1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Geçmişten Geleceğe Sudan - III
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmişten Geleceğe Sudan - III

A+A-
Geçtiğimiz yazıda ifade ettiğim gibi büyük bir felaket olan birinci Sudan iç savaşında 500 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Savaş nedeniyle yurtlarını terk etmek zorunda kalan insan sayısı ise yüz binlerle ifade edilmektedir. Bu da hiç azımsanmayacak bir rakama tekabül eder.
İç savaşa neden olan temel sorunlar listesinin arasında dini konular, savaşan tarafların arasında dini bağlar olmasına rağmen, aslında öncelikli bir konumda değildi. Güneylilerin en önemli rahatsızlıkları, devlet yönetiminde kendilerine fırsat verilmemesi, ekonomik geri kalmışlık, eğitim fırsatlarında eşitsizlik gibi konulardı. Ancak, birinci iç savaş sonrasındaki gelişmeler anlaşmazlıkların merkezinin ekonomik ve politik konulardan dini konulara kaymasına neden oldu.
Birinci savaşı sona erdiren anlaşmanın hükümleri uygulanmasına devam ettikçe, ülkedeki iç barışın da devam etmesinde bir sorun yaşanmadı. Güneyliler, Addis Ababa anlaşmasından kaynaklanan otonomi sayesinde Kuzey’deki baskı rejiminin aksine daha liberal bir yaşam tarzına sahiptiler.
Güneyde zengin petrol yataklarının da bulunmasıyla, kuzeyliler Addis Ababa anlaşmasının yürürlükten kaldırılması yönünde taleplerde bulunmaya başladılar. Aynı zamanda, Kuzey’de Mısır kökenli Müslüman Kardeşler örgütünün etkisini artırmasıyla güneyliler üzerinde Araplaştırma ve İslamlaştırma politikaları da canlanmaya başladı. 1981 yılında Nimeiri, Güney Bölgesi Meclisini ve Addis Ababa Anlaşmasını feshetti.
Nimeiri’nin liderliğindeki Sudan hükümetinin, ülkedeki iç barışı sağlama yönündeki başarısızlıkları, hükümette yolsuzluk olaylarının ayyuka çıkması, muhaliflerin gittikçe güçlenmesine karşılık olarak baskı rejiminin yükselmesi ve güneydeki gayri-müslimler üzerinde uyguladığı baskılar, anlaşmazlıkların iyice canlanmasına neden oldu. Nimeiri’nin hakimiyetini güçlendirmek için kurduğu Devlet Güvenlik Örgütü, binlerce kişiyi sorgusuz sualsiz aylarca süren tutuklamalarla ülkede baskı ve şiddet politikalarının timsali haline geldi.
Nimeiri, Sudan’ın bir Müslüman Arap ülkesi haline getirmek ve güneylilerin artan siyasi gücünü azaltmak için güney’de üç eyaletli bir yapılanmaya gitmeye karar verdi. Güneyin bölgesel meclisinin feshedildiğini, bölgenin finansal kontrolünün merkezi hükümete devredildiğini, güneydeki silahlı güçlerin kontrolünün merkezi hükümet tarafından devralındığını, Arapçanın resmi dil olarak kabul edildiğini ilan etti.
Bölgenin siyasi gücü olan Sudan Halklarının Özgürlüğü Hareketi, Nimeiri’nin bu girişimlerine karşı federal bir Sudan düşüncesiyle küçük çaplı silahlı hareketleri içeren, fakat yeteri kadar güçlü olmayan eylemlere başladılar.
Bundan bir ay sonra, Eylül 1983’de, Nimeiri, tüm ülkede şeriat kanunlarının geçerli olduğunu, işlenen suçlara şeriat hukukuna göre ceza uygulanacağını ilan etti. Eylül Kanunları olarak da bilinen bu yeni kararlara laik kuzeyli Sudanlılarla, güneydeki gayri-müslim Sudanlılar şiddetle karşı çıktılar. 1983 yılının sonunda ülkedeki olaylar artık ikinci iç savaşın başladığını gösteriyordu.
Güneydeki isyanı bastırmak üzere güneye gönderilen birliklerin komutanı olan Yarbay John Garang, bölgeye geldiğinde kendisi de isyana katılarak isyancı askerleri kendi liderliğinde topladı ve diğer güneyli askerleri de isyana teşvik ederek bir direniş gücü oluşturdu. Güney Halkları Kurtuluş Ordusu (SPLA) adını alan bu güç, kırsal kesimlerde etkinliğini iyice artırdı ve Kuzeyin askeri birliklerini güneydeki bir çok yerleşim yerinden püskürttüler.
1985 yılında Kuzey’deki Sudanlılar her geçen gün kötüleşen yaşam koşullarını protesto etmek üzere ülke çapında bir genel grev başlattılar. Genel grev ve sonrasında çıkan olaylar, Nimeiri’nin yönetimi terk etmesiyle ve bir geçici askeri yönetimin iş başına gelmesiyle sonuçlandı.
Geçici askeri yönetim, ilk iş olarak Eylül Kanunları olarak bilinen düzenlemeleri askıya aldı. Bu karar, SPLA’nın yeni yönetimle daha demokratik ve eşitlikçi bir Sudan ideali için iş birliği yapabilecekleri konusunda ikna olmalarını sağladı. Bir süre sonra da askeri yönetim ve SPLA ortak bir deklarasyonla demokrasiye bağlılıklarını ilan ettiler. Ancak, Eylül Kanunlarının tamamen ortadan kaldırılması konusu tam olarak çözülemedi.
Sonraki dönemde de, şeriat kanunlarının kaldırılması konusunda Kuzeyliler arasında derin fikir ayrılıkları baş gösterdi ve Güneylilerin istediği düzenlemeler yapılmadı. Yönetim bir kaç kez el değiştirdi ve 1989’da yönetimi kansız bir darbe ile şimdiki Devlet Başkanı Beşir’in liderliğinde ele geçiren parti, Güneylilerin taleplerinin kabul edilemeyeceğini ilan etti. İç savaş kaldığı yerden tekrar başladı.
Devlet Başkanlığını, Başbakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığını üstlenen General Beşir, ilk iş olarak, 15 subaydan oluşan Devrimci Komuta Konseyi’ni (Revolutionary Command Council-National Salvation (RCC-NS)) kurdu, parlemento’yu feshetti, siyasi partileri yasakladı ve liderlerini hapse attı. Beşir ayrıca, gazeteleri kapattı, öğrenci derneklerinin, sendikaların, meslek kuruluşlarının liderlerini tutuklattı ve hapishanelerde işkenceyle öldürttü. Beşir yönetimi, şeriat kanunlarının kaldırılmasını tartışmaya dahi açmayı kabul etmiyordu ve Ulusal İslami Cephe (NIF)’nin desteği ile tüm Sudan’da islam dininin yaygınlaştırılmasını hedefliyordu.
Devam edeceğiz.
 
Bu yazı toplam 38 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.