1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Geçmişten Geleceğe Sudan - I
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmişten Geleceğe Sudan - I

A+A-
Geçtiğimiz hafta Sudan’da idim. Afrika’nın incilerinden olan Sudan’ın bugünlerde ekonomik durumu; devletin, ülkeden döviz çıkışına müsaade etmemesi sebebiyle biraz sıkıntılı bir seyir arz ediyor. Bu durumun geçici olduğu ve kısa bir zaman içinde bu engelin de ortadan kalkacağını Sudan’lı dostlarımızla yaptığım görüşmeler esnasında anlıyorum. Sudan, her ne kadar gelişme arz etse de yatırımların oldukça yavaş seyretmesi ve vatandaşın bu konuda ki vurdumduymaz tavrı ülkenin geride kalmasına neden oluyor. Halbuki elinde mevcut imkanları bir değerlendirseler ileriye doğru ciddi bir atağa geçecekler. Ülkenin güneyinde çıkan petrolden sadece % 20 pay alıyorlar. Oran düşük olsa da gelen bu payın azımsanamayacak bir değeri olduğu ortadadır. O halde ülkenin ilerlemesi için kolları sıvama vakitlerinin gelip geçtiğini bile anlayamamaları üzüntü vericidir.
Dilerseniz konuyla alakalı geçmişten günümüze gelen bir değerlendirme yapalım. Bu araştırmayı yaparken asimetrik savaşlar konulu bir araştırmadan yararlandığımı da sözlerime ekleyeyim. Sudan, ülke yönetimini elde tutan kuzeyli Arapların kendi dil ve dinlerini, güneyde yaşayan siyahlara ve yerel halklara zorla kabul ettirmek istemelerinden kaynaklanan iç savaşlarla yarım asırdır boğuşan bir ülkedir. Yüce dinimizi, zoraki de olsa birilerine kabul ettirmek bize yakışan bir durum değildir. Bunu işin başından kabul etmemizde yarar görüyorum. İşte bu dayatma neticesinde bunu kabullenemeyen Güney Sudan yönetimi ile Kuzey Sudan arasında bitmek tükenmek bilmeyen çatışmalar sonunda birbirinden ayrılarak iki devlet tesis edildi. Sudan’a 2005 yılında yaptığım seyahat esnasında Güney Sudanlıların lideri John Garang bir helikopter kazasında hayatını kaybetmişti. Orada bulunduğum sırada iç çatışmalar çıkmış, hatta seyahatim isteğim dışında bir hafta daha uzamıştı. Güç bele bulduğum bir uçuşla Dubai üzerinden Türkiye’ye dönebilmiştim. Cadde boyunca öldürülen insanların cesetlerini, yakılan arabaları ve yol boyu çatışmaları hala hatırlıyorum. O günden bugün dek süren bu tür karışıklıkların ülke ekonomisine zararı işte bugün karşımıza çıkıyor.
Sudan, bağımsızlığını 1 Ocak 1956’da kazanmıştır. Sudan, 2.5 milyon metrekare yüz ölçümü ile Afrika’nın toprakları en geniş ülkesidir. Bu kadar geniş topraklara sahip Sudan’da tarım ciddi anlamda gelişmiş olsa da ekilebilir arazileri % 60’a tekabül etmekle birlikte, günümüz teknolojik imkanlarıyla ekilip dikilebilen arazinin oranı sadece % 15’e tekabül etmektedir. İşte bu durum ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıların boyutunu gözler önüne sermektedir. Nil’in cömertçe suyunu paylaştığı bu topraklardan hasıl olacak ciddi tarımsal rekoltenin çok cüzi bir kısmından istifade edebilmeleri acıdır. Bu konu hakkında seyahatim esnasında ziyaret ettiğim Sudan’lı bir tarım firmasının sahibi Nahle Hanım’dan aldığım bilgiler ışığında sizlere aktardım. Nahle Hanım, çok daha fazlaca bilgiler verdi. Ama bunları burada paylaşmak istersem büyükçe bir yazı dizisi ortaya çıkar.
Toplamda nüfusu 40 milyon civarında olan Kuzey ve Güney Sudan’ın %70’ini çoğunlukla ülkenin kuzeyinde yaşayan Sunni Müslümanlarla, %25’ini güneyde yaşayan yerel dinlere mensup kabileler ve %5’ini ise yine çoğunlukla güneyde yaşayan Hıristiyanlar oluşturmaktadır. Hıristiyan nüfusun büyük çoğunluğu ise başkent Hartum’un çevresinde yaşamaktadır. Tahminlerine göre, nüfusun %52’si siyahlardan, %39’u Araplardan oluşmakta ve ülkede her biri bir etnik grubu oluşturan 450’den fazla kabile bulunmakta, 130’dan fazla dil konuşulmaktadır. Sudan, 7’nci yüzyıldan itibaren İslam dininin etkisi altına girdi ve yüzyıllar boyunca Memluklular tarafından Mısır’a bağlı bir Sultanlık olarak idare edildi. Yavuz Sultan Selim tarafından 1517 yılında Osmanlı İmparatorluğuna dahil edilen Sudan, benzer şekilde Mısır Sultanlığına bağlı bir paşalık olarak idare edilmeye başlandı ve 300 yıl bu şekilde devam etti.
19.yy sonlarına doğru Muhammed Ahmed bin Abdullah isimli biri ortaya çıkarak kendini mehdi, peygamber ve İslam dininin koruyucusu ilan ederek, etrafına topladığı gönüllü savaşçılarla mevcut yönetime baş kaldırdı. Çok kısıtlı bir güçle başlayan direniş, akıl almaz bir hızla kısa sürede güçlenerek ülkede egemen güç haline geldi. Mehdi rejimi olarak bilinen bu yönetim 1898 yılında Mısır-İngiliz ortak birlikleri tarafından devrildi ve bölgede İslam dininin hakim olduğu bir sömürge yönetimi başladı. Sudan, güney ve kuzey olarak ikiye bölündü ve her iki bölge ayrı sömürge yönetimleri tarafından yönetilmeye başlandı.
Sömürge yönetimi süresince İngilizler, güneyde İngilizce konuşulmasını ve Hıristiyan misyonerlerin eğitim ve sosyal yardım faaliyetlerini teşvik ettiler. Ancak, bölgedeki ekonomik gelişme ve etkili bir yönetim sistemi kurulması konusu, hem bölgenin geri kalmışlığı, hem de birinci dünya savaşı nedeniyle ihmal edildi. Halkın modern dünya’nın gelişimine ayak uydurmasının imkansız olduğuna karar veren İngilizler, bölgeyi dış dünyadan soyutladılar. Güneydeki üç bölgeyi tek bir yönetime bağlayarak, güneydeki Arap memurları kademeli olarak güneyli siyahlarla değiştirdiler, kuzeyli tüccarların faaliyetlerini ve kuzeylilerin güneye inmelerini kısıtladılar. İngilizlerin hedefi, bölgeyi Sudan’dan ayırarak İngiliz Doğu Afrika yönetimine dahil etmekti.
Bunca gelişmeler karşısında Sudan’a uzanan İngiliz eli ile ayrışma daha da net ortaya çıktı. İki bölge arasında çıkan hem etnik, hem de dinsel unsurlar ile iki bölge arasında güç savaşları baş gösterdi.
Gelecek yazımda devam edeceğim.

 
Bu yazı toplam 54 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.