1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Gırnata mahzun, Elhamra suskun ama mağrur
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Gırnata mahzun, Elhamra suskun ama mağrur

A+A-
Geçen haftaki yazımızda Endülüs Emevi Devleti’nden ve Kurtuba Camii’nden söz etmiş, elimizde tutamadıklarımızı, kaybettiklerimizi üzüntü ile hatırlamıştık. Bugün ise konunun devamı mahiyetinde Gırnata (Granada)’dan ve burada yer alan muhteşem güzellikteki Elhamra sarayından bahsedeceğiz.
Sekizinci yüzyılda sırasıyla; Berberiler, Emeviler ve Abbasiler’in yerleştiği Endülüs topraklarında yeşeren İslam Medeniyeti 15. yüzyıl sonlarına değin yaklaşık yedi yüzyıl boyunca buralarda hüküm sürmüş ve gerek pozitif ilimler gerekse medenileşme, şehirleşme anlamında muhteşem mesafeler kat ederek birçok batılı tarihçinin de tasdik ve teslim ettiği üzere Avrupa Rönesans’ına temel teşkil etmiştir.
Süreç içerisinde Gırnata Emirliği veya Ben-i Ahmer Devleti 1232 yılında kurulmuş olup İber yarımadasındaki en uzun ömürlü ve son bağımsız İslam devletidir ve 250 yıldan uzun bir süre siyasi varlığını devam ettirmiştir. Aragon Kralı II. Ferdinand, 1482 tarihinde Gırnata Emirliği'ne karşı bir mücadele başlatmıştır. Gırnata halkı Osmanlı Devleti'nden yardım istemiş, fakat Osmanlı Devleti yardımda bulunamamıştır. 1492’de Gırnata düşmüş ve Emirlik yıkılmıştır. Yaklaşık 200.000 Yahudi ülkeyi terk etmiş ve bunların birçoğu Hızır ve Oruç Reisler tarafından Osmanlı Devletine getirilmiş ve II. Beyazıd zamanında bunlara kucak açılmıştır.
Yaklaşık bir ay önce ziyaret etme imkânı bulduğumuz Gırnata şehrinin hazin hikâyesine gözlerimizle şahit olduktan sonra bu konuda bir şeyler karalama ihtiyacı hissettim. Rehberimizin söylediğine göre 8 yüzyıl önce de bu şehirde yaklaşık 500.000 insan yaşıyormuş. Şehrin su tesisatları, kanalizasyon sistemleri, gece aydınlatmaları o çağda başka hiçbir dünya şehrinde görülmeyecek derecede ileri teknolojilerle inşa edilmiş. Ne zaman ki 1492 de şehir teslim edilince din değiştirmeye zorlamalar, Müslüman ve Yahudilere kıyım ve katliamlar gerçekleştirilmiş ve o medeniyetten eser kalmamış. Sayıları 300 civarında olan camilerin tamamı kiliseye dönüştürülmüş, el yazması yüz binlerce kitap yakılmış ve bir uygarlık tüm unsurları ile birlikte yok edilmeye çalışılmış. Bu yüzden aynı Kurtuba gibi, Sevilla gibi Gırnata’da mahzun, boynu bükük şehirler zincirinde yerini almış. Ziyaretimizde orada yaşayan Müslümanların 10 yıl önce kendi imkânlarıyla alıp restore ederek camiye dönüştürdükleri bir binanın 10. yıl kutlaması vardı. Gündüzden yemekler, eğlenceler tertip edilmiş her milletten Müslüman’ın ailece katıldığı etkinlikler geceye kadar devam etmişti. Hatta orada birkaç milletvekilimiz ve Nevzat Yalçıntaş Hoca’mızla kısa bir sohbet imkânı da bulduk. Orada yaşayan bir avuç Müslüman için bayram ettikleri bu durum bizim içimizi kanatmaya yetmiş ve artmıştı bile. 300 camii kapatılsın, yüzyıllar sonra küçücük bir mescidin açılışı bayram havasında kutlansın. Bu duruma mahkûm ve mecbur olmanın ezikliğini tüm hücrelerimizde hissetmiştik.
İslam mimarisinin ulaşabileceği yüksek noktalardan biri olarak bugünlere ulaşmış bir şahit olan Elhamra Sarayı'nın ise temeli 1232 yılında, Gırnata Emirliği’ni devletini kuran 1. Muhammed zamanında atılmış, yıllar içerisinde diğer sultanlar tarafından çeşitli ilavelerle genişletilmiş. Kimilerinin “1001 gece masallarındaki rüya sarayların gerçek âlemdeki izdüşümü” olarak nitelendirdiği Elhamra'nın doğal çevreye uyumu, çok zengin süslemeleri ve yaşanan mekân ile su ve yeşili mükemmel bir ahenk içinde buluşturabilmesi, dünya çapındaki şöhretini fazlasıyla hak ettiğini düşündürmektedir
Sarayda dikkatimizi en çok çeken hususlardan biri de her yerde Kufi yazı tekniği ile Allah’ın isimlerinin yer almış olması idi. Bunlardan başka saray içindeki tüm oda ve salonlarda; Endülüs'teki İslam hakimiyetinin en önemli sarayı sayılan Elhamra'nın sırrını adeta özetleyen Arapça bir cümle yer alıyordu " Allah'tan başka galip yoktur". Bu bakımdan Elhamra, Allah'ın tek galip olduğunu tüm dünyaya haykıran bir saraydı ve dünyanın hiçbir yerinde Allah adını bu kadar çok zikreden sütun, kemer, kubbe, tavan, kapı ve duvara sahip başka bir saray bulmak mümkün değildi.
Saray mevcut haliyle halen göz alıcı bir güzelliğe sahip olmasına rağmen, buranın çok uzun yıllar kendi kaderine terk edildiği, dilencilerin ve evsizlerin barınağı haline geldiği bilinmektedir. Bu dönemde bakımsızlıktan dolayı bazı yerlerde duvar kabartma süsleri dökülmüş, hor kullanmadan dolayı kapı ve pencereler tahrip olmuştur. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Elhamra'nın ayakta kalmak için zamana karşı başarıyla direndiği söylenebilir. 19. yüzyıl sonunda başlayan restorasyon çalışmaları özellikle yabancı ziyaretçilerin artışı sonucu hız kazanmış, eksik yönleri olsa da, sarayın yavaş yavaş eski ihtişamına kavuşmasına sebep olmuştur.
Evet, “sahipsiz memleketlerin batması haktı” ya, sahip olunamayan diğer İslam diyarları gibi Endülüs de tüm ihtişamı ve medeniyeti ile sahipsizliğinin kaderini yaşadı ve yaşıyor. Bir gün yeniden kendisine itibarının iade edileceği günlerin umuduyla mahzun, boynu bükük bir dua makamında bekliyor. Kurtuba kan ağlıyor, Gırnata mahzun, Elhamra küskün. Sadece geriye, bir zamanlar dünyaya İslam medeniyetini en muhteşem şekliyle yaşatmış olmanın haklı gururuyla mağrur bir saray, kiliseden tekrar camiye dönüştürüleceği, içerisinde secde edileceği, minaresinden “Allah-u Ekber” diye Rabb’in büyüklüğünün âleme her an ilan edileceği günü gözleyen mahzun bir camiler kalmış. Bunu gerçekleştirmek de tarihi bir vazife olarak bizlerin omuzlarına yüklenmiş. Elbette ki bu sözler; anlayana, anlayabilene, hissedebilene…

(Not: Yazıdaki bazı teknik bilgiler Vikipedi’den alınmıştır)


 
Bu yazı toplam 71 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.