1. YAZARLAR

  2. Lütfi ŞAHİN

  3. Gül İle Diken
Lütfi ŞAHİN

Lütfi ŞAHİN

Yazarın Tüm Yazıları >

Gül İle Diken

A+A-
Temmuz ayının kavurucu ve bunaltıcı havası Isparta sokaklarını etkilemişti.İnsanlar, sıcağın ve buna bağlı olarak oluşan stresin etkisiyle birbirine kötü davranıyor ve zedelenmez denilen dostluklar zarar görüyordu.En ufak gölgeler boş bırakılmayıp; yetişkinlerin dinlenme alanları,çocukların oyun sahaları haline gelmişti.Misket oynayan çocuklar,saklambaç oynayan çocuklar,elim sende oynayan çocuklar…Hepsi de gölge alanları kendilerine oyun alanı yapmıştı,sadece oynadıkları oyunlar farklıydı.

Isparta’nın bahçelerinde yer alan güller,adeta misk kokusu gibi koku yaymakta ve insanların ruhlarını, tatlı esintiler eşliğinde okşamaktaydı.Gözlerin pasını gideren güller,adeta sıcağa meydan okur tarzda insanları rahatlatmaktaydı.Gül bahçelerinde piknik yapan ve sıcağın etkisini azaltmaya çalışan insanlar da gözden kaçmıyordu.
Dar bir caddede elim sende oyunu oynayan çocuklar kah gülüyorlar, kah bağırıyorlardı. Ebe olan çocuk, hızlı bir şekilde diğer çocuklara doğru koşuyor ve onları ebelemeye çalışıyordu.Çocuklar hep bir ağızdan bağırıyordu:
-Ebe Ahmet, ebe Ahmet…Bizi ebeleyemezsin…
-Siz hızlı koşmazsanız, sizi yakalayıp ebeleyeceğim.
Ahmet adlı çocuk hızlı bir şekilde koşuyor ve diğer çocuklardan birisini ebelemeye çalışıyordu. Bu sırada çocuklardan birisinin ayağı, yerde duran bir taşa takılır ve çocuk yalpalayarak yere düşer. Ahmet hızlı bir şekilde koşarak onu ebeler. Ebelenen çocuk bağırır:
-Ama bu sayılmaz ki, ben yere düştüm ve sen beni ondan sonra ebeledin.
Ahmet ise bir an önce oradan uzaklaşmaya çalışıyor, bu arada ebelediği arkadaşına dönerek konuşuyordu:
-Osman, senin düşmen benim sorunum değil, ben seni ebeledim ve şu an ebe sensin…
Yerden ayağa yalpalayarak kalkan Osman, ağlamaklı bir şekilde arkadaşlarına dönerek konuştu:
-Arkadaşlar, Ahmet’in yaptığı doğru bir davranış mı?
Bu arada bazı çocuklar Osman’ın yanına gelmişti ve ona yardım etmeye çalışıyorlardı. Diğer çocuklar da yavaş yavaş geliyordu ve Ahmet’te utangaç bir tavırla gelmek zorunda kalmıştı.Orada bulunanlardan mavi gömlekli olan çocuk konuşmaya başladı:
-Biz burada arkadaşız ve Ahmet, senin yaptığın çok yanlış bir davranış. Osman’dan özür dilemezsen seninle bir daha konuşmayacağız.
Çok gururlu bir çocuk olan Ahmet’in özür dilemeye hiç niyeti yoktu ve bunu da dile getirmekten çekinmedi:
-Neden özür dileyecekmişim? Onu ben mi düşürdüm?Düştü ve ben onu ebeledim…
Bunları söyleyen Ahmet hızlı adımlarla evine doğru yol almaya başladı.Bu arada sinirli bir şekilde söyleniyor ve kendisinin suçsuz olduğunu düşünüyordu.Bu düşünceler içerisinde yeşil renge boyanmış bir evin önüne gelerek kapıyı çaldı.Yaklaşık bir dakika geçmişti ki evin kapısı açıldı.Kız kardeşi kapıyı açmıştı.Eve giren Ahmet,babasının ve annesinin evde olmadığını,sadece dedesi ile kız kardeşinin olduğunu gördü.Elini yüzünü yıkarken, dedesinin kendisini takip ettiğini fark etmemişti.Torununa bakan dede konuşmaya başladı:
-Hoş geldin torunum…Canının sıkkın olduğunu görüyorum,kötü bir şey mi oldu?
Elini ve yüzünü havluya silen Ahmet konuşmaya başladı:
-Pek önemli değil dedeciğim, sadece biraz canım sıkıldı.
Torununu çok seven ve bir o kadar da torununun kendisini sevdiğine inanan dede, biraz daha üsteleyince, Ahmet her şeyi anlattı. Hem yaşının verdiği tecrübe ve hem de çok kitap okumanın verdiği bilgi birikimi ile dede bu sorunu hasarsız bir şekilde halletmeye çalışması gerektiğine inanır ve konuşmaya başlar:
-Ahmet, bu olay olana kadar Osman’ı seviyor muydun?
-Evet dedeciğim, hem de çok seviyordum.
-Peki şimdi seviyor musun?
-Biraz kırgın olsam da seviyorum.
-Senin yapmış olduğunu, Osman sana yapmış olsaydı hoşuna gider miydi?
-Tabi ki gitmezdi…
Pencereden dışarıya bakan dede, parmağı ile bahçedeki gül ağacını göstererek konuştu:
-Bak dışarıdaki gül ağacına, güzel kokan güller ve onların çevresinde yer alan dikenleri…Gül koklamayı seven,o gülün dikenine katlanmak zorundadır.Eğer sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen başkasına yaparsan,kötü kokulu gül gibi olursun ve seni kimse koklamaya çalışmaz.Seni sadece dikenleri olan bir çalıya benzetirler,bu nedenle de seni kimse koklamaya çalışmaz.
Biraz düşünen Ahmet heyecanlı bir şekilde dedesine bakarak konuştu:
-Dedeciğim, ben dikenli bir çalı olmak istemiyorum. Hemen arkadaşlarımın yanına gidip özür dileyeceğim.
Dedesinin söylediklerini dinlemeden dışarıya çıkan Ahmet, bahçelerinde yer alan gül ağacından altı tane gül kopararak koşmaya başladı. Arkadaşlarının yanına gelen Ahmet nefes nefese kalmıştı, buna aldırmayarak arkadaşı Osman’ın yanına gelir ve elindeki güllerden birisini ona uzatarak konuşur:
-Osman, senden özür diliyorum. Yaptığım hiç güzel bir davranış değildi…
Diğer arkadaşları da toplanmış, konuşmayı dinliyorlardı. Ahmet onlara da birer gül verdikten sonra konuşmaya başladı:
-Hepinizden özür diliyorum, umarım beni dikenli bir çalı gibi görmezsiniz…
Osman kendisinin konuşmasının uygun olduğunu düşünerek söz aldı ve konuşmaya başladı:
-Sen bizim dikenli çalımız değil, dikenli gül ağacımızsın. Seninle hem güleceğiz hem de ağlayacağız, ama sana asla darılmayacağız…
Bunları söyledikten sonra kucaklaşırlar ve daha sonra oyunlarına kaldıkları yerden devam ederler…







SON

LÜTFİ ŞAHİN
www.lutfisahininsitesi.com

Bu yazı toplam 66 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.