1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. GERÇEĞİN NERESİNDEYİZ?
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

GERÇEĞİN NERESİNDEYİZ?

A+A-

Amerika ile İsrail’in arasında kurgulanarak dünya siyasetine servis olarak sunulan Kudüs’ün İsrail’e başkent olmasına dair durduk yere hortlatılan bu krizle ortaya çıkan bir gerçek var. Yahudi lobilerinin çabalarıyla ısıtıldıktan sonra Amerika tarafından ortaya atılan Kudüs’le alakalı bu girişim aslında bir nevi nabız ölçme olarak değerlendirilebilir. İslam dünyasına şekil verme çabalarının ek bir yansıması olan bu çaba ile birlikte Amerika ile İsrail arasında bilinçli olarak parlatılmaya çalışılan bu durum, zihinlerde ki yeni modele adım atmada geliştirilmiş bir taktik olsa gerek.
İslam dünyasının yer aldığı topraklarda yaşanan son gelişmeler karşısında hemen her hafta yeni gündemler yaratılarak olağan bir durum gibi lanse edilmeye çalışılan girişimlerin özünde, kendi bünyesinde bir güç olamamış çok sayıda devletçik üzerinde kendilerini hak sahibi gören emperyal güçlerin kirli savaşının yansımalarını görmekteyiz. Kendi otoritelerini korumak ve daha da güçlenme uğruna İslam ülkelerini piyon gibi kullanarak rüştlerini tüm dünyaya ispat etmeye çalışıyorlar. Devamında da bilindik tırsmalar ve güçlünün yanında yer almalar şeklinde yaratılan siyaset algısının parlatılması yatıyor. 
Hani dünyaya lanse ettikleri hümanist görünümlü sahte bir çehreleri var. O çehrenin geri planında yatanın kendi değirmenlerine su taşımaktan başka anlamı yok. Onu dünyayı zayıf damarından vurmak amacıyla kullanıyorlar. Her fırsatta insancıl oldukları izlenimi yaratmada oldukça mahirler. Kesinlikle ve kesinlikle İslam ümmetinin kurtuluş ve hürriyeti adına en küçük bir çabalarının olmadığına kalıbımı basarım. Bugüne kadar oynadıkları oyunun senaryosu aslında hiç değişmedi.
Niçin mi?
Her defasında hortlatılan sahte ama hümanist görünümlü çabalarını ümmete çeşitli perspektiflerden sunarak yutturabiliyorlardı. Ta ki Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı düzeyinde ki girişimleri ve gerçek yüzlerinin ayan beyan ortaya çıkmasıyla bu işin gizliliği kalmadı. Fakat hedefledikleri son noktada Türkiye’nin kendilerine bağımlı bir köle haline dönüştürülmesi için çok güvendikleri biri Marksist ideolojiye dayalı, diğeri ise sözde İslami ideoloji yaftasıyla besledikleri iki terör örgütünce uzun yılları kapsayan planlı bir çalışma içindelermiş. Bu yapılardan biri olan PKK’nın doğu bölgelerinde ki mazlum halkı kandırarak, korkutarak, sindirerek etkisi altına alması ve onları can ve mallarıyla tehdit ederek bölgede dilediği gibi at koşturma sonucu yaratılan silahlı terör örgütüydü. Diğeri ise halkın en hassas damarlarından olan İslami hüviyetin kullanılarak, din adına çağrışımlarla özü dindar olan Türkiye halklarının dilendiği şekliyle kontrol altına alınması amaçlanmış. 
Eğer oyunun son perdesiyle halkımızı uyanamamış olsaydı, belki de bugün güneydoğu bölgemizi içine alan bir coğrafyada adına Kürdistan denilen ama gerçekte dış güçlerin bölgesel zenginliklerini dilediği gibi çekip çevirebildiği kirli bir yapı teşekkül ettirilecekti. Peşinden de paralel yapı adıyla maruf terör örgütü kullanılarak sağlam kalan damarlar kontrol altına alınacak ve akıllara zarar büyük bir oyunun içerisine düşürülen Türkiye’miz, Allah muhafaza bir daha altından kalkamayacağı kirli bir oyunun içinde Irak yahut Yemen gibi günü gününe uymayan, her an terör tehdidiyle içli dışlı bir ikilem içerisinde kaderine terk edilecekti. O hengâme içerisinde bahsi geçen emperyalist yapının uşakları tarafından hem bölgede hem de ülkemizde iştahlarını kabartan, alkollü ağızlarından boşalan salyalarla zenginlik kaynaklarımız peşkeş çekilecekti.
Kim bilir öylesi bir durumda bu aciz kardeşinizin böyle bir yazıyı kaleme alması bile imkânsız olacaktı.
Oyunun büyüklüğünü gördünüz mü?
Yıllardır bizi hümanizm yaftalarıyla uyuttular. Zannettik ki öldürülen masum insanlar, kadınlarımız, çocuklarımız çok umurlarındaydı.
Hayır, hiçbir zaman umurlarında olmadı.
Aksine her öldürülen Müslüman onlar için bir kazançtı. Hedefledikleri kirli dünyayı oluştururken İslam gerçeğinin gözlerden uzak tutulması ve zaman içerisinde tamamen yok edilmesi hedeflenmişti.
Hesaplarında olmayan şey, rabbimiz indinde has kullarına, habibinin ümmetine gelecek yardım idi.
Bugün Allah’ın yardımıyla ayaktayız. Uğruna gözünü kırpmadan şehit düşen genç, yaşlı, kadın, erkek tümünün arza damlayan berrak kanlarının vesilesiyle dimdiğiz. 
Filistin’de ki mazlumların intifada çabalarıyla, canını Mescidi Aksa’ya siper etmesi sayesinde şerefimizle ayaktayız.
Rabbimiz, zulme asla rıza göstermez. Hakkın rızası uğruna canını, kanını, başını gözü kapalı hak uğruna feda eden yiğitler olduğu müddetçe bu kural değişmeyecek. Biliyoruz ki her devirde her zaman hak rızası uğruna canını ortaya koyan zulme boyun eğmeyen İslam neferleri eksik olmadı ve olmayacak. 
Can alıcı sorumla yazımı bitiriyorum.
Biz, bu gerçeğin neresindeyiz?     

Bu yazı toplam 503 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.