1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. 5 NİSAN KARARLARI VE TÜRKİYE
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

5 NİSAN KARARLARI VE TÜRKİYE

A+A-
  • Bizim yaşımızda ve daha büyük olanlar bilirler. Türkiye bundan 24 yıl önce  bir 5 Nisan kararları yaşamıştı. Bu kararlar ekonomiyle ilgiliydi. Türkiye dün olduğu gibi bugünde ekonomide kritik bir süreçten geçiyor. Kimse ekonominin  dün kötüydü, bugün daha iyi, yada dün iyiydi, bugün kötü demeye hakkı yoktur.
  • Konya Ticaret  Odası başkanı Selçuk Öztürk’ün açıklamalarına göre  ihracat mart ayında rekor kırmış. Bu sevindirici bir durum . Ancak iç piyasaya bakıyorsunuz, esnafın haline bakıyorsunuz memnun olanların azlılığını görüyorsunuz.
  • Bütün bunları gördüğümüz zamanda meşhur bir fıkra aklıma geliveriyor. Fıkrayı bilenler bilir, bilmeyenlerde bilenlerden öğrensin.
  • Hani şu kadarını hatırlatayım.

Ben çok iyi dövüşüyorum da, benim ağzımı , burnumu kim kırıyor?

Neyse enseyi karartmadan 1994 yılında Başbakan Tansu Çiller’in iş başında olduğu dönemde alınan 5 nisan kararlarına dönelim…

Dünyanın 1929 Büyük Buhranından sonra ortaya çıkardığı etkiler bakımından karşılaştığı en sarsıcı ekonomik kriz 2008 Küresel Ekonomik Krizi’dir.

5 Nisan 1994 te Türkiye gerçekten br ekonomik kriz yaşıyordu. İstikrar yoktu.  Bazı kişlerin peki bugün kriz yok mu? İstikrar var mı, der gibi baktığını görür gibiyim. Bunda size bırakıyorum ve değerlendirmeyi siz yapınız.

Türkiye tarihte birçok ekonomik problem ile boğuştu. Bunlar başlıca; yüksek enflasyon, dayanıksız bir bankacılık sektörü, derinliği olmayan bir finans ve güven vermeyen bir merkez bankası.

 Türkiye 90’lı yılları siyasi olarak koalisyon hükümetleri ile geçirmiş ve beraberinde ekonomik istikrarsızlık ile karşı karşıya kalmıştır. Bu siyasi zeminin hazırladığı bir ekonomik kriz olan 1994 Ekonomik Krizi, Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşadığı en ağır reçeteli krizlerden biri olmuştur. Krizin etkilerini acilen minimize etmek amacıyla litaretüre ‘5 Nisan Kararları’ olarak geçen bir istikrar programı yürürlüğe konmuştur.

Türkiye, 1987 ile 2001 yılları arasında siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkları içiçe geçmiş bir şekilde yaşamıştır. Az yada çok, büyük ya da küçük olarak bundan sonrada ekonomik  sıkıntılar yaşanmıştır. 12 Eylül Darbesi’nin ardından yaşanan siyasi yasaklar ve sağ/sol siyasi yelpazenin bölünmesi, siyasi istikrarsızlığı körüklemiştir. Türkiye siyasetinin normal bir hale gelmesi uzun yıllar mümkün olmamıştır.

Türkiye, 2002 yılına kadar sık sık değişen koalisyon hükümetleri tarafından yönetilmiştir. Kısa süreli hükümetler, kısa vadeli ekonomik ve siyasi hedeflere yönelmeyi tercih etmişlerdir. Siyasi iktidarlar için hedef, ekonomide makro dengesizliklerin çözümünden ziyade bütçe dengesizlikleri ile daha uzun yaşamayı başarabilmek olmuştur.

1994 yılı Türkiye için biriken ekonomik sorunlar yumağı ile karşı karşıya kaldığı bir yıl olmuştur.  Cari açık, kamu açıkları, bütçe açıkları ve dış borç gibi bir çok makro ekonomik parametrede bozulmalar meydana gelmiştir. Bu bozulmaların acilen önüne geçilmesi için IMF önerili bir reçete hazırlanmıştır. Dönemin DYP-SHP koalisyon hükümetinin başbakanı Prof. Dr. Tansu Çiller’e de bu programı açıklamak düşmüştür. 5 Nisan günü açıklanan istikrar programı litaretüre ‘5 Nisan Kararları’ olarak girmiştir.

1980’lerin sonlarına yaklaşıldığında uygulamaya konulan “döviz kuru artışını düşük tutmak yoluyla enflasyon düşürme politikası” 1989 yılında sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesiyle hız kazanmıştır. Sermaye hareketlerinin serbest bırakılması, bütçe açıklarının finansmanında kısa vadeli sermayenin kullanılmasına olanak sağlamıştır.

Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve ücretlerin yükselmesi sonucunda kırılgan bir yapıya sahip olan Türkiye Ekonomisi’nde makro dengesizlikler baş göstermeye başlamıştır. Aynı vakitlerde 1991 yılında ortaya çıkan Körfez Krizi ve ardından Ortadoğu’nun tümünde yaşanan siyasi karışıklıklar, ilgili pazarların daralması sonucunu doğurmuştur.

1994 yılına kadar oluşan dış borç geri ödemeleri, iç borç ile finanse edilmeye çalışılmış, bu durum beraberinde faiz oranlarının da yükselmesini getirmiştir. Faiz oranlarının yükselmesi sonucu kısa vadeli sermaye hareketleri zirve noktaları görmüştür. Kısa vadeli sermaye girişleri de değerli bir yerli para sorununu tekrardan gündeme getirmiştir. Değer kazanan TL, ihracatta daralmaya sebep olmuştur.

Aynı dönemlerde siyasi iktidarın uyguladığı “yüksek ücret” politikası da iç talebi ve ithalatı körüklemiştir. İhracatta daralma yaşanırken, ithalatta artış gözlemlenen bu dönemde dış ticaretteki makas giderek açılmıştır. Değerlenen yerli paranın çıktılarından biri de maliyet enflasyonu olmuştur.

5 Nisan tarihine yaklaşırken yapılan önemli uygulamalardan biri de devalüasyondur. 29 Ocak 1994’te %13.6 devalüasyon yapılmıştır. Bu kararı iki devalüasyon daha izlemiştir. Ağır fatura ise 5 Nisan’da ortaya çıkmıştır.Ocak 1994’te döviz kuru 19.000 TL/Dolar ve Merkez Bankası rezervleri 7 milyar dolar iken 5 Nisan’ın hemen ardından bakıldığında; TL/Dolar 38.000, Merkez Bankası rezervleri ise 3 milyar dolardır.

5 Nisan 1994 kararlarına ülkeyi götüren en önemli sebepler arasında ülkenin siyasi atmosferin etkisi mevcuttur. Özal’ın ardından Anavatan Partisi’nde yaşanan krizler ve siyasi iradeye etkisi, sonrasında iktidara gelen DYP ve kısa süreli koalisyon hükümetlerinin seçim vaatlerinin bir kısmını dahi gerçekleştirebilmek için bütçe harcamalarını artırmaları, bütçe açıklarını artırmış ve siyasi iradeye olan güveni sarsmıştır.

5 Nisan Kararları’nın amacı; enflasyonu hızla düşürmek, Türk Lirası’na istikrar sağlamak, ihracat artışını hızlandırmak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sürdürülebilir bir temele oturtmaktır.

 Tarımsal destekleme konusunda; hedef kitleye doğrudan ödeme yapmak ve kredi kolaylıkları sağlama gibi fiyat desteği dışındaki konulara ağırlık verilmiştir.Çiftci ve köylü kalkındırma projeleri ile köylü rahatlatılmıştır. Özel sağlık ve özel emeklilik sigortaları teşvik edilmiştir.

SGK ve Emekli olma koşlları yeniden düzenlenmiştir.

İşte geldiğimiz nokta da durum bu günkü tablodur. Elbette bu günkü ekonomik tabloya gelişte 2002 yılından sonra özelleştirme ve diğer gelirlerle elde edilen hasılanın da büyük payı vardır.

Son olarak Türkiye, 90’lı yılları “en iyi ekonomi politikası, politikasızlıktır” paradigması ile geçirmiş ve geriye, potansiyel kalkınmanın yaşanamadığı kayıp yıllar bırakmıştır.

Bugünkü konum itibariyle yaşadığımız vergi yükü, Tekel maddelerine yapılan zam, Akaryakıt’ta  büyük fiyat artışını da unutmamak gerekir.

Bu yazı toplam 978 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.