kadar her şey, ancak piyasa rayici bulunan rüşveti haram sayan dini ve ahlaki bulunmayan kimselerle inancı ve ahlakı yüzünden rüşvete yaklaşmayan kimselerin iş ve ticaret hayatında yarışmaları nasıl mümkün olacaktır?
f-Sigorta: İslam beklenmedik hadiseler kaza, felaket ve afetler nedeniyle zarara uğratan kimseyi ayağa kaldırmak üzere devleti ve toplum dayanışmasını öngörmüştür. Önce çeşitli topluluklar, iş kolları, gruplar kendi aralarında üyelik esasına göre, İslami sigorta kuruluşları oluşturacaklar, üyelerin fona ödedikleri aidat birikimi ile oluşan meblağ(tutar) kısmen yatırıma sevk edilecek, kısmende üyelerin beklenmedik zararlarını karşılamak üzere rezervde tutulacaktır. Bunların yetişmediği yerlerde ise devlet devreye girecek ve özel fonundan zararı karşılayacaktır. 
Buna karşı faizli kapitalist ekonomiler de ücretli(primli) sigorta kuruları vardır. Çoğu banka ve bankerlere ait bu kuru ve kuruluşlar, çeşitli sigortalama şekilleri ve topladıkları primlerin bir kısmı ile sigorta taahhütlerini yerine getirirken diğer önemli bir kısmı kendi kasalarına maletmektedirler. İnsanların güven ihtiyaçlarını ve gelecek korkularını istismar, şahsi kazanç sağlama esasına dayanan bu sigorta şeklini İslam alimleri caiz görmemişlerdir. Bunun yerine İslami sigortayı tavsiye etmişlerdir. İşte bu imkanın bulunmadığı çevrelerde, bir çok iş ve hizmet için sigorta mecburiyeti bulunduğundan, Müslümanların haksız ve haram kazanç sağlayan şirketlerin kucağına itilmeleri söz konusu olmaktadır.
g-Reklam: Yabancı çevrelerde reklamlar, insanları tüketim delisi etmeye, israfı moda haline getirmeye yöneliktir. Ayrıca reklamda kullanılan yöntemler de çoğu kez kadın ve yalanla yürütülmektedir. Bir yanda ürettiği veya sattığı mala, arz ettiği hizmete bunlarla sürüm kazandıranlar öte yanda “yalansız, yeminsiz, hilesiz, kadınsız” mal satmaya hizmet arz etmeye çalışanlar. İkinciler peşinen yarışı kaybetmiş olmazlar mı?
h- Şirketler: Sanayi Inkılabı ve kapitalizmin çıkardığı büyük şirketlerde, yönetim ve ortakların çoğunun iradesi dışında yürütülmektedir. Şirketlerin hisse senetlerine sahip olanların hakkı, bu senetleri alıp satmanın ve yıllık gelirlerini, almanın ötesine geçmektedir. Şirket yönetimi bu ortakların bağlı bulundukları din ve ahlak icabı razı olmadıkları, olmayacakları faaliyetlerde bulundukları, mesela faizli kredi alıp verdikleri, rüşvete bulaştıkları, haksız rekabette bulundukları, caiz olmayan şekliyle reklam ve pazarlama yaptıkları... taktirde, ortaklar bundan sorumlu olduklarını hissetmekte ortaklığı sürdürme konusunda zorlanmaktadırlar.
ı-Haksız rakabet ve hile: Hz. Peygamber(s.a.v) “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmuş, üretici ile tüketici arasında ki vasıtaların, mal akışını ve fiyatları olumsuz(menfi) manada etkileyen davranışlarını yasaklamış, satı akitlerine samimi alıcı yahut satıcı olarak değil de taraflara zarar vermek amacıyla gelenleri kınamıştır. 
İslam ahlak ve ahkamının dışında yaşayan çevrelerde, tüccar ve sanayici kesimleri içinde tarafların bazen kıran kırana savaştıklarını, birbirlerinin iflasına, piyasadan çekilmesine yol açan davranışlarda bulunduklarını görüyoruz. 
Aynı şeyleri yapamayan veya yapmıyan Müslüman tüccar ve sanayicilerin bir başka sıkıntısı da bu yönden gelmektedir.
Fi Emanillah!...
 

Bu yazı toplam 817 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.