1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Hacıveyiszâdelerden: Mustafa Sabri Kurucu-2
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Hacıveyiszâdelerden: Mustafa Sabri Kurucu-2

A+A-

Kendisi gerçek manada bir hak aşığı, gönüllere taht kurmasını bilmiş bir sevgi adamı, ilim ve irfan vadisinin unutulmaz simalarından birisidir. Büyük evliyalardan Lâdikli Ahmet Ağa'nın da dediği gibi: “O, Zirvesine ulaşılamayacak kadar büyük bir dağ’dır". Müslim ve gayrimüslim herkesin gönlünü kazanmayı bilmiş, bir ikinci Mevlana, bir ilim ve hikmet hazinesidir. Menkıbelerini anlatanlar, onun Allah dostlarından bir zat olduğunu ve benzerinin gelmesinin zor olduğunu söylemektedirler. 
    Anlatılanlara göre; Konya'nın yakın köylerinden fakir ve küçük yaşta babasını kaybetmiş bir çocuk, okumak için Konya'ya gelerek, İmam Hatip Okuluna kaydolur. İhtiyar ve hastalıklı annesi biricik yavrusunu Konya'ya yollarken, evindeki zaten mahdud (sınırlı) olan erzak, yiyecek ve giyecekten bir torba yapıp uğurlar. Çocuk, Konya'ya daha önce hiç gelmemiştir. Şehrin tamamıyla yabancısıdır. İlk gün okulun yanındaki Kadı İzzettin Camiinde bir akşam namazı kılar. Mahzundur, yabancıdır. Onun bu durgun hali cemaatten mahalleli bir zatın dikkatini çeker. Gelip kendisine kim olduğunu, ne için geldiğini sorar. Çocuk, okumak için Konya'ya geldiğini, İmam Hatip'e kaydolduğunu ama yatacak bir yerinin dahi bulunmadığını sıkıla sıkıla anlattıktan sonra, köyünde hafızlığını ikmal ettiğini de sözüne ilave eder. O şahıs, kendisini yanına alarak, hemen arka mahallede bulunan ve bir imam bulunamadığı için aylardan beri kapalı duran biraz ilerideki mahalle mescidine götürür. Bu, Meydanî Ahmet Mescidi'dir. Mescidin bahçesinde bir odalı, bir mabeyinli ve mutfaklı küçük bir imam evi de vardır. İsterse burada kalabileceğini, karşılığında hiçbir şey istenmediğini sadece mescidin imamlık görevini yerine getirmesini ister. Çocuk hemen kabul ederek, odaya yerleşir. Ve hemen o yatsı namazından itibaren de mescidi cemaate açarak, imamete geçer. Ama yine de, mahallenin yabancısıdır, mahcuptur, himayesizdir. Okulda dersler devam etmektedir. Gelip geçen günlerde, çocuğun köyünden getirdiği, erzak noksanlaşır ve nihayet günün birinde biter. Çocukcağız birkaç gün daha aç susuz idare eder. Ama daha fazla dayanamaz. Dersleri hayli başarılı geçmekle beraber, bu yokluk canına tak demiştir. Sonunda daha fazla sabredemeyeceğini anlayarak, eşyasını toplayıp köyüne dönmeye karar verir. Eşyalarını odanın ortasına yığar. Köyüne gidecektir. Kentte okumak için para lazımdır. Himaye edecek hayır sahibi kişi gereklidir. Gönlü ve zihni bu duygularla meşgul iken birden bire, yaslanmakta olduğu sokak kapısı çalınır. Çocukcağız kulağına inanamaz. Çünkü bunca gündür bir kere olsun kapısını çalan olmamıştır. Kimdir bu? Büyük bir merak ve heyecanla kapıyı açar. Yaşı altmış civarında bir zattır gelen. Çocuk onu daha önce hiç görmemiştir. İhtiyar, mescidin İmam Hatip Okulu'na giden imamının kendisi olup olmadığını sorar. Çocuktan evet cevabını alınca; "Al yavrum, şunu sana Hacıveyiszâde Hoca gönderdi. Selamı vardır. Dersine devam etmeni, yese kapılmamanı, maddi endişenin olmamasını; bundan sonra da sana yeterince yardımda bulunacağını söyledi" diyerek, ayrılır gider. İhtiyarın eline tutuşturduğu şeyi merak eder; kapıyı heyecanla örter. Sonra avucunu açınca görür ki, elli lira. 0 gün için ona bir aydan fazla yetecek kadar bir bol paradır bu. Ne var ki çocukcağız, adı hala kulağında duran Hacıveyiszâde Hoca'yı daha önce hiç bir yerde duymadığı gibi, görmemiştir de. Aradan geçen bir ayı takiben o ziyaretçi tekrar gelir, kendisine destek olur ve bir miktar daha para vererek ayrılır. Artık genç, dersleriyle meşguldür. Okulu'na gitmekte, imametine devam etmektedir. Genç, İmam Hatip Okulu'nu ve Yüksek İslam Enstitüsü'nü parlak bir şekilde bitirir. Bugün İstanbul'dadır. Arapça, Farsça ve Fransızcanın yanı sıra İngilizceyi de çok rahat okuyup, anlamakta ve konuşmaktadır. Millet ve memleketine hizmetin çabasındadır.     Bütün bu özelliklerine rağmen, kendilerinde hiç bir öğünme payı görülmemiş ve tevazu timsali olarak yaşamıştır. 1960 yılının 5 Şubat Cuma günü Durak Fakı Mahallesindeki evinde Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.

Bu yazı toplam 744 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar