1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

  3. Günahlarından söz ettiklerimizin, tövbelerinden haberdar mıyız?
Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Günahlarından söz ettiklerimizin, tövbelerinden haberdar mıyız?

A+A-
Yeterince farkında mıyız bilemiyorum ama özellikle son zamanlarda herkes meş’um bir çılgınlığın pençesinde kıvranıyor. Ellerimizde borazanlar, megafonlar ya da akıllı telefonların, klavyelerin tuşları bizden başka birilerinin günahlarını anlatmaya, yaymaya, herkese duyurmaya çalışıyoruz. O şöyle yapmış, bu böyle yapmış, o zani, bu katil, şu hain, diğeri alkolik, öteki hırsız, beriki soysuz, kimi kumarbaz, kimi madrabaz…

Kimsenin dönüp de hakikat aynasında kendine ve kendi günahlarına bir bakmaya niyeti de yok gibi görünüyor. Sahi biz neyiz, kimiz de hatadan, günahtan, kusurdan müstağniymişiz, diğerleri de günah denizlerinde boğuluyorlar gibi bir gaflete gark olmuşuz. “Kul olanın kusuru olur” diyen atalarımızın kulağımıza küpe olması gereken öğütlerini ne de çabuk unuttuk. Hani bir şarkıda da geçtiği gibi “ellerin, dillerin, bütün dünyanın günahkâr olduğu bu çağ yangınında masum değiliz hiç birimiz…”.

Oysa ki ruhumuzu mucizevî ahengine ram etmemiz gereken Kitab’ımızda Rabbimiz mü’min kullarını nitelendirirken şöyle buyuruyordu; “Onlar bir günah işlediklerinde, yahut nefislerine zulmettiklerinde, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları da Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler”. Yani tövbe eder mü’min kullar, yani pişman olurlar, mahcup olurlar, acziyetlerine bürünür, abdiyete yol alırlar. Bir daha işlememek üzere söz verir, hayâ eder, utanır, Rabbin merhamet eşiğine zelil başlarını koyup af diler, yalvarır, yakarırlar. Affedilmek, bağışlanmak ümidini taze tutarlar ki bu imanlarının gereği, hatta bir şubesidir.

Şimdi farz edelim ki kendi zaaf ve kusurlarımızı gizlemek için belki de abartarak günahlarını etrafta anlattığımız biri böylesine bir tövbe etti ve bağışlandı. Bizim onun kabul edilmiş tövbesinden haberimiz yokken ne duruma düşeriz Allah katında hiç düşündük mü? Neden şu meşhur hadisin muhatabı olacağımız hiç aklımıza gelmez de kalplerimiz titremez; “Kim mü’min kardeşini bir günahından dolayı ayıplarsa, aynısını işlemedikçe ölmez”. İşte şaşmaz ölçü, işte mü’min hassasiyeti, işte insan, işte İslam.

Yine bir tasavvufi eserde bir mürşidin iki müridinin kendi aralarında ve fakat biraz da yüksek sesle bir başka müridi çekiştirmeleri, ayıp ve kusurlarından söz etmeleri üzerine buna şahit olan mürşidin şu uyarısı hepimize kesin bir irşat hükmünde değil midir; “Birilerinden meydana gelen hatalardan, kusurlardan dolayı diğerlerinin ondan yüz çevirmeleri ne kadar hayrete şayandır. Her gün işlediğimiz onca kusurdan, günahtan, isyandan, nisyandan, tuğyandan dolayı Cenab-ı Hak bizden yüz çeviriyor mu? Üzerimize olan nimetini kesiyor mu? Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak ne zor şey…”. Yine biliyor, duyuyor ve inanıyoruz ki “Allah, asilerin mahcubiyet ve tövbelerini, abidlerin vücud-u ibadetlerinden çok sever, zira o vücud ve eneiyyet arada iken belki de ibadetler kabul dahi olunmuyordur.”

Öyleyse her hâl ve kârda, önce dönüp nefsimizi kınamaya çalışalım, “halk ile ve ahval-i halk ile meşguliyettense Hak ile meşgul olmanın evlâ olduğu” gerçeğine irademizi rapt edelim. Böyle yaparak, belki de samimice tövbe edilmiş başkalarının günahlarını dillendirmek yerine kendi derdimize yanalım olmaz mı?

 
Bu yazı toplam 106 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.