1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. GÜNCEL TEHDİT : BİYOLOJİK SAVAŞLAR!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

GÜNCEL TEHDİT : BİYOLOJİK SAVAŞLAR!

A+A-

Salı yazımda işaret etmiştim. Yerkürede artık yeni bir çağ başlıyor. Yaşanan gelişmeler ışığında bu çağa geçişte rol alan baş aktörün Çin olduğunu düşünüyorum. Teknolojide yeniliklerin sınır tanımaması ve her geçen gün yenileriyle karşı karşıya kaldığımız asrın başlangıcına şahit olmak bizlerinde nasibinde varmış.

Dünya, yüzyıllardır süregelen çeşitli savaşlara muhatap oldu. Kesintisiz ilerleyen süreç kademe kademe bugünlere geldi. İlk savaşlar, daha çok toprak kazanma amacına matufen taraflar arasında ama omuz omuza, ama kılıç kalkanla, ama okla yayla yapılıyordu. Çünkü zamanın şartları bunu gerektiriyordu. O devrin savaşlarında mertlik vardı. Birebir ya da karşılıklı savaşlarda gücünü gösteren nihayetinde müspet sonuç alıyordu. Şanlı Osmanlı tarihimiz bunun örnekleriyle dopdoludur. Zaman geçtikçe yeni keşifler savaş işini mertçe değil de kahpece kazanmaya yönelik çizgide yön değiştirdi. Örneğin 1940’lı yıllarda Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarını düşünebiliriz. İnsanlar bir anda gökte ki uçaktan atılan bombalarla buhar olup kayboluvermişlerdi.

Zaman geçtikçe sırayı kimyasal bombaların kullanıldığı süreç ve akabinde de biyolojik denemelerin yapıldığı korkunç savaşlar almaya başladı.

Şu anda biyolojik tehdidin başrol oynadığını düşündüğüm bir sürecin başlatıldığı düşüncesindeyim.

Kimyasal Silahlar, fizyolojik etkileri nedeniyle canlıları kitlesel olarak çok kısa bir sürede öldürme veya yaralama kapasitesine sahip zehir etkisi yüksek, çevresel etkenlere dayanıklı, taşınması ve saklanması kolay kimyasal zehirlerdir. Hedef ülkede asker ve sivilleri saf dışı bırakmak, hareket kabiliyetlerini azaltmak, bitkisel ve hayvansal besinleri zehirleyerek kullanılmaz hale getirmek amaçlarına yönelik kullanılmak üzere tehdit unsuru olarak bulundurulur. Esasında yapımı, saklanması ve kullanılması milletlerarası antlaşmalarla yasaklanmıştır. Normal şartlar altında katı, sıvı ve gaz halinde bulunurlar. Vücuda ağız, burun ve boğaz, göz, cilt, akciğerler ve sindirim sistemi yoluyla girerler. İklim koşullarına bağlı olarak kısa ve uzun süreli etki yapabilme özellikleri vardır.

Bunu Saddam Hüseyin Halepçe’de kendi halkına karşı kullanmış ve binlerce insan ne olduğunu bile anlayamadan ciğerlerine giren kimyasal gazın etkisiyle acı ve ızdırap içerisinde hayatlarını kaybetmişlerdi.

Kimyasal gazdan da etkili olan ve tüm dünyayı bir anda ters yüz edebilen biyolojik tehdidin aslında diğerlerine nispeten daha büyük tehlike olduğunu yaşayarak öğreniyoruz. Zalimlerin elinden tüm dünyaya yayılan virüsün ardında dünyaya farklı şekil vererek tüm insanlığı köleleştirmek, ülke sınırları yerine her ülkede yaşayan fertlerin birilerince kontrol altına alınarak onların yaşamlarında ki her anı idare edebilme hatta ölümlerine bile kendilerinin karar vererek dünya nüfusunu kontrol altında bulundurma gibi kirli amacın olduğunu varsayabiliriz.

Bizler Müslümanız Elhamdülillah… Cenab-ı Allah’ın planlarının tüm planların üstünde olduğuna imanımız sonsuzdur. Bugün teselli bulabileceğimiz en büyük değerimiz budur. Onun takdirinde olan olur.

Sıkıntılı durum, bu gücün ve tehdidin gayrimüslimlerin kontrolünde olmasından ötürü acziyete düşen müslümanlar olmamızdır.

Çünkü her şey gibi inancımız da tam oturmuş değildi. Müslümanlar olarak düştüğümüz ferdi hatalara girmeme hiç gerek yok.

Bilim ve teknolojik anlamda üzerimize düşeni hakkıyla yapmış olaydık belki de bugün dünyaya adalet dağıtan, masum insanların katledilmesine set çeken bir güçbirliğimiz olabilirdi.

Bizi o denli psikolojiye soktular ki batı denilen alçak zihniyete hayranlık besleyen, onların izinde yürümeye çabalayan ve kendi dinine dahi saldıran bir neslin oluşturulmasıyla içimizde ki birlik ve beraberliği de dümura uğrattılar.

Topluma insanın değerini dinimiz islamın verdiğini anlatabilseydik, dinimizi hakkıyla savunabilecek donanımda olabilseydik durum çok daha farklı gelişirdi.

Şeyh Edebali’nin; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünün anlamı ortalama bir insanın ilk başta gördüğünden oldukça derindir.

Bu söz Şeyh Edebali’nin; Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gazi’ye verdiği o meşhur nasihatlerden biriydi. Aynı zamanda meşhur 2200 yıllık devlet geleneğimizin de bir parçasıydı.

Aynı zamanda bir çok dünya devinin ‘sosyal devlet olma politikası’ adı altında uyguladığı bir stratejinin kaynağı da bu temele dayanıyordu.

Depresyonda, psikolojisi bozuk, üretken olmayan, boş işlerle uğraşan, vasıfsız, niteliksiz, sabırsız insanlar topluluğu önce kendilerinin, sonra çevrelerinin daha sonra da devletlerinin sonunu hazırlarlar.

İşte son cümle, bugünkü islam toplumlarının genel durumunu özetliyor.

Unutulmamalıdır; Biz güdülen değil güden olmak zorundayız. Çünkü hak ve adalet kavramının tüm dünyaya hakim olmasının temelinde İslam kültürünün başrol oynaması yatar. Yahudi ve hristiyan toplumların hakim olduğu günümüz dünyasında gelinen noktayı görüyorsunuz. Bu zilleti 600 yıllık Osmanlı hakimiyetinin hüküm sürdüğü asırda göremezdiniz.

Bu yazı toplam 1867 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.