|
SON DAKİKA
MEMURLARA MÜJDE!
İLAÇLARI İLK KEZ ALACAKLARA UYARI!
NOTERLERE NEÅžTER!
'KAYIP KAÇAK BEDELİ' MECLİS GÜNDEMİNDE
Halk denetiminde yargılama
Siz hiç daha önce, bir davanın savcısı ile mahkeme başkanının kamuoyu önünde yürüttükleri bir davayı tartıştıklarını, birbirlerini suçladıklarını görmüş müydünüz?
Ben hatırlamıyorum. Ama bu da oldu işte...
Ve çok da iyi oldu.
Dink Davası'ndan çıkan karar kamuoyunda o kadar büyük bir tepki yarattı ki, bu ağır baskı karşısında davanın iki ana aktörü de kendilerini savunmak zorunda hissettiler.
Mahkeme başkanı, kendisinin de vicdanen örgütün varlığına inandığını ama önündeki dosyanın içerdiği deliller itibariyle böyle bir karar almasının mümkün olmadığını söyleyip topu savcıya atınca, savcı -ki zaten karara muhalif kalmıştı- faturanın kendisine çıkarılmasına isyan etti. "Dosyada deliller fazlasıyla vardı" diyerek açıkça mahkeme heyetini yanlış karar vermekle suçladı.
Bu arada, söz konusu dosya yakında önüne gelecek olan Yargıtay da eminim bu atışmaları merakla izledi; hem perşembe günü Agos önünde toplanan on binlerin isyanından hem de savcıyla mahkeme başkanı arasındaki bu tartışmadan fazlasıyla etkilendi.
Peki bütün bunlar kötü mü oldu?
Kimileri bu duruma hukuk skandalı diyorlar. Bana göre ise bu manzara, mahkemelerin "halk adına yargılıyor olmasına"na gayet uygun bir tablodur.
Hatta, bu tabloyu izlerken şunu düşündüm: Neden kamuoyunu yakından ilgilendiren tartışmalı davaların savcıları, hakimleri, sanık avukatları, dava bittikten sonra çeşitli platformlarda -panellerde, TV programlarında- bir araya gelip davayı tartışmazlar? Yoksa mahkeme kararları böyle tartışmalara gelemeyecek kadar çürük müdür genellikle? Eğer kamuoyu önünde tartışılırsa yargının büyüsünün bozulacağından, kimi ilkelliklerin, yetersizliklerin, beceriksizliklerin ortaya döküleceğinden mi korkarlar? Giydikleri yüksek yakalı cübbelerin, oturdukları yüksek kürsülerin yarattığı azamet yok olup gittiğinde geri kalanın pek dişe dokunur olmadığını görmemizden mi endişelenirler?
Davaları elbette etkileyeceğiz
Soruşturma aşaması dışında, "sürmekte olan davaları etkileme" denilen suça hiçbir zaman inanmadım; bunun nasıl olup da suç sayıldığını anlayamadım.
"Millet adına" görev yapan bir heyetin, milletin fikirlerinden, kanaatlerinden ve vicdanından etkilenmeden, onu dikkate almadan, milletin farklı kesimlerinin içinden çıkan farklı fikirleri öğrenmeden, toplamda yürümekte olan tartışmaları izlemeden sağlıklı hüküm vermesi olacak iş midir? Kendini toplumdan soyutlamış, fildişi kulesinde kara kaplı kitaplarıyla baş başa kalmış bir heyetin, adına karar verdiği toplumun değişim dinamiklerini yakalaması, ruh halini anlaması, fikir dünyasıyla eşgüdüm kurabilmesi nasıl mümkün olabilir?
Bu mesele, yani yargının kamuoyundan etkilenmesi ve kamuoyu baskısını üstünde hissetmesi meselesi, Türkiye özelinde daha da hayati bir önem taşıyor.
Yükleniyor...
|