1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Hacıveyiszâdelerden: Mustafa Sabri Kurucu-1
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Hacıveyiszâdelerden: Mustafa Sabri Kurucu-1

A+A-

Bugün Belediye tramvay durağında yer alan camiye ismini veren bu değerli zat; Konya'nın Karatay İlçesine bağlı Yarma Bucağı Şatır Köyü'nden Hacı Veyis Efendi'nin iki oğlundan büyük olanıdır. Hatta: “İbrahim mi büyük yoksa sen mi?” diye soranlara: “İbrahim benden büyük ama ben ondan önce doğmuşum” diyerek kardeşinin ilmini överek büyük bir alçakgönüllülük sergilemiştir. Kendisi “Hacıveyiszâde ünvanı” ile meşhur olup son devir din bilginlerimizin büyüklerindendir. 1889 yılında Konya'nın Sedirler Mahallesinde dünyaya gelmiş, 5 Şubat 1960 tarihinde Konya'da vefat etmiştir. 
    Hacı Mustafa Kurucu Efendi, ilk tahsilini babasından almış, Sedirler Mahallesi Sıbyan Mektebinde okumuş, babasının da hafızlık hocası olan Bekir Hoca Efendi'den hafızlığını tamamladıktan sonra bazı Konya âlimlerinden fıkıh, tefsir, hadis, ahlâk, hikmet ve İslâm tarihi okuyarak icazet almıştır. Konya'da kurulan Islah-ı Medaris müderrislerinden Şeyhzâde Ziya Efendi'den Arapça, Cebir ve Feraiz tahsil etmiş, Sultan Selim Camii Hatibi Mesnevihan Sıdki Dede'den Farsça öğrenmiş, tasavvufi ilimler üzerinde durmuş, keskin zekâ ve anlayışı ile kısa zamanda kendini yetiştirerek tanınmış din bilginlerinden biri haline gelmiştir. 
    Hacı Veyiszâde Mustafa Efendinin selamı meşhurdur. Bu selam verme alışkanlığı babasından kalmaydı. Çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç, ölü diri herkese selam verirdi. Çocuklar Hacı Veyiszâde Mustafa Efendi selam vermeden sıraya geçer, önce selam verme işini çocuklar yapar, O da onların başını okşar, elindeki çerez torbasından sarı leblebi ikram ede ede giderdi. Hayatında İslâm’ı yaşama adına ne varsa bulabileceğimiz biridir. Teheccüd namazını çocukluğundan beri hiç kaçırmamıştır. Babası Hacı Veyis Efendi ne zaman teheccüde kaldırmak için odasına girdi ise, onu uyanık bulmuş ve hanımına: “Hatun! Mustafa bizi geçti maşallah” demiştir. 
    Hocalığını yaptığı Islah-ı Medâris ve Dârü’l-Hilâfe Medresesi’nden, İmam-Hatip okuluna kadar binlerce talebe yetiştirmiştir. Öğrencileri O’nu zaman zaman kızdırmak isterdi, o da size beddua edeceğim elinizi açın der ve: “Allah’ım bunları muallim eyle, Allah’ım bunları muallim eyle!” diye dua ederdi. Bir de: “kızmayacan, kızdırmayacan, kırmayacan, kırılmayacan” diyerek söylendiği de olurdu. Hacı Veyiszade Mustafa Efendinin tebliğinde şeytanı taşlama pek yoktu. Yumuşak üslupla konuşurdu, bazen de kırmadan sertleşirdi. Okulda sınav yaparken, yazılı kâğıtlarını dağıtır, soruları sorar, kendisi de seccadeyi serer namaza dururdu. Namazdan sonra ise kopya çekenleri bir bir sayar ve azarlardı. İsterse kitabı yazsınlar ama bildikleri kadar not alırdı. Yani; kopya çekmenin bir manası yoktu.
    Hacıveyiszâde Efendi Türkiye'nin doğusundan gelen sürgün muhacirlere yardım etmek için, beş yıl aile efradıyla akşam yemeklerini yememiştir. Evinde yapılan koca bir tencere Tirit yemeğini bu kimsesiz, fakir ve aç insanlarla paylaşmıştır. Onlara akşam namazından sonra sohbet etmiş ve kitap okumuştur. Hanımı bu muhacirlere çok acıdığını kendisine söylediğinde, ona karşı, "Bunların içinde Peygamber sülalesinden olanlar var. Peygamber evladı var. Bunlara hizmet benim din borcumdur. Namazım neyse, bu odur. Peygamberim emrediyor. Dün aziz iken, bugün zelil olmuş; mevki ve parasını kaybetmiş olan insanlar var. Van'ın, Mardin'in âyânı, eşrafı iken,  sürgün düşmüş, muhacir olmuş, ekmeksiz, sabunsuz kalmış, çamaşırsız kalmışlar”. Bunları söylerken ağlayan Hacı Veyis, "Zengin olsaydım da bunlara maaş bağlasaydım" temennisinden bulunmaktan da kendisini alamamıştır.
                                                                                        Devam Edecek…
 

Bu yazı toplam 675 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar