1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Günlerin Getirdiği: “ÖLÜRÜM TÜRKİYEM”
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Günlerin Getirdiği: “ÖLÜRÜM TÜRKİYEM”

A+A-

Bir kesimin çok sevdiği, bir kesimin ise kaçtığı bir isim.

Mustafa Yıldızdoğan,

Vatan, Millet ve Bayrak sevgisi dolu bir sanatçı

Mustafa Yıldızdoğan.

Kendisiyle  bir termalde birlikte birkaç gün dostluk yaptık.

Birkaç kez, bir arada, konserlerde konuşup buluştuk.

Mütevazi , kişilikli bir isim.

Neyse geçelim.

Türk devletinin canına od tıkamaya and içmiş, gözü dönmüş, kandırılmış değil inandırılmış, bir ihanet tesviyesinde hainliğin tüm zihnî ve aklî unsurlarıyla donatılmış, ihanete adanmış ve adına bu ülkede uzun yıllardır Fetullah Hoca ve onun “cemaat’i " denilen  ve önce “paralel yapı, sonra, “Feto terör örgütü” olan bir örgütün 15 Temmuz günü akşamında denediği  isyan, darbe, adına ne derseniz deyin eşkıya kalkışmasının taşları yerinden oynatıp oynatmadığını önümüzdeki aylarda göreceğiz... Ancak ben bunu şimdiden söyleyeyim.  Bu samandan çok duman çıkacak. At izi, it izine karışacak. Bunun nedeni ise Türkiye’nin genleriyle oynanmasından kaynaklanmaktadır.

Bu hain kalkışmanın taşları yerinden oynatmasını umut ediyoruz ve ülkeyi yönetenlerin bu yerinden oynayan taşların sesine kulak vermelerini de...

Türkiye’de uzun yıllar ve hatta bugün bile ve yıl dönemlerinde tartışılır, konuşulur.

'Lozan Hezimet mi, Zafer mi' isimli kitapla büyüyen bir siyasi geleneğin,  bugün "Lozan bu ülkenin tapusudur" noktasına gelmesi görülüyor. Çünkü anlatılanlar ve söylenenler doğru ise  dış düşmanların da desteği ile 15 Temmuz darbesini hainler gerçekleştirmiş olsalardı, Türkiye bölünüyor ve hatta adeta “Sevr” hortlatılıyordu. Burada bir hatırlatma yapalım. Sevr’i bilenler bilmeyenlere bir zahmet doğru ,dürüst anlatsın.

Diyarbakır'da 'Megri Megri' türküsüne eşlik eden bir Güneydoğu politikasının, bugün meydanlarda hançereleri yırtılırcasına 'Ölürüm Türkiyem'i söylemeleri...Bürokrasisinin bir kısmı resmî toplantılarda bile İstiklâl Marşı okunurken ayağa kalkmayan bir antipatinin, felâket anında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde İstiklâl Marşı'nı tekmili birden on kıta okuması...Siyasi hayatları boyunca 'Bu millet' diyerek işaret sıfatıyla adlandırdıkları milletin adının Türk milleti, büyük Türk milleti, kahraman Türk milleti, aziz Türk milleti olduğunu hatırlamaları...

İddiaları ve isminin önündeki sıfatları ne olursa olsun, ister dinî ister seküler hiçbir sıfatın hiç ama hiç kimseyi mâsum kılmayacağı...Sınav sorularının çalınmasının ne kadar büyük bir adaletsizliğin ve tehlikenin rahmi olduğunu, hilesiz sınavların bir tabii seleksiyon olduğunu, çalınmış sınav sorularıyla geleceğe ne denli büyük bir tehlikenin tohumlarının atıldığını ve buradan devletin en önemli ve asla vazgeçemeyeceği, asla taviz veremeyeceği değerin 'adalet' olduğunun çok acı bir tecrübe ile öğrenmek zorunda kalınması...

Seçilmiş iradenin , seçildiği ândan itibaren, yani devlet oldukları ândan itibaren yalnızca kendisini seçenlerin değil, hatta tam tersine öncelikle kendisini seçmeyenlerin devleti olduklarını, devlet oldukları andan itibaren evvelen siyâsî değil, devlet aklıyla yönetmeleri gerektiği...Bütün bunları herkesin, bilhassa ülkeyi yönetenlerin anladığını gelecek adına bir umut kabul etmek istiyoruz...

Haydi fıkhî tabirle söyleyelim, bu umudu istinbat ve istihraç etmek istiyoruz, yani derin bir kuyudan su çıkarır gibi umut çıkarmalıyız milletçe..."Ümit en son terk olunan şeydir" diyordu ya şair...Ümidi terk edemeyiz... Ümit-vâr olmak zorundayız...1923'te küllerinden doğan Türk devleti ve milleti bu felâketten de çıkacaktır... Merkezindeki biricik değeri 'adalet' olan bir devleti... Hizmet dağıtırken biricik değeri 'adalet' olan bir devleti...Dini ve kültürel aidiyetlerin devlet katında hiçbir anlamının olmayacağı bir devleti...Devletin hükümranlığını bir başka grup, cemaat veya baskı grubu ile paylaşmayan bir siyâsî iradenin yönettiği devleti...Siyasi iradenin üzerinde sallanan hiçbir kılıcın olmayacağı bir demokrasiyi konuşmalıyız artık...15 Temmuz'un belki de en önemli neticelerinden birisi de, darbe heveslilerinin geçmiş yıllarda hiç ama hiç hesaba katmadığı milletin bir darbenin önünde nasıl canını hiçe sayarcasına dimdik durduğudur. Darbe heveslileri bunu asla unutamayacaklardır. Tü rk Milletinin büyüklüğünü, demokrasi aşığı olduğunu, egemenliğin bu dünyada kayıtsız ve şartsız  önce Allah, sonra Millette olduğunu, gerektiğinde bu büyük milletin nasıl ülkesi, bayrağı, dini için canını hiçe sayarak tankların, tüfeklerin önüne bir yürek, bir dağ gibi dikildiğini  göstermişlerdir.

Şunu tüm dünya bilsin ki, Türk milleti artık bu ülkede darbelere izin vermeyecektir...28 Şubat'ın muhasebesini yapmayan 'millî görüş' kadrolarının, 15 Temmuz'un muhasebesini âcilen yapması gerekmektedir....Sorulacak soru: "Ne istediler de vermedim?" sorusu değildir, Müsavat Dervişoğlu'nun güzel tespitiyle, "En son seni istediler"...Bu gerçekten hareketle sorulacak soru "Hatalardan nasıl döneriz?" sorusudur ve bu muhasebe samimiyetle yapılarak, politik getirilerinden veya götürülenden  azâde olarak tüm vatanseverlerce geniş bir konsensüste yapılmalıdır...

 

Bu yazı toplam 109 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.